Barışı İsterken, Zalime Yanaşmak

 

Barışı İsterken, Zalime Yanaşmak

 

 

Barış seslerinin iktidara tamamen eklemlenmiş ve omurgasızlaştırılmış “İslamcılar” dışında kalan kesimlerce daha yoğun çıkmaya başladığı şu dönemde Mazlumder İstanbul şubesi 1 Eylül Dünya Barış günü münasebetiyle Eminönü Meydanında bir basın açıklaması yaptı. Garip bir sahne düzeneği önünde sıralanmış dernek çalışanları ve bu bölgenin, aldıkları devlet desteği nedeniyle büyük olan haber ajanslarının(AA, TRT Kürt, Rudaw) mikrofonlarına yapıldı bu çağrı.

 

bedri1

Aslında daha teorik bir çerçevede yazmaya yeltenmiş olduğum bir konuyu pratik ve somut bir eleştiriye dökme şansı veren Mazlumder İstanbul Şube’nin metninde şu ifadeler vardı:

 

Kurulduğu günden beri TC Ulus Devleti, bu ülkenin asli unsurlarından Kürtleri ve İslam’ı yok saydı. 2000’li yıllara kadar inkar ve asimilasyon politikalarını güden Devlet, Ak Parti iktidarı ile Kürtler ve Müslüman halkın inançları ile barışık bir politika izlemeye başladı. Hükümetin Devlete rağmen girdiği bu iyileştirme süreci her seferinde PKK ve diğer mihraklar tarafından sabote edildi. Gelinen noktada Kürt Halkı; seküler ve dindarı ile gayrı Müslimler de dahil bütün sivil toplum ve siyaset kurumları kendileri ile terör  arasına mesafe koyarak eşit vatandaşlık ilkesinden hareketle ana dilde eğitim de dahil olmak üzere gasp edilmiş bütün haklarını barışçıl yollarla istemelidir.” *

 

Metinde genel olarak bir özentisizlik ve İslamcı mahallenin klişeleri üzerinden giden soyut bir üslup olsa da yukarıdaki ifadeler daha dikkat çekiciydi. Somut ve hayatımıza değen konularda söz söylemesi gereken bir derneğin, soyut ve muhayyel cümleler arasında iktidar dışında herkese dokunan, barış imkanına dair bir takım taleplerde bulunması politik bir sapmaya ve eksen kaymasına işaret ediyordu.

bedri2

Mazlumder İstanbul Şubesi, bildirisinde içine düştüğümüz savaşın somut tarihini ve nedenini hiç gündem konusu etmeden, yetki sahiplerinin cari yetkileriyle yapabileceklerini ve asli sorumlu olduklarını gündeme getirmeden, soyut varsayımlarla cümlesine başlıyor.

 

Basitçe; AKP hükümetinin 100 yıldır yaşadıklarımız tersine çevirmek isteyen bir yönetim olduğunu,

AKP’den önce gelenlerin esas zalimler olduğunu ve bu zalimliğin Ulus devlet yaklaşımı üzerinden büyütülen Kemalizm olduğunu(açıkça ifade etmese de),

Kategorik ayrımını yapmak fevkalade netameli olsa da bu ülkede dindarlar ile Kürtlerin aynı kaderi paylaştığını,

AKP dönemindeki devlet yetkililerinin, bazı cinayet işlemiş güvenlik görevlilerine “destan yazdılar” sıfatlamasını yaftalamışlığını görmeden, aslında halkı düşündüklerini,

Hala ne olduğu bir türlü anlaşılamamış olan muhayyel dış güçlerin ülkemiz üzerinde sinsi oyunlarına devam ettiklerini,

Büyük bir oyunun oynandığını ve AKP’nin bunu bozmak istediğini,

Zaten verilmesi gereken ve hiçbir şekilde tartışma/siyaset konusu edilemeyecek olan temel hakların Kürtler tarafından “kibarca” istenmesi gerektiğini,

Kürtlerin nasıl hareket ederlerse doğru bir iş yapış olacaklarını, tek parağrafta söylemiş oluyor.

 

Her ne kadar İslami kesimin “İki zalimden birini tercih etmeme” gibi kullanım yerine göre anlam kayması yaşayabilen bir tavrı olsa da Mazlumder’in “Kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana” mottosu gereği AKP iktidarı döneminde bile muhalif kalabilme imkanı hep olmuştu. Zira devlet mekanizmalarına yani tarih boyunca zalimliği her dönemde sergilemiş olan bir yapıya sahip olanlarla arasına mesafe koymayı becerebilmişti.
“Müslüman iki zalimden birini tercih etmez.” ifadesi esasında hakkaniyet barındıran bir laftır. Müslümanlar, zalimlerle saf tutmazlar. Müslüman için zalim, mücadele edilmesi gereken halk düşmanıdır. Ancak cümleler de en az kelimeler kadar elastiktirler. Nerede ve ne zaman söylendiği, pozisyonunuzu belirlemek için anlamlıdır. Neticede kurulan cümleyle birlikte saf tuttuğunuz yere göre değerlendirmeye tabi tutulmak daha sağlıklı sonuçlar verecektir.

 

Özellikle Kürt meselesindeki içine düştüğümüz şiddet sarmalında, “İslami/İslamcı” kesimin sisteme entegre olması hali nedeniyle sistemin boyasıyla boyanması kaçınılmaz olduğundan -verilen tepkilerdeki tutarsızlıkları ve ilkesizliği bir kenarda tutarsak- genelde devlete ve bizi bu noktaya getiren yetki sahiplerinin politikalarına ses edilmediğini görmekteyiz. Barış talepleri dillendirilirken kimin ne yapması gerektiğine dair bir çok maddeler sayılır. Bu kesimin maddeleri içerisinde sistem eleştirisini neredeyse hiç görmemekteyiz. Özellikle somut hiç bir dayanağı olmayan, tam olarak neden kaynaklandığı anlaşılmayan gerekçelerle mevcut iktidara karşı da esaslı bir eleştiriye artık çok daha az şahit olmaktayız. Boyasıyla boyanılan şeyin şeklini alan bir sözümona vicdan sahibi dindar görünümlü kesim ile daha çok karşı karşıya kalıyoruz. Mazlumder ise bu gaflete düşmemişti. Düşmediğinden dolayı bir çok dışlanmaya ve etiketlenmeye maruz kaldığını da biliyoruz.

bedri3

 

 

Yaklaşık 12 yıldır resmen üye olduğum ve hemen her metnini takip etmeye çalıştığım bir yapının politik hattında bu denli bir sapmaya ilk defa denk geliyorum. Böyle bir metni yazan Şube yetkililerini de kınıyorum.

 

Şubelerin bağımsız alanları elbette vardır ve Mazlumder’in genel politikasının resmini verme yetkinliği yoktur ancak Mazlumder gibi güzide bir tarihi olan kurumun en büyük ve kurucu nitelikteki bir şubesinin politik angajman kokan, somut hiçbir yere değinmeyen, sorunun kaynağını gözetmeyen böyle bir metin yazmış olmasından rahatsız olmamak elde değil. Umarım bu gibi metinler, derneğin geçmişte yaptığı bazı sapmaları ve yanlışlarına rağmen genel olarak izlediği haysiyetli politik hattına zeval vermez.

 

* ”MAZLUMDER İstanbul Şubesi ‘Dünya Barış Günü’nde Barışın Düşmanlarını Protesto Etti” haberi ile yayınlanan, “Barış Daha Hayırlıdır” başlıklı basın bildirisinin tam metni için:  http://istanbul.mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/eylemler/2/mazlumder-istanbul-subesi-dunya-baris-gununde/12300

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir