Amerika’lı Uzmanın Darbe Daveti

İlgili yazıyı Mehmet Efe’nin takdimi ve çevirisi ile ilginize sunuyoruz.

Takdim:

Ak Parti’nin demokrasi, hukuk, halkın huzur ve güveni konusunda son yıllarda freni patlamış tır gibi bayır aşağı gittiği aşikar. Ülkenin yaşadığı kabusun tamamının yegane sorumlusu olduğu iddia edilemese bile, şartları değiştirmek için devletin ve kamunun tüm imkanlarına sahip olduğu için en büyük sorumlu olduğu bir gerçek. Asıl problem, halkın bir kısmının veya tamamının hayatını etkileyen hiç bir konuda sorumluluk almaya, hatalarını düzeltmeye asla yanaşmaması. Hukuk tanımazlık, linç kültürü, muhalifleri terörize edici tavrı; karşısında tüm ülke için tehlikeli bir hıncın birikmesine neden oluyor; aynı şekilde öfkeli, hatta ilkesiz, sorumsuz hatta ahlaksız davranmalarını teşvik ediyor.

Ak Parti’nin en çok kullandığı mazeretlerden biri, hatta başta geleni, “iç ve dış mihraklar”ın kendisine karşı kumpas içinde oldukları ve darbe planladıkları şeklindedir. Bu yüzden bu günlerde yine egemen ak-medya manşetleri ve ana haber bültenlerinin darbe çığlıklarıyla dolu oluşu, bir sürpriz değil. Genellikle bu manşetleri yazanların kendileri de inanmıyorlar yazdıkları pek çok şeye ama oy tabanlarının inandığını biliyorlar. Aydınlar, okumuşlar, etkili insanlar ülkede alternatif seslerin duyulmasını engelleyen iktidarın, iktidar megafonlarının ve Ak-Medya’nın hiç bir söylediğine inanmıyor artık. Bunun ne kadar tehlikeli olduğu, çok-sesliliği katleden bir ülkenin manevra kabiliyetinin ne kadar felç olacağı gerçeği bir başka yazı konusu. Mesele şu ki, bu kez aslında bir darbe daveti yapıldı. Ama her zamanki liyakatsizlikleri ve beceriksizlikleri ile, birbiriyle ilgisiz konuları bir araya montajlayıp, üstelik bugüne dek Erdoğan’ın en önemli müttefiki olan Obama istiyormuş gibi, komik korku senaryoları ile dolu, akla ve sağlığa seza haberler yaptılar.

İsterseniz “kendini gerçekleştiren korku” veya “kendini gerçekleştiren kehanet” deyin, isterseniz ektiğini biçmek deyin; Amerika’dan nispeten etkili bir kalem, Türkiye Cumhuriyeti Ordusuna düpedüz Erdoğan ve yakın çevresine karşı, açık, net bir darbe çağrısı yaptı. Hatta nasıl yapabileceklerini, nasıl başarılı olabileceklerini de eklemeyi ihmal etmedi. Michael Rubin’in kim olduğu, aşağıda, yazının sonuna eklendi.

Yazı 21 Mart, yani Nevruz Günü, Amerikan Girişim Enstitüsü adlı think-tankın blog kısmında yayınlandı. Bush dönemi dış politikalarının mimarlarından sayılan Amerikan Girişim Enstitüsü kendini şöyle tarif ediyor: “Özgürlük, Liberal İdealler, bireyin fırsatlarını genişletmek, yükseltmek ve serbest piyasayı güçlendirmek amacına bağlı bir bilim adamları, araştırmacılar ve destekçileri grubudur.”

Rubin’in yazısı, son derece dikkatle seçilmiş kilit ifadeler ve isimler kullanarak, Gezi Patlaması sırasında ve hemen ardından Mısır’da yaşanan darbe ve katliamlardan sonra Erdoğan’ın içine düştüğüne inanılan paranoyayı özellikle hedef alıyor.

Yazının tamamını tercüme edip yayınlama kararım, öncelikle Ak-Medya’yı ciddiye almayan tarafların bu kritik metni görmesini ve dilini, üslubunu, kullandığı kilit tabirleri dikkatle okumasını sağlamak. Kişisel olarak, bu yazıda davet edilen darbeye Allah korusun kalkışılırsa, karşısında olcağımı belirtmek isterim. Öyle sanıyorum ki, bu gün benim gibi insanları, Erdoğan adına karalayanlar, darbe olduğunda “böyle olacağı belliydi” diyecek ilk insanlardır. Ya susacak ve Nargile kafelerde maç izlemekle yetinecekler, ya da düpedüz itirafçı olacaklardır. İlaveten bu yazı, Erdoğan ve çevresinin hukuk devletine doğru görev ve sorumluluk bilinciyle zaten atması gerekirken atmadığı adımları, belki hiç olmazsa düşmanlarının elinden alması gereken kozlar olarak hatırlatmış olur.

Bir de şu var: Türkiye kamuoyu nicedir özellikle darbeye hazır hale getiriliyor. Ak-Medya’nın sık sık darbeyi kullanması bu açıdan enteresan sayılmalı. Erdoğan’ı darbeyi önleyen adam olarak kuran, aslında orduyu tamamen pasifize edecek bir planın yürürlüğe sokulduğu şeklinde okumak da mümkün.

Gidişat tüm ülke geleceğini son derece tehlikeli bir belirsizliğin fasit sarmalına kilitlemektedir. Eşiğini aşındırdığımız dönülmez nokta konusunda, son Ankara saldırısından sonra yazdığım “Dönülmez Nokta Yoktur” başlıklı yazıyı okumanızı tavsiye ederim. İşteMichael Rubin’in yazısı:

MEHMET EFE

Rubin Darbe Çağrısı

Türkiye’de Bir Darbe Olabilir mi?

“Türkiye’de durum iyi değil ve daha kötüye gidiyor. Mesele sadece bir terör dalgasının ortasındaki güvenlik zaafı da değil. Kamu borçları istikrarlı olabilir ama özel sektör borçları kontrolden çıktı, turizm sektörü hızla düşüyor ve paranın kur kaybı her vatandaşın alım gücünü etkiledi. Seçim sonuçları bir yana, ülkede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kontrolden çıktığı yolunda genel bir duygu var. Muhaliflerini hapsediyor, sağ sol demeden gazetelere el koyuyor, ve gözü dönmüş bir sultan veya hırslı bir halife hızında saraylar inşa ediyor. Geçen haftalarda bir kez daha Anayasa Mahkemesini dağıtmakla tehdit etti. Yolsuzluk çok yaygın. Oğlu Bilal’in İtalyan polisi O’nu kirli para aklama zanlısı skandalıyla onu tutuklayacakken, İtalya’dan sahte bir Suud pasaportuyla kaçtığı bildirildi. Erdoğan’ın tuhaf patlamaları ülke içinde ve dışında herkesin kaşlarını kaldırıyor. Hatta kendi iktidar partisinin üyeleri bile Erdoğan’ın gittikçe artan paranoyası hakkında fısıldaşıyorlar ki bazı resmi kaynaklara göre o kadar kötüleşti ki, siyahlar içinde adamların, bir hava operasyonunda kendisini hedef alıp kapmalarına karşı sarayına uçaksavar füze sistemi kurulmasını istedi.

Türkler -ve Türk ordusu-, Erdoğan’ın Türkiye’yi bir uçurumun kenarına getridğinin gittikçedaha çok farkına varıyorlar. Önce tutuklu Kürt lider Abdullah Öcalan’a pazarlıklarla meşruiyet kazandırıp ve hemen ardından telaşla tekrar savaşa girmesi ile, Türkiye’yi hiç bir zafer ihtimalinin olmadığı ve bölünme ihtimalinin çok yüksek olduğu bir yola sokarak. Çünkü sonuçta,  eğer sivil savaş1980 ve 1990lardaki gibi başlarsa, Türkiye Kürtleri artık bölünmekten daha azına razı olmayacaklardır; hele hele kardeşlerinin Irak ve Suriye’deki emsal kazanımlarından sonra.

Erdoğan yıllarca Türk ordusuna diz çöktürmeye çalıştı. İktidarının ilk on yılı boyunca hem ABD devleti ve Avrupa Birliği onu teşvik etti. Ama bu Erdoğan’ın en ateşli Batılı aklayıcıları bile Onun çılgınlık ve otoriterliğe ne kadar derin düştüğünün farketmeden önceydi. Peki, eğer Türk Ordusu Erdoğan’ı devirip yakın çevresiyle birlikte parmaklıklar gerisine atmaya kalkışırsa, yanlarına kalabilir mi?

Taraf tutmak değil ama analizin hakkı için, bu sorunun cevabı, evet. Obama yönetiminin bu seçim süreci mevsimine girmişken, darbe liderlerine sözlü kınamadan başka bir şey yapabileceği şüphelidir; özellikle eğer derhal demokrasinin yeniden restore edilmesi için net bir harita ortaya koyarlarsa. Erdoğan’ın Mısır Başkanı Muhammed Mursi’nin aldığı türden bir sempati alması da çok düşük ihtimal. Mursi devrildiğinde, Demokrasiye bağlılığı tartışma konusuydu; o tartışma Türkiye’nin güçlü adamına gelince artık tartışma götürmeyecek kadar gereksiz. Ne Cumhuriyetçilerin ne de Demokratların şu anki başkanlık adayları, ABD prestijini Türkiye’de darbe öncesine dönülmesi için devreye sokarlar. Bir darbeya karşı yarım ağız kınamalar yapabilirler ama yeni rejimle çalışacaklardır.

Darbe liderleri, derhal tüm tutuklu gazetecileri ve akademisyenleri serbest bırakıp, el konmuş gazete ve televizyon kanallarını asıl sahiplerine iade ederek, Avrupa ve Amerikadan insan hakları, basın ve sivil toplumun eleştirilerini susturabilirler. Türkiye’nin NATO üyeliği de darbe için caydırıcı değildir: Ne Türkiye ne de Yunanistan daha önceki askeri darbelerden sonra NATO üyeliklerini kaybettiler. Eğer yeni yöneticiler Türkiye’nin Kürtleriyle samimi bir diyaloga geçerlerse, Kürtler de saflarına gelebilir. Ne Amerika ne de Avrupa kamuoyu Erdoğan’ın infaz veya idam edilmesine sempati ile bakacaklardır; aynı şekilde oğlu, damadı veya kilit yardımcıları Egemen Bağış ve Cüneyd Zapsu’nun da idamına karşı olacaklardır ama bir yolsuzluk davası uzun süreli hapis cezalarını kabul edeceklerdir. Erdoğan dostlarının yardımına koşacaklarını umabilir ama dostlarının salt çoğunluğu -hem uluslararasında hem Türkiye içindeki- onun gücünün cazibesindedir. Bir kere sarayından çıkarılırsa, kendini son derece yalnız, buruşmuş, kafası karışmış bir figür olarak bulacaktır; Saddam Hüseyin’in kendi duruşmasında olduğu gibi.

Bir kehanette bulunmuyorum ama Türkiye’de yükselen huzursuzluk ve eğer Türk ordusu Abdülfettah El-Sisi’nin Mısır’daki darbe planını taklit ettiğinde kayda değer hiç bir bedelle karşılaşmayacakları göz önünde bulundurulduğunda; Türkiye’nin sarsak siyaseti yakında daha da sarsılırsa kimse şaşırmasın.”

(Kaynak: https://www.aei.org/publication/could-there-be-a-coup-in-turkey/
Çeviren: Mehmet Efe)


Michael Rubin Kimdir?

Michael RubinUzmanlık alanları Ortadoğu, Türkiye, İran ve Diplomasi olan Michael Rubin, uzun yıllar bir Pentagon Yetkilisi olarak çalıştı. Şu anda, ABD Ordusunda, Ortadoğu ülkelerine görevlendirilen üst düzey subayları “bölgesel siyaset, İran, Terörizm ve Arap siyaseti” konularında eğitmektedir. Irak ve Afganistan işgali sırasında aktif eğitim görevi almıştır. 11 Eylül’den hemen önce Afganistan, İşgalden önce ve sonra Irak, Yemen ve İran’da yaşamıştır. ABD’nin baskıcı rejimlerle işbirliğinin 50 yılını incelediği son kitabı: “Şeytanla Dansetmek” başlığını taşır.

  • Uzman Okutman, Deniz Kuvvetleri İleri Eğitim, 2007-şimdi
  • Okutman, Johns Hopkins University, 2010
  • Editör, Middle East Quarterly (3 Aylık Ortadoğu Dergisi), 2004-2009
  • Uluslararası Seçim Gözlemcisi, Bangladeş, 2008
  • Siyasi Danışman, Geçici Koalisyon Yönetimi (Bağdat),
  • 2003-2004
  • Danışman, İran ve Irak, Savunma Bakanlığı (Uluslararası
  • Güvenlik), 2002-2004
  • Yayın Kurulu Üyesi, Middle East Intelligence Bulletin (Ortadoğu İstihbarat Bülteni), 2001-2002, 2004
  • Uluslarası İlişkiler Akademisyeni, Council on Foreign Relations, 2002-2003 (ABD’nin dış politikasında en etkili think-tankların başında gelir)
  • Akademisyen, The Leonard Davis Institute for International Relations, Hebrew University (İsrail, Kudüs), 2001-2002
  • Akademisyen, Carnegie Council on Ethics and International Affairs, 2000-2001
  • Misafir Okutman, Sulaymaniye, Salahuddin, ve Duhok Üniversiteleri (Irak Kurdistanı), 2000-2001
  • Okutman, Tarih Fakültesi, Yale University, 1999-2000
  • Yardımcı Editör, Iranian Studies (“İran Çalışmaları”), 1994-1997

Kaynak: mehmetefe.com