Ali Ergin Demirhan: TAK, AKP’ye mi hizmet ediyor?

Tam da AKP’nin Suriye’ye yönelik bir müdahale onayı aradığı bir sırada Ankara’da devleti kalbinden vuran sarsıcı terör eylemi, TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) tarafından üstlenildi.

Yukarıdaki cümlede “onay” sözcüğü özellikle vurgulandı, çünkü çokça iddia edildiğinin aksine AKP’nin Suriye’ye müdahale için aradığı şey bir gerekçe değil, askeri destek anlamına da gelecek bir onay.

Yoksa o gerekçe MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın 27 Mart 2014’te hep beraber dinlediğimiz ses kaydında olduğu gibi, problem değil.

Fidan o unutulmaz diyalogda diyordu ki: “Ben öbür tarafa 4 tane adam gönderirim, 8 tane boş alana füze de attırırım. Problem değil o gerekçe üretilir.

Keza, bu aralar Hatay ve Kilis’ten öbür tarafa çokça adam gönderiliyor ve bu tarafta boş alanlara çokça füze düşüyor.

Suriye’ye askeri müdahale için fırsat kollayan ve çok kolay gerekçe üreten AKP, aynı zamanda askeri destek anlamına da gelecek bir ABD / NATO onayı arıyor.

Erdoğan ne kadar irrasyonel ve savaş sevdalısı olursa olsun, savaş düğmeye basınca başlayan bir bilgisayar oyunu değil; manyak bir lider ve bir savaş gerekçesi yetmiyor, askeri kapasite de gerekiyor.

Buyrun kapasite-iddia ilişkisi sorununa:

AKP, mevcut koşullarda Türkiye içindeki bazı ilçelerde anti-tank vb. ağır silahlardan yoksun genç milislerin direnişini bile aylar geçmesine rağmen bastıramıyor ama dünyanın en gelişkin gerilla örgütleri ile dolu Suriye’de alan hakimiyeti kurmaktan bahsediyor.

ABD’nin bile çekindiği bir hava savunma sistemine sahip olan Suriye’de bu sistemler Rusya tarafından güçlendirilmişken burnunu Suriye hava sahasına sokabileceğini zannediyor.

Mezhepçi bir restleşme ile İran’ı sınırlayabileceğini düşünüyor.

Rusya’nın Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanlığı karşısında F-16’larla, nükleer bombalar karşısında obüs toplarıyla, uçak gemileri karşısında gemiciklerle, Hazar’dan Rakka’yı vuran füze sistemleri karşısında İbrahim Karagüllerle şov yapıyor.

Böylece de gerçek kapasitesinin faşist propagandayla uyuşturulmuş kitleleri savaşa ikna etmekten öte olmadığını gösteriyor, o kadar.

Bu kapasite de ABD’yi, dolayısıyla da, NATO’yu ve dolayısıyla da TSK’yı ikna etmiyor; Rusya’yı uzlaşmaya zorlamıyor; Kürt hareketini temkinli davranmaya itmiyor.

O nedenle ABD sürekli “sakin ol şampiyon” diyor.

O nedenle NATO, Türkiye’ye sınırsız koruma sağlamayacağı konusunda uyarıyor.

O nedenle TSK, “Birleşmiş Milletler kararı olmadan Suriye’ye adım atmayız” diyor.

O nedenle TAK, gelip devletin kalbinde böyle bir eylem yaparken “Türkiye’nin Suriye’ye yönelik bir müdahalesine yol açar mıyım acaba” diye kaygılanmıyor.

Peki, Ankara eylemi ABD’yi böylesi bir müdahaleye ikna etmek ve onay almak için istihbarat örgütleri güdümünde gerçekleştirilmiş bir kontrgerilla eylemi olamaz mı?

Eylem AKP’nin cihatçılarla harmanladığı kontrgerilla mekanizması tarafından, YPG ile bağlantılandırılabilecek bir intihar eylemcisine yaptırılmış olsaydı ve elde saldırı ile YPG arasında bağ kuracak dikkate değer deliller olsaydı, ABD’nin Rusya’yla karşı karşıya gelmeye niyeti olsaydı, belki…

Belki o durumda, AKP bu eylemi YPG’nin “terör örgütü” olarak kabul ettirilmesi ve ABD’nin Suriye’ye yönelik bir müdahaleye onay ve destek vermesi için bir baskı unsuru olarak değerlendirebilirdi.

Ama daha patlamanın dumanı yükselirken “YPG yaptı, elimizde deliller var” diye konuşmaya başlayan AKP, uluslararası alanda ciddiye alınmadı.

YPG’den “biz yapmadık”, NATO’dan “bana güvenme”, ABD’den “yemedik”, TAK’tan “biz yaptık” yanıtı geldi.

TAK’ın açıklamasının ardından değişmeyen gerçek şudur: Ankara’daki terör eylemi yalnızca bir sonuçtur ve eylemci TAK olsa bile, sorumlusu AKP’dir.

Türkiye’nin, devletin kalbinde böylesi bir saldırıya maruz kalmasını ve olağan şüphelilerin Rus istihbaratından TAK’a, Saray’ın cihatçılarla harmanlanmış kendi kontrgerillasından Muhaberat’a geniş bir yelpazede sıralanmasını sağlayan şey AKP’nin “yurtta savaş, cihanda savaş” siyasetiyle önüne geleni kavgaya davet etmiş olmasıdır.

Saldırının sebebi AKP’nin katliamcı maceracılığıdır.

Keşke devlet silahını doğrulttuğu insanlara, o silahların namlularına çiçek takıp, “barış” diye ses çıkarma fırsatını tanısaydı. Ancak Saray/AKP iktidarının Kürt illerinde estirdiği terör, çiçek uzatmaya da barış talebini dillendirmeye de fırsat tanımamaktadır.

Sadece Cizre’de bodruma kıstırılmış yaralı insanların alay-ı vala ile katledilmesi, yakılması, molozların içinden yüz küsur ceset çıkarılması bile dikkate alındığında, bu kadar şiddetli bir devlet terörüne maruz kalan savaşçı bir örgütün, devlete terörle yanıt vermesini yadırgamak da abestir (Batı muhalefeti, Gezi’de yalnızca bir can kaybı yaşadığımızda bile ne kadar öfkelendiğimizi ve Kürdün canının Türkünkinden kıymetsiz sayılamayacağını unutmasın).

PKK-TAK ayrımını anlamsız bulanlar, TSK-Esedullah Timi ayrımını da anlamsız bulmalıdır.

Devlet kapasitesini Cizre’de, Kürt hareketi de kapasitesini Ankara’da ortaya koymuştur.

Bu eylemin AKP’nin elini güçlendirdiği (yani TAK’ın nihayetinde AKP’ye hizmet ettiği) iddiasına sahip olanlar, kalplerine bir bıçak sokup, en yakın hastaneye koşup, bütün hastanenin kendileri için seferber olmasını sağlayarak, bütün hastalıklarından kurtulabileceklerini de düşünüyor olmalılar.

Ya da bundan önceki TAK eylemlerinin ve AKP’yi sınır ötesine davet eden kışkırtıcı PKK saldırılarının, devlet üzerindeki frenleyici etkisini unutmuş olmalılar.

Sonuç olarak, AKP’nin Suriye’ye girme kapasitesi olsa bir an tereddüt etmez. Füzeci Hakan Fidan’ı olan AKP’nin Ankara saldırısına ihtiyacı yoktur.

Diktatör bozuntusu, yine de bu eylemi bahane edip Suriye’ye yönelik bir savaş macerasına girebilir mi? Elbette böylesi bir olasılık vardır. Başka gerekçelerle de böyle bir maceraya girebilir. Çünkü o Gezi’den beri ölmüş bir eşektir ve kurttan korkusu kalmamıştır.

Devamı: Sendika