Çanakkale Geçilmez, Bab-ı Ali Geçilir

ABD/NATO’nun Çıkartma Gücü Olarak PKK (Dağlıca/Cizre Beachhead Saldırılarıdır)

Tarih:16/09/2015

Emperyalizm , bu topraklara yönelik son bölme hamlesini yaptığında 100 sene önceydi ve çıkarmayı batıdan Çanakkale’den gerçekleştirmişti.

Bütün gücüyle yüklendiği Çanakkale’de kademeli olarak önce denizden sonra karadan denediği işgal Türk ordusunun ve Milletinin kahramanca direnişi ile püskürtülmüş ve tam anlamı ile bir destan yazılmıştı.

Bu destana rağmen çok geçmeden İstanbul 5 yıl sürecek bir işgalle karşı karşıya kaldı.

Toplumca Çanakkale’nin geçilmezliği ile övünmeyi biliriz de , hemen sonrasında İstanbul’un nasıl işgal edildiği konusunu hiç açmayız.

Toplumsal hafızamızda çok derinlere gömdüğümüz bu travmamızla ilgili doğru düzgün çektiğimiz tek bir filmimiz yoktur.

Bu yüzden Çanakkale Geçilmez toplumsal karakterimizin eksik bir tahlilidir.

Doğrusu “Çanakkale Geçilmez, Bab-ı Ali Geçilir” olmalıdır.

Millet ne kadar kendini feda ederse etsin, İngiliz’i ballı börekli ağırlayan bir saraylının varlığı da;
her “Mustafa Kemal”‘e karşı en  az 10 “Ali Kemal”‘in saraylıya hizmet etmesi de makus talihimizdir.

“Çanakkale neden geçilmez, Bab-ı Ali neden geçilir?” sorusunu enine boyuna etüd etmeden; Anadolumuza 100 yılda bir musallat olan emperyal sarkacı durdurabilmemiz mümkün olmayacaktır.

Çanakkale’nin 100. yılında Türkiye bu sefer batıdan değil doğudan yeni bir işgal dalgası ile karşı karşıyadır ve emperyalizmin bu yeni hamlesi Çanakkale’de olduğu gibi dev savaş gemileri şeklinde değil çok daha sinsi ve uzun erimli bir dalga boyu ile kapımıza dayanmıştır.

Son dönemde yaşanan Dağlıca / Cizre vakaları ABD/NATO öncülüğünde başlatılan yeni ve uzun erimli işgal dalgasının kıyıbaşı (beachhead) saldırılarıdır.

ABD/NATO’nun taktikleri ve silahları ile yeni versiyonu Anadolu’ya yüklenmiş bir PKK var karşımızda.

Bir terör örgütü değil emperyalizmin çıkartma birliği olarak yeniden formatlanmış bir  PKK sahnede.

Dağlıca’da yaşananlar basit bir PKK pususu ; Cizre’de yaşananlar basit bir sokak çatışması değildir.

Bu iki alanın da ; PKK’nın “Gladio” tarafından öğretilen yeni savaş taktiklerini denediği laboratuvar olduğu gözlemlenmiştir.

Dağlıca’da PKK , ABD/NATO’nun  elektronik harp desteğini almıştır.

Bu destek için bizzat Hakkari’de güya İran’a karşı kurulan özel tesislerin kullanılıp kullanılmadığını tarih ortaya çıkaracak.

1990’larda ABD’nin PKK’ya verdiği lojistik destekler görüntülü ve belgeli olarak bir çok kez kanıtlanmasına rağmen, başlarına geçirilen çuvaldan rahatsız olmayan NATO kafalılar bu gerçeğin ortaya dökülmesine engel oldular.

Aynı NATO kafalılar, NATO’lu meslektaşları ile birlikte “Terörle Mücadelede Mükemmeliyet Merkezleri” açtılar; ABD/NATO jargonundaki “Excellence” kelimesini kötü bir Türkçe ile “Mükemmeliyet” şeklinde çevirerek.

ABD/NATO yıllardır beslediği adamını asılmaması şartı ile yine uzun vadeli bir plan ile Balıkesir’deki NATO üssünün denetimi altındaki adaya krallar gibi yerleştirdiğinde, NATO kafalılar ne dedi :

“Biz bu konuda duygusalız, karara karışmayız”

Bunu diyenler o dönemler ülkede kızların başörtüsünden, medyanın manşetlerine kadar herşeye karışmakta kendine hak görenlerdi.

Bu NATO kafalılar PKK yıllarca çözüm süreci ile semirirken dört başı mamur bir terörle mücadele stratejisi ve taktikleri geliştiremedikleri gibi buna uygun bir silahlanma altyapısını da çok geç ve yetersiz olarak devreye soktular.

Bu ordu, yıllarca aktif halde kullanılabilecek sadece altı adet saldırı/taarruz helikopteri ile dağları üs edinmiş bir örgüte müdahale etmeye çalıştı.

Bu ordu, yıllarca askerini yetersiz zırhlı araçlarla PKK’nın ezberlediği güzergahlardan nakletmenin alternatifini üretemeden terörle mücadele etti.

Bu ordu, terörle mücadelede uzman kadrolarını, ancak İngilizler işgal etse kurulabilecek bir mahkemeye eliyle teslim ederek terörle mücadele etti.

Bu ordu, Irak’ın kuzeyinde PKK ile mücadele için bulunan askerinin başına çuval geçirenleri Genelkurmay’da ballı börekle ağırlayarak terörle mücadele etti.

Bu ordu, 1984’ten beri PKK’nın geçiş güzergahlarını biliyor olmasına ve PKK’nın eylemselliklerine dair devasa bir veritabanı elinde olmasına rağmen bugüne kadar PKK terörü ile ilgili doğru düzgün bir matematiksel modelleme yapmadan terörle mücadele etti.

Bu ordu ; NATO’nun suyuna giderken yaptığı hataların en vahimlerinden birini geçenlerde dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı Pekin aracılığı ile itiraf etti.

Pekin; Suriye’ye gönderilen yüzlerde doçkanın PKK’nın eline geçtiğini açıkca itiraf etti.

Biri de çıkıp sormadı :

“Bre Paşa; sen hangi akla hizmet PKK’nın eline geçebileceğini bal gibi bildiğin bir ülkeye, NATO müttefiklerin istedi diye bu sevkiyatları yapabiliyorsun? Tarih ve hukuk önündeki sorumluluklarından gafilim savunması ile sıyırabileceğini mi düşünüyorsun?”

Ve AKP’nin PKK ile iş tutan gafleti/dalaleti ve ihaneti bütün bu stratejik/doktrinel zaaflarının üzerine tuz biber oldu ve bugün geldiğimiz noktaya geldik.

Ve arkada bırakılan onca tecrübeye, ABD/NATO tarafından yenilen onca kazığa rağmen NATO kafalıları NATO’lu meslektaşları ile yine ve yeniden terörle mücadele basın toplantıları düzenlerken görüyoruz.

Gelinen nokta 1990-2000’lerin terörle mücadele anlayışı ile başedilebilecek bir nokta değildir.

Karşımızdaki düşman PKK’yı  yeni versiyonu ile bütün boyutları ile Anadolu coğrafyasına yüklemiştir.

Ağ temelli savaş konseptini derinlemesine uygulama gücüne sahip bu güç çeşitlendirdiği PKK vektörünü çıkarma gücü olarak kullanmaktadır.

HDP siyasi meşru alanda sahnedeki rolünü oynarken ; AKP desteği ile palazlanan PKK ve yan grupları güvenlik güçlerine daha önce görülmemiş bir sistematikle saldırmaktadır.

Bugüne kadar PKK ile çatışmalarda/pusuda bir çok şehit verilmiştir fakat Devlet güçlerinin şehitlerini saatlerce alamadığı ve iletişim kuramadığı vaka görülmemiştir.

Yaşanan bu hezimet AKP ergenlerinin hormonlarını çoşturacak “rambo Özel Kuvvet masalları” ve “Kandil dümdüz edildi” manşetleri ile  örtbas edilmek istense de, Dağlıca’da yaşananlar hiç bir komplekse kapılmadan açıklanmalı ve etüd edilmelidir.

Keza Cizre’de Devlet’in günlerce süren ablukaya rağmen bir grup PKK’lıyı oldukları yerden sökememesinin arkasındaki gerekçelerden bir tanesi tabi ki katil sürüsünün masumları kalkan olarak kullanmasıdır fakat aynı zamanda PKK’nın birilerini şehir savaşı konusunda eğittiği gerçeği ile de karşı karşıyayız. Evler altında açılan tünelleri hangi teknik araçlarla açtıkları PKK’ların şehir savaşları konusunda aldıkları eğitimin menşeini de bütün çıplaklığı ile ortaya koyacaktır.

Bir şehrin halkına 9 gün sokağa çıkma yasağı ile işkence edip, Demirtaş’ı o kitleye kahraman olarak karşılatmak basiretsizliğini gösterenlerin, ABD/NATO’nun ekmeğine yağ sürdükleri de su götürmez bir gerçektir.

AKP hainliğinin desteği ile PKK sadece silah yığınağı yapmakla kalmamış aynı zamanda Irak ve Suriye’de ABD/NATO’nun gözetiminde özel kuvvetler eğitimi almıştır.

ABD’nin Suriye’deki YPG güçlerine özel kuvvetleri ile destek olduğu bizzat ABD Genelkurmayı tarafından dile getirilmiştir.

Ve bizim Genelkurmay hala ABD’li meslektaşları ile terörle ortak mücadele seminerleri,basın toplantıları yapabilmektedir.

Suriye’de PKK’nın kolu YPG’ye destek veren ABD’nin, sınırın öte tarafında PKK’ya destek vermediğini varsayma lüksüne sahip değildir bazıları.

Bu sebeplerden dolayı PKK artık bir terör örgütü değil bir işgal gücü olarak değerlendirilmeli ve buna yönelik acil tedbirler ve yeniden yapılanmalar ivedilikle hayata geçirilmelidir.

ABD/NATO bölgedeki dengeleri belli bir noktaya getirdikten ve İran’la gerekli stratejik işbirliğini olgunlaştırdıktan sonra sıra Türkiye’ye gelmiştir.

Ve 2000’lerin başında romanlaştırılan Metal Fırtına senaryosunun ilk adımları PKK ile atılmıştır.

PKK ; esas işgal kuvvetinin öncü kuvveti olarak Türk Devlet güçlerini yormak, yıpratmak ve esas çıkartma bölgesini perdelemekle görevlendirilmiştir.

PKK , arkadan gelecek esas dalga için keşif , yorma ve yıpratma harekatları yapmaktadır.

Terörle mücadele özel kuvvetlerle ; işgale karşı mücadele ordularla yapılır.

Fakat terörle mücadele de, işgalle mücadele de düşmanı doğru tespit etmkle yapılır.

Önümüzdeki süreçte PKK düşmanın aracıdır, düşmanın kendisi değil.

Bu gerçekle yüzleştikten sonra ;

1) Bölgedeki ABD/NATO üsleri ve bağlantılı faaliyetleri çok sıkı denetim altına alınmalı ve askıya alınıp kapatılmaları için her türlü ön hazırlık yapılmalıdır.

2) Malatya’daki ordu Diyarbakır’a ; Diyarbakır’daki Kolordu Hakkari’ye taşınmalıdır.

3) Bölgedeki üslenmeler PKK’ya alan hakimiyeti bırakmayacak şekilde yeniden yapılandırılmalı ;PKK’nın yuvalarının olası bir işgal harekatında ABD/NATO’nun intikal güzergahlarına destek olacak şekilde konuşlandırıldığı gözönüne alınmalıdır.

4) Kandil’e yönelik, gerekirse ağır bir zaiyat gözönüne alınarak , yönetici kadroyu hedef alan bir operasyon ciddi bir şekilde gündeme alınmalıdır. Kandil bombalandı manşetleri ile Millet’i salak yerine koyma politikasından vazgeçilmelidir.

5) Suriye’de NATO ile kucak kucağa girilen bataklıktan bir an önce çıkılarak, Suriye sınırı her yönü ile kontrol altına alınmalıdır.

6) Hala PKK’nın elebaşı olan Abdullah Öcalan; hapse girdiği andan bugüne değin olan bütün PKK eylemlerinden tekrar yargılanmalı; dava dosyasına adi suçları da eklenmeli ve Balıkesir Üssü’nde aktif NATO korumasından çıkarılarak Sinop’ta daha güvenli bir tecrit ortamına taşınmalıdır.

Ve son ama en önemli nokta:

6) Toplumu bölen değil birleştiren bir lider sahneye çıkarılarak, olası bir savaş durumunda toplumu bütün kesimlerine inandırıcılık sağlayacak , güven verecek bir isimle ülke temsil edilmelidir. Bunun Erdoğan olmadığı AKPliler dahil herkesin malumudur.

Devletin içindeki NATO kafalıların tasfiye edilip, akl-ı selim güçlerin bu işgal dalgasına karşı önceden önlem alma olasılığı maalesef yüksek değil.

Oyunu yine zor bozacağa benziyor.

100 yıl önce hırsı aklından büyük bir İttihatçı kadro nasıl bıçak kemiğe dayandığı noktada tasfiye edildiyse; 100 yıl sonra da neo-İttihatçı kadroları aynı akıbet beklemektedir.

Onların yarattığı pisliği ve kaosu, yedi düvele karşı savaşırken temizlemek yine Devlet içindeki Abdülhamid-Mustafa Kemal damarına nasip olacaktır.

Yine bu Ordu ve bu Millet bir Çanakkale yazacaktır; dua edelim ki Bab-ı Ali’nin başında bir saraylı ve avanesi bulunmasın.

Açık İstihbarat