AkParti Akparti’ye Karşı

Malumunuz olduğu üzere, geçmiş yazılarımdan ELDE KALAN, “KAR”HANE başlığını taşıyan yazıma, Ak Parti’nin, kuruluş süreci ile başlamış ve Ak Parti’nin bir KOALİSYON olduğunu beyan etmişdim. Fethullah Gülen ve Tayyib Erdoğan liderliğinde iki grubun, kendilerine iltihak edenlerle (kimi eski ülkücüler, eski solcular ve liberaller ile) birlikte oluşturdukları bu anonim şirketin ortaklarından ağırlıklı hisseye (%51) sahip ortağın Fethullah Gülen olduğunu söylemiş idim. Buradayım…

Kökenleri iki grub arasında varolan “doku uyuşmazlığı”na dayanan bu kavga, bir tarafın, Tayyib’e kullaşması ve memurlaşması ile artık haram para, haram karı ve haram makam dışında hiçbirşey düşünmez hale gelmeleriyle neticelenen siyasal irtidatları -milli görüş ve islami hareketten kopuşları- ve diğer tarafın bütün imanını “Fethullah Gülen’in şahsı”nda odaklaştırması sürecinin bir meyvasıdır ve ilk günden beri gizliden gizliye devam etmektedir.

2007’den sonra kısa süreli “yoğun bir işbirliği” gerçekleşmiş ve “referandum”la zirveye ulaşarak, hemen ardından kopuş başlamıştır. Kopuşun alenileşmesi KCK operasyonları esnasında Hakan Fidan’ın gözaltına alınma girişimidir. 17 Aralık, 22 Aralık ve 25 Aralık operasyonları ile başlayan aleni kapışma, Ak Parti içerisinde bir iktidar mücadelesidir. Bu iki grubu şöyle tasnif edebiliriz:

Birleşik “Yapı”nın Unsurlarının Ayrıştırılması:

a. Işık evlerinden çıkanlar-İmam Hatip mezunları,

b. Risale okuyanlar-Şiir (Sakarya tarzı) okuyanlar,

c. Said Nursi’yi tanıyanlar-Erbakan’ı tanıyanlar

d. Batı ile bağlantılılar-Arap ile bağlantılılar,

e. Nurcular-Milli Görüşçüler,

f. Asker ve Poliste Örgütlenenler-Belediyede Örgütlenenler,

g. İktidarın KADRO bakanlıklarını alanlar-İktidarın YATIRIM bakanlıklarına sulananlar.

Benim bu yazı ile değinmek istediğim temel arguman, 30 Mart’a giderken, 17 Aralık olayının tebarüz ettirdiği gerçeklerin “hangi maliyetler” ile savuşturulduğundan bahsetmek değil. Daha ziyade, Ak Parti’nin büyük ortağı FG’nin partide başlattığı “temizlik operasyonu”nun, Ak Parti’yi hem sağlam -reformasyon işlevini sürdürür halde- tutmak, hem de genel başkanını -kontrol edilemez olduğu için- tasviye etmek hedefini aynı anda gerçekleştirme arzusunu tahakkuk ettirip ettiremeyeceği ve bu esnada, Ak Parti markasının bir daha kullanımdan düşüp düşmeyeceği ihtimalidir.

1. Övünülen Konular:

Malumunuz insan “sözünden bağlıdır”. Fethullah Gülen himayesindeki Ak Parti’nin, baştan beri “koalisyon lideri”, son zamanlarda ise “biricik lideri” Tayyib Erdoğan, bir kaç konu ile tebarüz etmiştir. Bu başlıkları örneklerle desteklemeden doğrudan sıralarsam şöyle maddeleştirebilirim:

a. Müslümandır ve müslümanları düşünür, kollar.

b. Harama el uzatmaz, uzattırmaz.

c. Harama uçkur çözmez, çözene musaade etmez.

d. Vatana-Millete ihanet etmez, din-ü devlet, mülk-ü millet itikadıdır.

e. Bu arada üstelik, kalkınmacıdır, refahı arttırır.

2. Muhtemel Suçlama Kalemleri:

Peki “paralel devlet”, “gizli örgüt”, “yalancı peygamber”, “haşhaşin/suikastçi”, “dış güçlerin maşası”, “orduya komplo kuran” vs diye suçladıkları partnerlerini, tüm devlet ve parti ve belediye kademesinden ayıklayamadıklarından, fır döndü gibi oradan oraya sürerek zaman kazanmaya çalışan Tayyib Erdoğan liderliğindeki Ak Parti, Fethullah Gülen liderliğindeki Ak Parti tarafından ne ile suçlanacaktır?

Biz bunu sosyal medyada yayılan ve “the cemaat”e nispet edilen görsel malzemeler ve tweetlerden yola çıkarak ortaya koymaya çalışacak ve işin vehametine işaret edeceğiz:

a. Müslüman değildirler ve müslümanları düşünmezler.

Kabataş Görüntüleri’nin deşifre edilmesi, olayı ve olay sonrası kürsülerden ve köşelerden söylenenleri, Tayyib Erdoğan başta olmak üzere, eli kalem tutan -özellikle kadın- yazarlarının hassasiyetlerinin, müslüman bir kadının uğradığı tacizi savunmaktan ziyade, Gezi Olayları ile sarsılmış iktidarın, muhayyel bir “başörtülüye saldırı” provakasyonu ile, sağlamlaştırılması çabası olarak gösterilmesinden ibaret kılmaktadır.

b. Harama el uzatırlar, uzatanlarla işbirliği yaparlar.

17 aralık operasyonu bizzaat bunu AKP kadrolarına isnad eden bir operasyondu. 22 Aralık ise Ankara’da Melih Gökçek’in yediği haltları alenileştirecek olan ve engellenen operasyon olarak karşımıza çıkmaktadır. 25 Aralık operasyonu ise bizzat Erdoğan ismine yönelik bir operasyon olup, hem Bilal Erdoğan’ı, hem de Taayyib Erdoğan’ı merkezinde gören bir operasyondu. Onun için hukukun ilga edilmesi ile nihayete erdirilebildi.

c. Harama uçkur çözerler, çözene musaade ederler.

Gerek ROK görüntülri ve gerekse Dilipak’ın dillendirdiği “40dan fazla milletvekilinin porno kasetleri ellerinde”, söylemi, henüz herhangi bir kaset yayınlanmasa da, satır aralarını okuyan birisinin rahatlıkla anlayacağı düzeyde imalar ile, bu kadronun kadın konusunda helal haram dinlemediği ve haram kadına uçkur çözmekte yarıştığı algısını güçlendiren bir içerikte sunulmaktadır.

d. Vatana-Millete ihanet ederler, batıcılık itikadlarıdır.

Gerek oneminite çıkışı, gerek Mavi Marmara olayı ve gerekse İran ile bağlantı iddiaları -ki Zarrab olayı ile Altın kaçakçılığı meselesi tam da budur- alttan alta Erdoğan’ın milli duruşunu eskiden beri gölgeleyen ve “the cemaat”le Erdoğan’ı karşı karşıya getiren meselelerden bir kaçıdır. Tabii bunlara KCK operasyonlarının durdurulmasına olan itirazlarını daa eklemeyi unutmamalıdır.

Güneydoğuya özerklik meselesinin Oslo görüşmeleri bağlamında işlenmesi ve hatta MİT yasasının bunun deşifrasyonunu engelleme çabası olarak dillendirilmesinden öte, yürütülmekte olan KIBRIS muzakerelerinin İsrail-Rum ortak gazının, Türkiye üzerinden avrupaya taşınmasının yolunu -alel acele- açma çabası olarak gösterimesi ve muhtemelen bu konuyu deşifre eden bir kriptonun sümen altında bekletilmesi -ki sık sık turbun büyüğü heybede vurgusu yapılmakta- iması, Tayyib Erdoğan’ın milliliğini de gölgeleme çabasının bir halkası olarak görülmelidir.

Enson Şevkat Tepe yayınına yönelik alllerjinin karşısında konulan tepkinin alt metni de bu meseledir.

e. Bu arada üstelik, ne kalkınma sağlarlar, ne de refahı adaletli dağıtırlar.

En son olarak 17 aralığın bir komplikasyonu olarak doların 2,500 lere çıkması ve faizin iki katından fazla artması -her ne kadar Mbnın sırtına yükleme çabası olsa da- Tayyib Erdoğan’ın pervasız davranışlarının, ekonomik istikrarı da sarstığı ve memleketten sermaye kaçışına yol açtığı söylemi, Onun bu işi de yüzüne gözüne bulaştırdığı gerçeğine işaaret ettiği şeklindeki değerlendirmeler artmaktadır.

Özetle, Tayyib Erdoğan, bir PR çalışması olarak, 94’de iski skandalı ve istanbuldaki kuraklık ile iktidara büyük yürüyüşünü başlatmış idi. Şimdi yine yolsuzluk ve kuraklık ile sepetlenmek istenmektedir.

Benden söylemesi…
Vesselam…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir