Mehmet Bekaroğlu hangi eserinden dolayı aydın oldu

Yeni CHP ile Yeni Cumhuriyet gazetesi bir ve aynı şeydir. Aynı yanlış epistmeolojik temel üzerinde yükselirler. Deniz kızı gibi, ne balık ne kız hem balık hem kız örneğinde olduğu gibi. Değerli Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Erdem Gül’e geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Şimdi gönül rahatlığı ile eleştirebiliriz.

Evet, Yeni CHP ve Cumhuriyet gazetesinin yeni ideolojisi esasen neoliberalizmdir. Kimse sağa sola kıvırmasın. Lakin kendileri de “birkaç yön veren hariç” farkında değillerdir. Aynı durum CHP açısından da söz konusu. Kemal Kılıçdaroğlu Bey ve pek çok CHP’li de “ne gariptir ki bunun farkında değildir”.

“Özgürlükçü demokrasisi” Selin Sayek Hanım tercümesi sanırım İngilizcesi = “libreral democracy”dir. Lâkin solculuğu, kalın bıyık, rakı içme, boğazlı kazak ve avcı yeleğinden ibaret arkadaşlar, benim komşularım, akrabalarım, arkadaşlarım dostlarım bu tarifi sol bir kavram zannediyorlar.

Aynı şekilde eşit yurttaşlık kavramı neoliberal bir kavramdır. Aydınlanmanın vatandaşı ile hiçbir ilgisi yoktur.

Heyecan yapmayalım adım adım gidelim. Bu kabullerle Atatürkçülük, solculuk nerde kesişiyor, bütün samimiyetimle anlamak için soruyorum?

Bu tahayyülün AKP’nin neoliberal toplum ve ekonomi tasavvurları ile hiçbir farklılığı yoktur. Sadece birinde dekor olarak sol ve Atatürkçülük var, ötekinde dekoratif bir İslamcılık. Özü aynıdır.

Kimse kimseyi kandırmasın.

BEKAROĞLU’NUN NEDEN AYDIN OLDUĞUNU ANLAMADIM

CHP ulemasından Mehmet Bekaroğlu’nun hangi eser ve görüşlerinden dolayı aydın olduğunu ben bugüne kadar anlamadım, muhakkak ki CHP’li arkadaşlar bilirler bize de söylerlerse öğreniriz.

Formasyonu siyasal İslâm’dan gelir. Yurttaşı bilmeyen bir CHP’lidir. Olabilir kendi tercihidir. Yalnız kamusal alana bir parti temsilcisi olarak görüş açıklarken aynen eşit vatandaşlık ve özgürlükçü demokrasi örneklerinde olduğu gibi tezleri esnaf ağzı, hiçbir bilimsel temeli yok.

Bu yönüyle yeni CHP vitrinine uygun.

Basından öğrendiğimize göre:

“21 Şubat Uluslararası Anadil Günü dolayısıyla TBMM Genel Kuruluna hitap eden CHP Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu, bir ilki gerçekleştirdi. Bekaroğlu, TBMM Genel Kurulunu Lazca selamladı.”

Ayrıca Lazca ile ilgili olarak kamuoyuna yansıyan görüşleri var:

‘LAZCA KONUŞTUĞUM İÇİN ÖĞRETMENİMDEN TOKAT YEDİM’

Laz Enstitüsü’nün kurucularından eski milletvekili Mehmet Bekaroğlu bir konuşma yaptı. Bekaroğlu, ulus devletlerin tek tipleştirme politikalarının Lazlara da uygulandığını ve Lazların tek tipleştirildiğini söyledi. Çocukluk döneminde yaşadığı bir anıyı paylaşan Bekaroğlu, “Çocukken okulda tuvalete gitmek istediğimde Lazca söylediğimde öğretmenimin tokadını yedim” dedi.

LAZCA SEÇMELİ DERS OLARAK OKUTULUYOR

Laz dili ve kültürünün geliştirilmesi amacıyla faaliyet yürüten birçok kurumun olduğunu belirten Bekaroğlu, Laz Enstitüsü’nün çatı kurumu durumunda olduğunu kaydetti. Enstitü’nün 17 Mayıs 2013 tarihinde kurulduğu belirten Bekaroğlu, 28 Ağustos 2013 tarihinde ise Milli Eğitim Bakanlığı’na Laz dilinin seçmeli ders olarak okutulması için başvuru yapıldığını ve kabul edildiğini söyledi.

Lazca’nın seçmeli ders olarak kabul edilmesinin ardından okullarda okutulmaya başladığını ifade eden Bekaroğlu, Laz Enstitüsü’nün amacının Lazca’yı geliştirmek ve yaygınlaştırmak olduğunu söyledi.

LAZLARIN LAZCA KONUŞAMAMASINDAN DEVLET SORUMLUDUR

Türkiye’de 600 bin Laz’ın olduğunu ama 250 bininin Lazca konuştuğunu belirten Bekaroğlu, Lazların kendi dillerini konuşmamasının sorumlusunun Lazlar olmadığını belirtti, “Bundan devlet sorumludur” dedi.

Rize, Artvin ve Düzce illerinde bulunan üniversitelerde Lazca öğreten bölümlerin kurulmasını isteyen Bekaroğlu, Lazca TV-radyo programları için devletten destek istedi.

Bekaroğlu, Lazların Türkiye’nin özgür olmasını istediğini ifade ederken, “Türkiye’nin özgürleşmesi demek Lazların özgürleşmesi demektir” dedi.

Lazca’nın sadece Türkiye’de susturulmak istenmediğini Gürcistan’ın da Lazca’yı susturmak istediğini belirten Bekaroğlu, “Lazca Gürcistan’da Gürcü dilinin bir lehçesi olarak ifade ediliyor ve bu yönde bir çalışma yürütülüyor” dedi…”

PEKİ KONUNUN ESASI NE

Evet Türkiye’nin Karadeniz bölgesinde Lazca konuşan Türk vatandaşları kendilerini yüzde doksan dokuz olarak Türk olarak ifade eden vatandaşlarımız vardır. Rize yöresinin Lazların folkloru ve etnografyası üzerine yaptırdığımız doktora tezinden ve kendi saha araştırmalarımızdan biliyoruz ki Lazca yöresel yerel bir diyalekttir. Bir kültür dili değildir. [bunu eleştireceksiniz lütfen kavramı önce öğrenin kültür dilinin ne olduğunu anlayın]. Sözlü, sınırlı bir edebiyatı vardır. Yazılı kültür yoktur. [Bir dilin herhangi bir alfabeyle kaydediliyor olması onun yazılı dil olduğu anlamına gelmez bilimsel olarak, standardı yoktur. Yazılı dil olmak için gerekli başka pek çok kriteri yoktur.]

Sözcük dağarcığı son derece sınırlıdır. Bugünün çağdaş dünyasının dil, kültür ve düşünce birikimini aktarmakta ve ifade etmede yetersiz folklorik bir dildir. Diğer yönden her kültürel değere saygımız vardır. İhtiyaç duyanların özel kurslarda öğretmesi, eğitiminin yapılması zaten serbesttir.

Türkiye’deki bu türden yapıları siyasallaştırarak dış politikada Türkiye’ye karşı araç olarak kullanmak isteyen başta Almanya olmak üzere Batı Avrupa ülkeleri bu konuda garip bir hassasiyete sahiptir. AB çerçevesi altında Çevirdikleri numaralar takip edenlere malumdur.

Kadim kroniklerin bildirdiğine göre Lazlar Kolhis kültür çevresinin otokton bir halkı değildir. Dinyeper boyunda yaşayan İskit uruklarından Alazan/ Alozonların[i] Kafkasya ve Anadolu’ya ilerleyişi esnasında Kolhise yerleşen ve bu kültür içinde dönüşüme uğrayan bir halktır. Bu gibi dönüşümler tarih içersinde sıkça rastlanılan bir durumdur.

Alazones – according to the ancient Greek historian Herodotus (5th c. BC), so were called the Scythian tribes living near Black Sea west of the Dnieper River. The stem of the tribal names alaz, without Greek formative affixes –on and –es, is adapted, i. e., Hellenized form of the ethnonym Aladj, arising from occurring in various language phonetic substitution of obstruent affricate [dj] with a sibilant [z]. In Turkic languages the phoneme [dj] may sound like [dz], [j], [tş ~ ç] and [z], for example: djigit ~ jigit ‘youth, agile’, Bahıt-djan ~ Bahıtşän ~ Bahçän -. male proper name, djer ~ jer ~ dzer ~ zer ‘earth’. [ii]

Tercümesi:

[Antik Yunan tarihcisi Heredot’a ( M Ö 5. yy. ) göre, Alazonlar; İskit kabileleri ismiyle tanınıp, Dineyper nehrinin batı Karadeniz yakınınlarında yaşıyorlardı. Yunan formativi (biçimlendirici kök ekleri, -on ve -es) olmadan, Kabilenin kök adı Alaz olarak adapte edilmiştir. Yani, kabile ismi olan Aladj’ın Yunanlaşmış formu bir çok dilde duraklamalı ünsüz yarı kapantılı [dj] nin ıslıklı ünsüz [z] la ikamesinden sonra ortaya çıkıp, Türk dillerinde [dj] birim sesi [dz], [j], [tş ~ ç] ve [z] sesi verebilir. Örnek olarak, djigit ~ jigit ‘genç, kıvrak’, Bahıt-djan ~ Bahıtşän ~ Bahçän -. Erkek ismi, djer ~ jer ~ dzer ~ zer ‘yer’]

KİMSEYİ TÜRKLEŞTİRME GİBİ BİR KAYGIM YOK

Benim bir Türkolog olarak kimseyi Türkleştirme gibi bir kaygım yoktur. Türklüğün böyle bir şeye ihtiyacı yoktur. Böylesi bir yakıştırmayı Türk olmayan bir unsuru Türklüğe yamamayı uygunsuz bulurum. Lakin kaynakların söylediklerini aktarmak durumundayız.

Esasen hangi yurttaş kendini ne hissediyorsa odur sorgulanması bir insan hakları ihlalidir.

Biz etnografik etnolojik perspektifi söylemekle yetindik.

Ülkemizde maalesef bu araştırmaları yapmak isteyen bilim adamlarının önü kapalıdır. Kendi kültürümüzün envanterine sahip değiliz. Bu konuda karar alma mevkiinde olanlar ve kaynakları kontrol edenler maalesef hep “kuymakçı, güveççi” takımı tufeyli taifesi olagelmiştir. Çok uzun süredir böyledir. Kültürel düzeyleri, perspektifleri, kültürün dünyasına, kültür ve strateji, sosyal politikalar konusundaki donanımları taksi durağında bulmaca dolduran arkadaş düzeyinde olduğunu biliyoruz. Bu ülkede sosyal planlama, stratejik planlama /istihbarat, kültür politikaları, bilim politikaları maalesef kifayetiz, bilgisiz muhteris “kamacı” takımının elinden hiç kurtulamadı. Hiçbir konuyu tam bilmezler. Polisçilik oynamak memlekette hikmet-i hükümet sanılıyor ne garip.

Bölge üniversiteleri ağır narkoz almış gibi uykudadır, kısa ve orta vadede uyanmaları zordur.

Halen sahada bunlara “kültürel araştırmaların”! önemini anlatmakla meşgulüz.

Yerli burjuvazi bu konulara destek vermez,yeşil biber ve köfteden karnı doymamıştır, ekonomiyi kültürel birikime dönüştürecek kıvamda değildir.

Durum böyledir.

KONUNUN BOYUTLARI BAMBAŞKADIR

“Birleşmiş Milletler (BM), her iki haftada bir dünyada konuşulmakta olan yerel bir dilin yok olduğunu açıklıyor”. Bu tespit pek çok bilimsel kurum tarafından da ifade edilmiş bir görüştür.

Bu işi kim yapıyor? sözüm ona despot TC! mi yapıyor?. Nasılsa adet olmuş bütün suçu sırtına vuralım mı?

Bekaroğlu, ve Yeni CHP darılsa da egemen dünya düzeni böyle işliyor. Hedefi doğru gösterip ona kızmaları lazım. Torunları böyle giderse bir kuşak sonra İngilizce üç kuşak sonra belki Çince konuşacak garantisi yok. Küresel sistem böyle işliyor.

Evet bunun suçlusu neoliberal kapitalist politikalardır, Yeni CHP’nin yeni ideolojisidir. Cari ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel düzendir. Dünyada yılda üretilen makale ve kitap sayısı, yayın yapan medya mecralarını dillere göre tasnif ettiğinizde “emperyal ülkeler ve tabi ki diller ” lehine arada devasa bir uçurumun olduğunu görürsünüz. Frankfurt okulunun önemli ismi Adorno’nun kavramsallaştırdığı “kültürel endüstri” diye bir kavram vardır. CHP ulemasına Bekâroğlu’na bu konuya tekrar bakmayı tavsiye ederim. Hollywood film endüstrisi, dünya sinemasını nasıl boğuyor, keza müzik endüstrisi bu konudan çok da farklı değildir.

Dünya’nın en çok konuşulan dillerinden Çince bile aynı girdaptadır. Çinliler rafine bilimsel ve kültürel üretimini İngilizce yapıyor. Bekâroğlu kendi bilim alanında CHP genel merkezinde Lazca bir konferans verebilirse ben Lazcayı resmi dil yapacağım!, söz veriyorum! Sezgin Tanrıkulu aynısını Kırmanç diyalektinde yapabilmeli onun da konusu Ticaret hukuku olsun.Öyle sallamaca yok.

Sizce mümkün mü?

Taşra üniversitelerimizde köylü çocuğu muhafazakâr, (milliyetçisi de var yandan kamacı) akademisyenlerle “İngilizce eğitim” hususunda cenk ettik bir vakit. Hasbelkader “kısa süren Senato görevim esnasında şahit oldum”. Dışarıda Türkçe severük! diyorlar oylamaya geçiyorsun pardesünün altından çekiyorlar küçük hançeri İngilisce! [yesun oni nenesi] Kraliçe görse gözleri yaşarır. Bunları Türkçe sınavına alsanız 50 alamazlar, kendi kültür dillerini bilmiyorlar, çoğu yerel ağızla konuşuyor.

UNESCO’cu kamacılar, (bizde ve dünyada) bunun etrafından dolaşır sanki kültürel emperyalizm kendi kendine oluyormuş gibi bir izlenim yaratmaya çalışırlar. Kötü niyetlerinden değil bilmediklerinden. İŞİD Ortadoğu’da müzeleri, tarihi kentleri yağmalarken kimler sessiz kaldı?

“Tuzu elinde hazır, hıyar!” bekleyen üniteler zaten bu bilgilerin mahiyetini tetkik ve tefrik edemeyecek durumda oldukları için hurra atılırlar. “Odun kırıcının hık diyicileri” sefiller de bu koroya katılırlar. Gel de aydınlat. Bu memlekette hiçbir şekilde ve hiçbir araçla bilgilendirilemeyecek, aydınlatılamayacak ciddi bir nüfus vardır. Bunu unutmayalım.

Tıpkı Y/CHP ideologları gibi.

Çünkü epistemolojik temel yanlış. Yanlış nazarla doğru manzara görülemez.

Prof. Dr. Kemal Üçüncü
Odatv.com

Kaynaklar:

[i] Norm Kisamov, “Ethnic Affilation of the Scytho-Sarmatians”, Journal of Eurasian Studeis, Vol (Cilt). VI, Issue (sayı), 3, p (sayfa) 52

[ii] http://s155239215. onlinehome. us/turkic/27_Scythians/ScythianWordListSourcesEn. htm From Ancient Türkic glosses (Scythian words) in written works of ancient authors / / Proceedings of the 1st scientific and practical conference “Nomadic civilizations of Central and Northern Asian peoples: History, status, problems”, Part 1, Kyzyl – Krasnoyarsk, 2008, – pp. 149 – 177