64. Hükümetin başbakan yardımcıları arasında “makam ve plaka” kavgası…

64. Hükümet tesis edildi…

Bir işin millete herhangi bir hayrı olup olmayacağı, başlangıcından belli olur…

Ameller Niyetlere Göredir…

Kimin niyeti millete memlekete hizmet ise, onun ameli memleket ve millet amelidir…

Kimin niyeti şahsi bir menfaat ise, onun ameli millet ve memlekete ihanettir…

Hükümet ilan edilir edilmez, çığlıklar ve haykırışlarla bakanlıklarının ilanını karşılayan müptezellerin…

Dışişleri bakanlığı beklerken düz milletvekilliğine rıza ve hoşnutluk göstermeyen ve kendilerine daracık Çankaya köşkünde geniş mekanlar düzen kifayetsiz mühterislerin…

Bu da yazarsa bende yazabilirim diye benim gibi ortalama kültür ve zekalara ümit veren “hür yandaş” başyazarların…

“Küçük” beyinleriyle memleketin yayın hayatına yön vermek iddiasındaki istihbarat tetikçilerinin paralel dünyasından kulise ilk düşenleri, memleket sevdalısı insanların, işte bu hükümet bizim meselelerimizi halleder, diye aşırı ümide kapılmaktan alıkoyan kimi müptezellikleri duymuş olmaktan mutlu değiliz.

Bunların bazılarını ve özellikle başbakan yardımcıları ile ilgili olanları bir bir tadat etmek istedik… Midesi kaldıranlar, buyurun sofraya…

ali sarıkaya (1)

Tüh Bakan olamadım-Oh Bakan oldum:

Geçici hükümetin 05 plakalısı, Başbakanın ağzından ilk başbakan yardımcısı telaffuz edildiğinde, şok geçirip koltuğuna yığılan, bütün kas sistemi mefluç olup masa altına doğru tabii ve cazibe-i arza uygun kayma hareketini icra ederken, üçüncü isim olarak “mübarek ağızdan” dünyaya ilan edildiğinde duyduğu sevinç ve attığı çığlığın, “İsrafilin Sur”uyla mukayeseye layık bir sayha olduğu kulağımıza çalındı…

Bütün başbakanlık çalışanları, sanki takımın golcüsünün attığı gole sevinen çılgın taraftarların çığırışlarının Başbakanlık koridorlarında yankılanmasını hayra yorarak, acaba uluslararası alanda bir atılım mı yaptık, saikiyle TV başlarına ve akıllı telefonlara koştuklarında gerçek gün gibi ortaya çıktı…

Başbakanın birinci yardımcısı, her ne kadar sırasını koruyamadı ise de, bakanlar kurulunda tenzil-i rütbeyle bir makam kapabilmişti…

Eh bu da Kıbrıs çıkartması kadar bir büyük başarı sayılırdı…

Türkiye’nin beka ve İstikbal kaygısı içerisinde olduğu, İslam yurtlarının yağmalanma ve bombalaması için ABD’den sonra Fransız kafirine de üstlerini açtığını ilan ettiği bir ortamda, hükümetin boşbakan yardımcılığı, bu denli önemliydi birilerine…

İşte bu hükümetin şahsi Beka ve İstikbal meselesini böyle anlık şoklarla yaşayan bu insanların, kalp atış hızları ve beş saniye içindeki bu gelgitlerin, insanın vus’atini aşan travmalar olduğunu tespit ve bu arkadaşın uğradığı sadmeye rağmen hala hayatta bulunuyor olmasının bize yaşattığı taaccüp duygusunu ifadede yetersiziz.

akdoğan

O plaka senin-Bu plaka benim kavgası:

Kendisi bakanlık şokunu atlattıktan sonra sergilediği yüksek bir özveriyi, diğergamlığı da ifadeden hali kalamayız…

Denilesi ki Merhum Başbuğ’un kadim ülküdaşı Ahmet Davutoğlu’na kutsal emaneti olan Tuğrul Türkeş, hayattaki tek başarı ve kayranın “sulbi” olduğunu bilerek, babasının hatırasına saygı ve mirasına sahip çıkmak amacıyla, 1970li yılların MC hükümetlerinde taşıdığı 07 plakasını kendisinin de taşıma sevdasını, çocuksu temennisini, “bu benim vermem”ciliğini izhar etmiş…

Az önce havf’ından kalp krizi geçirmemesini, zabtedilemez hırsına ve bunun sağladığı vücut direncine ve taşıdığı ümide (reca) bağladığımız şahsa düşen bu plakanın zat-ı muhterem “emanet”e tevdii durumunda devlet protokolünde bir alta düşeceğini anlayınca bir başka “yüce gönüllülük” örneği göstermiş ve istikrarlı bir yükseliş gösteren refikinin alması gereken 05 plakasını “O zaman biz de bu plakayı vermeyiz” diyerek nazlanmış ve plakaları kasaya kilitlemiş…

Neyse ki, yüce devletimiz ebed müddet, Rusya’yla yaşadığımız uçak krizinden daha vahim sonuçlar doğuracak bu krizi, derin kavrayış ve çözüm üretici elemanları eliyle bir iki gün içerisinde aşabilmiş.

Tuğrul Türkeş

Lütfi Elvan niye makamsız kaldı:

Fuzuli muştagil Ali Sarıkaya, Dışişleri konutuna yönelik pörtlemiş gözlerini ve çok yemekten şişkin elma yanaklarını tatmin edemez olduğunu anlayınca, başbakanlık konutunda bir başbakan yardımcısına tahsis edilen genişlikteki makamını terketmemekte direnerek, ya da sayın ve pek “talimat”lı başbakanın kendisine olan mübrer ihtiyacını istismar ederek, başbakanın diğer gözdesi ve reform hükümetinin bu işlerden sorumlu başbakan yardımcısını, başbakanlığın Çankaya’sında bir mekana yerleştirtmemiştir.

Kendisinin sıradan bir milletvekili olmadığını, Devletin Cumhur Başkanı’nın düzenlemediği tüm kritik güvenlik toplantılarında arz-ı endam ederken anladığımız, Başbakan’ın enbedit ve kadim stafı/hizmetlisi Ali Sarıkaya, başbakan yardımcılarından daha büyük bir kudrete sahip olduğunun göstergesini, kendisini bakan olmaya layık görmeyenlerin rağmına, ispat etmiş bulunuyor…

ali sarıkaya

İşte böyle sayın kari…

Memleketimizin İncirlik ve diğer üstleri her türlü melanet düşkünü gavurun hizmetine açılırken, Rus uçağı gavur nam-ı hesabına “terbiye amaçlı” düşürülürken, yüce devletimizin muhterem bakan ve vekilleri böyle tepişmekte, ülke menfaatlerinin kendi menfaatlerinden geçtiğini biz cahillere öğretmektedirler…

Lütfi Elvan

Biz de öğrenmiş olduk…

Gönül ferahlığına ulaşmamıza ve istikbale ilişkin ümidimizin artmasına sevindirik olduk…

Vesselam…

Mehmet Yılmaz

@zipcikti123

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir