Ahlak, Politik Bir Öznedir!

Çokça anlatılan bir fıkradır; bir gün yeniçeri Yahudi’nin yakasına yapışır: “Bre şerefsiz, Hz. İsa’yı neden öldürdünüz!” der. Yahudi cevaben, “Kuzum ben öldürmedim, Hem sonra bu iki bin sene önceydi” der.
Bu cevabın üstüne yeniçeri: “Anlamam! Ben yeni duydum!”

Alıntıladığım fıkra, merhamet ve ahlak yoksunu bir kamplaşmayla cehaletin birleşen halinin başarılı, pitoresk anlatımlarından biridir. Bu yazıda her ne kadar bu fıkradaki kadar derin bir cehalete işaret eden karakterlerin tavrından bahsetmeyecek olsak bile, anlatının ahlakın siyasal tercihler ve refleksler için nasıl işlemesi/işlememesi gerektiğini gösterir nitelikte olduğunu düşünmekteyiz. Geçen hafta gündemi işgal etmiş olan “istikşafi” koalisyon müzakereleri örneği üzerinden detaylandırmaya çalışacağız.

Malumunuz ülke kargaşaya bu denli boğulmuşken en çok oy almış olan iki partinin koalisyon görüşmeleri bitti. Ülkenin çokça ihtiyaç duyar olduğu sükûnetin ve diyalog imkânının geri tepildiği tarihsel bir fırsatı kaçırmış olduk. Kulislerde koalisyonun neden kurulamadığıyla ilgili çok sayıda görüş söyleniyor. Özellikle başbakanın koalisyonu istediği ancak AKP MKYK’sını ikna edemediği gibi şeyler konuşuluyor. Parti tabanının nabzını yoklayan forum sayfalarında CHP ile yapılacak bir koalisyonun, partiye zara vereceği görüşünün ağır basarak üst yönetime rapor edildiği de söylenmekte. İçerde tam olarak ne olduğuna dair kesin bir bilgiye sahip değiliz ancak AKP tabanında özellikle bir kesimin CHP ile yapılacak bir işbirliğine kesin şekilde karşı çıktığını ve hafifsenmeyecek kadar olduklarını söyleyebiliriz. Bu karşı olma hali aşağı yukarı şu argümana dayanmaktadır: “Bizim partimiz geçmişi bu kadar kirli olan bir parti ile ittifak kurmamalıdır!” CHP seçmeni görece olarak daha ılımlı/uyumlu bir tablo çizmişken özellikle düne kadar CHP düşmanlığının her türlüsünü meydanlarda kullanan AKP’ye bunun için oy vermiş olan seçmenlerde-özellikle sesi ve sözü daha etkili olan seçmende- daha ciddi bir rahatsızlık hakimdi.

Seçmenin, özellikle “seküler” devlet aklının hâkim olduğu dönemde “devletten zulüm gördük!” propagandasıyla bagajını doldurmuş olanların bu çekinceleri ve tavır almaları bir bakıma anlaşılabilir. Zira dün yaşadıkları şeylerin bir bedeli olması gerektiğine hala inanıyor olabilirler. Ancak duygusal kırılmaların kronikleşmesinin bir ahlak zafiyetine ve akıl tutulmasına yol açabileceği unutulmamalıdır.

Bir eleştiri zemini olarak bu halin temelde, hayat ile sahici bir ilişkisi olmadığını söylemek gerekir. Duygusal tavır alma AKP’nin de en az CHP kadar geçmişte rahatsızlıklara neden olmuş siyasi partilerden bir siyasi parti olduğu gerçeği anlamının yitirilmesine neden oluyor. Partizanlık mağduriyetlerle sos edilip çözümsüzlüğe ve diyalogsuzluğa imkân tanıyan bir noktaya evriliyor. Hayatta her şey değişim ve dönüşüm imkânına sahipken meseleleri cari olmayan sabitelere endeksli yargılara bağlamak partizanlık gereği kaçınılmaz oluyor.

Anti-CHP partizanlığı neden bir ahlak zafiyetidir?

Mevcut parlamenter sistem içerisinde ülke siyasetinde yer alan partilerin hepsi ve mevcut sandık demokrasisi büyük oranda sivil bir siyasetin imkânının daraltan, halkı zayıflatan bir çerçeveye oturtulmuştur, doğrudur. Ancak hali hazırda bize yine halkın iktidar olmasının önüne geçecek bir alan açılabilmesi için sükûnete ve diyaloğa muhtacız. Bu yazıdaki değerlendirmeleri de sivil siyasetin/gerçek demokrasinin nasıllığına dair eleştirilerimizi ayrıca bir kenarda tuttuğumuzu belirterek yaptığımızı belirtelim.

Ahlaka dair ayetlerin yoğun olduğu Hucurat Süresinin 12. Ayetinde şöyle der:

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” *

Hayat her şeyi değiştirmeye muktedirdir, değişimin bizzat kendisi hayatın kaçınılmaz kurallarında biridir. Büyük düşünür Molla Sadra’nın Hareket-i Cevher teorisine göre bırakın evrimsel dönüşmeyi, atomun bizzat kendisi bile değişme enerjisi nedeniyle varlığını devam ettirmektedir. Bu enerjiyi kaybeden şey zaten yok olmuştur. Varlık, değişim enerjisi nedeniyle anlam kazanır. Allah’ın merhametinin sonsuz olması bu değişmenin kaçınılmazlığı görüşüyle birlikte iman edenler için muazzam alanlar açmakla kalmaz, bir sükûnete ve irfani duruşa imkân tanır. Zan ile hükmetmenin günahı bu alana inanmamaktan ortaya çıkar. Değişme imkânına inanmama vehmi bireyin kendi sabit doğrularına iman etmesine ve kimi zaman zanlardan beslenen bu hali nedeniyle günaha gitmesine neden olur.

Bu bağlamda geçmiş tecrübelerden yola çıkarak gelecekte bir şeyin nasıl olacağı, kişinin/kişilerin nasıl eyleyeceğine dair kanıksanmış bir inanma ise kusura bakmayın ama müneccimlikten başka bir şey olmaz. Siyasi partileri de değerlendirirken tıpkı eşyanın “iyi”ye doğru evrilme enerjisini gözardı etmeyerek söz söyleme ve politika üretmek ahlaki bir zorunluluktur. Siyaset alanında tavır alırken geçmişin günahlarını masaya yatırmak yerine parti programlarını ve yakın dönem siyasetlerini öncelemek her şeyden önce ahlaki bir dayatmadır, zandan kaçınmak ahlakın gereğidir.

Sükûneti ve diyaloğu merkeze alan seçmenler ve parti yöneticileri, değerlendirmelerini yaparken daha sağlıklı bir eyleyişe girmek için öncelikle parti programlarına ve/veya son zamanlarda yetkili mekanizmalardan yaptığı beyanlara bakmalıdırlar. Bu tavır bize en azından daha esnek ve sahici bir alan açacaktır. Bagajlarımızı sırtımızda taşıyarak yük etmenin ve sorun haline getirmenin merhamet imkânlarını kapatan bir gerilime neden olduğunu görmek durumundayız. Eğer Allah herkese haysiyetli bir kapı açan bir dini telkin ediyorsa, insanlar olarak bizlerin insanları ve siyasi yapıları bu doğal haktan mahrum etme yetkinliğimiz yoktur. Allah’tan daha adil hüküm veremeyeceğimizi göre haddimizi bilerek cümle kurmak zorundayız.

Netice olarak maalesef son koalisyon görüşmeleri de göstermiştir ki henüz ülkemizde ahlak politik bir özne olamamaktadır. Partizanlık ve bagajlar üzerinden şekillendirilen gerilimler ile yapılan siyaset ülkeyi her geçen gün parçalamaya hizmet etmektedir. Halk/seçmen tabanları bu anlamda mevcut yöneticilerden daha olgun bir tavır alabilirken çoğu siyasetçi gerilimler yaratarak sükuneti bozacak girişimlerden hayâ etmemektedirler. Ahlaki tavır alış hiçe sayılarak din adına siyaset yapılarak dinin telkin ettiği asli mesaj da tahrip edilmektedir. Buna tavır/cephe almak gerekir.

Vesselam.

​* Diyanet Mealinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir