Barış İçin Her “Tavize” Değer

İnsanlarımız  arasındaki etnik, dinsel, mezhepsel  ayrılıklar ve siyasi görüş farklılıkları asırlardan beri  karanlık güçler tarafından körüklendi. Son iktidar döneminde de, yalan haberler bile uydurmak suretiyle,  kardeş kardeşe düşman edildi. Savaşlarda, katliamlarda masum insanlar can verdi. Tarifsiz acılar yaşandı.

Sanki bu acılardan hiç ders alınmamış gibi, 7 haziran seçiminden sonra, sanki birileri düğmeye basmışçasına arka arkaya acı haberler gelmeye başladı.  Gazete sayfaları  kin dolu  demeçlerle doldu. Açıkça savaş çığırtkanlığı yapılıyor.

Bu aşamada  ‘’Düğmeye kim bastı? Neden bastı? Düşmanlıkları kim körüklüyor?.. ‘’ sorularına yanıt aramak birincil önemde değildir.  Zalimin  adını koymak,onun kötülüklerini saymak… da pek fazla işe yaramıyor. İktidarda olanlar, kendi menfaatleri, kendi hırsları için yüzyıllardan beri kan dökmekten çekinmediler. Yine de çekinmeyeceklerdir. Büyük İskender’in  klasik ‘’Böl ve yönet’’ taktiği, çağlar boyunca  her dönemde her şekilde uygulandı ve uygulanmaya çalışılacaktır.

Önemli olan konu,bu tehlikeli  gidişi göreni  barıştan yana olan güçlerin  ne yapacaklarıdır. Düşmanlığı,savaşı önleyecek, kirli oyunu bozacak etkin bir mücadele yürütebilecekler mi?, Yoksa yine sadece  protesto gösterileri ve tepkisel eylemler aşamasında mı kalacaklar? Provokasyonlarla yitip tükenip etkisizleşecekler mi?

Ne yazık ki , ülkemizde  60 lı yıllardan beri demokratik mücadelenin  ,halkla bütünleşik etkili ve kalıcı bir politik cephe kuramadığını,hakim güçlerin oyunlarıyla sürekli  baltalandığını görüyoruz. En yakın geçmişte Gezi sürecinde , tüm hak ve özgürlüklerimizi   tehdit eden keyfi  diktatörlüğe karşı,  ortaya konan ve yok olmuş ümitleri canlandıran büyük direnişe rağmen, meydanlarda bir araya gelen partiler,sivil toplum örgütleri ,uzun soluklu, kararlı, tutarlı ve  kalıcı bir politik mücadeleyi  örgütleyemediler. Oysa yapılması gereken  sadece birkaç temel ilke etrafında  birleşerek, ortak  taktikler geliştirmek, yerel veya genel seçim ittifakları kurarak güçlü olanları desteklemek , ‘’Kağııtan kaplan’’ olan zalimleri devirmekti. Vişnelik’te yürütülen toplantılar da maalesef ,etkin bir politik ittifaka dönüşemedi.

Oysa sadece şu üç hedef  etrafında  bile birleşerek ,ayrıntılarda takılıp kalmadan, ortak bir mücadele yürütebiliriz: ‘’ Ülkemizde yürütmeden bağımsız  hukuk düzeninin kurulması, devlet kurumlarında saydamlık, temel hak ve özgürlüklerin verilmesi ’’ .Hatta şimdi bu üç hedef yerine ,tek hedef olarak barışı koyabiliriz.

Elbette çıkarlarını yitirmek istemeyenler böyle bir birliğin kurulması ve etkili olmasını önlemek için, açık veya  gizli bir çok yola başvuracaklardır. Ancak, barıştan yana olan tüm demokratik güçler, kararlı ve sabırlı bir adanmışlık düzeyiyle tüm bu sorunları aşabilirler

İşte şu anda sorulması gereken en kritik soru şudur? ’’ Adanmışlık düzeyimiz , sabrımız  ve kararlılığımız yeterli mi? Geçmişten gelen hatalarımızı ve hastalıklarımızı teşhis edip, onları giderebilecek miyiz? Yoksa aramızda kıskançlıklar, sen-ben kavgası , birbirimizde kusur görme alışkanlığı, kinler, kırgınlıklar… vs ittifak yapmamıza engel mi olacak? Birbirimizle birleşemeyip, bu diktatörlüğe teslim olup, düzenin bir parçası olarak işlevlerimize aynen devam mı edeceğiz? Kısa vadeli tepkisel çıkışlarla yetinip, kendimizi tatmin mi edeceğiz? Yoksa geçmişin hatalarından arınıp, yeni strateji ve taktiklerle ülkemizde demokrasi ve barıştan yana bir düzeni kurmak için yan yana mı geleceğiz?

Tarihsel süreci incelediğimizde, önemli bir hedefe varmak için bir çok liderin başarılı  ittifaklar kurduğunu görüyoruz. Çünkü  bütün yolculuklar ilk adımla başlar,son hedefe birden değil, aşama aşama giderek,ara hedefler geçilerek ulaşılır.

Ana hedefiniz barışsa, her “tavizi” verebilirsiniz. Hedefin sizin için taşıdığı önem derecesinde, herkesle her ittifakı kurabilirsiniz.

Aksi halde savaşı önleyemeyen,’’sözde aydınlar’’ olarak  tarihe geçersiniz.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir