Biz Sözde Teröristler

Bu zamanlarda yazmak kolay olmuyor. Kelimeler kolayca çıkmıyor. Bolca yutkunuyorsunuz. Neye kızacağınızı, nasıl tepki vereceğinizi bilmiyorsunuz. İyi şeyleri istemenize rağmen takip edenlerinizin da aynı karışık hal içinde olmaları, anlaşmayı ve anlaşılmayı neredeyse imkansız hale getiriyor. Ama ben yine de yazmayı deneyeceğim.

Güven Park’ta yaşanan saldırıdan sonra bazılarına göre biz ölümlere hiç üzülmedik. Ellerimiz telefonla ailemize ulaşmaya çalışırken titremiyordu. Arkadaşlarımız hakkında hiç endişelenmedik. Yıkılan hayatların tahribatını hesaplamaya ve anlamaya gayret etmedik. Evet bazılarına göre biz haketen vicdansız insanlarız. Çünkü hala harkulade(!) adamları eleştirmeye devam ediyorduk. Bir yerde bomba patlarken kızılması gereken kötü adamları görmeyip desteklenmesi gerekenlere laf yetiştirmeye kalktık üstelik. Bu arkadaşlara göre bazılarına olan kızgınlığımız bizi hakkaniyetten koparmıştı. Bu güzide(!) insanları/iktidarı eleştirmekten utanmalıydık. Onca kazanımlarımızı ve onca kalkınmayı hiç görmedik. Ya kördük ya da en iyimser tabirle enayiydik. Bir türlü farkına varamadığımız “gavur” uşaklığını yine üzerimizden atamamıştık. Koca bir etkisizler kümesiyiz!

Toplumun ciddi şekilde gerildiği her dönemde böyle olur. Zemin sertleşir, duygusallıklar ve reaktiflikler artar. Kızacak birini ararsınız. Öfkeler ve sistem analizleri birbirine karışır. Hiçbir cümle “soğukkanlı” değildir. Kelimeler ağzınızdan belli belirsiz çıkar. Herkes için böyledir. Tabi olan bu durum içinde bir acizlik de barındırır. Düşünce yerini kızgınlığa ve gücün kime yeterse ona saldırmaya bırakır. Basit çıkış noktalarından bütünü kaçıran devasa cümleler kurarsın. Korkakların ürettiği bir terör ortamından, yine korkarak düşünmemeye kaçarsın.  Esasında insan kalmak isteğinin, tutarlılık ihtiyacından beslenmektedir bu durum.

Maalesef bu zamanlarda olan halka ve siyaset yapma imkanına oluyor. Toplumun içinde bulunduğu sorunlara dair alternatif çıkış yolları arayanlara, anlamayı ve dinlemeyi anlatmaktan önde tutanlara ve kimsenin kapıkulu olmayı içine sindiremeyenlere oluyor…

Gürültü ve terör her şeyden çok istibdada ve güç temerküzüne imkan sağlar. Siyaseti ve hayatı sağlıklı bir zeminde görmek isteyenler bu zamanlarda net cümle kuramazlar. Çünkü çok şeyi görmeye çalışmak kısa cümleler kurmayı ve slogan atmayı zorlaştırır. Tedirginliğimiz ve anlatmak istediklerimiz zeminin dayattığı netliğin taleplerini karşılayamaz.  İstendiği an terörist ya da revizyonist damgası yiyebilir ve kovuşturmaya ya da “sistem adamı” etiketine maruz kalabilirsiniz. Arada kalmanın en kolay zamanlarıdır. Üzüntünüz bile kursağınızda kalır. Üçüncü bir seçenek ihtimalini düşünmek ise çok az insanın aklına gelir.

Akletme ve muhakeme kültürü anlamsız bir laf kalabalığına yenilir. Duygusal kırılmalara imkan tanıyan eyleyişler öne çıkar ve toplum ister istemez iki kutba bölünür. Teröristler ve mağdurlar üzerinden tanımlanır bu. Herkes kendi teröristini ve mağdurunu üretmenin imkanına bakar. Netlik bu gerilim alanında en çok oy kazandıran şeydir. Sulhu sağlamak için didinenlerin sesleri ise gürültü içinde kaybolmuştur.

Umutsuzluğun derinleştiği ve karamsarlığın arttığı zamanlardayız. Daha ne kadar gerilime dayanabileceğimizi ise kestiremiyoruz. Ancak tarih bir şekilde dengesini ve düzenini sağlayabilmiş toplumlarla da dolu.

Kaos sonrası yıkımdan düzen çıkarmaya çalışanlara inat ruh sağlığımızı muhafaza ederek ayakta kalmak zorundayız. Adaleti, meşvereti, halkayı, diğergamlığı ve hukuku gözetenler olmak durumundayız. Ülkenin ve toplumun selameti için şiddet söylemi üzerinden otorite devşirmeye çalışanlara, başkanlık sevdalılarına prim veremeyiz. Farklı bir derdin peşinde olduğumuzu telaffuz etmekten geri durmamalıyız. Biz her şeye rağmen ve her durumda “Türkün endişesini ve Kürdün haysiyetini gözeten” bir siyasal/toplumsal zeminin peşinde olacağız. Sulhu sağlamayan ameli ise Müslümanlığımıza asla yakıştırmayacağız.

Vesselam.

Bedri Soylu