CHP ,”suya sabuna dokunmayan” politikalarla devam edemez

Müslüman Kardeşler de, laik ve sol güçler de, diğer dini ve etnik gruplarda bu ülkenin ve coğrafyanın gerçeklikleridir. Birlikte yaşamının yollarını Sosyal Demokrat siyaset aramayacak da kim arayacak?

 

Türkiye’de tarihsel olarak ertelenip birikmiş sorunlar, güncel ulusal ve bölgesel gelişmelerle birleşik bir yumak oluşturup, ülkenin önünü tıkamış durumda. Yeni bir seçime gidiyoruz ama kendisinden çözüm beklenen siyaset ufukta dahi görünmüyor.

Geçenlerde yaptığı bir söyleşi de ABD’nin eski Ankara büyükelçisi Edelman “Türkiye artık öngörülemez bir ülke haline büründü. Eğer gelişmeler aynı yönde devam ederse Irak ve Suriye’deki kaos bir iki yıl içerisinde Türkiye’yi yutacak. En büyük kaygımız bu.” diyordu. ABD bu durumdan ne kadar kaygı duyar duymaz ayrı bir konu ama bu saptama çoğu kişinin ortak düşüncesi.

7 Haziran seçimleri sonrası dönemde, Türkiye’ de büyük sermayenin Erdoğan’ı destekleyen kesimleri de dahil olmak üzere, ABD ve batılı güçlerin AKP-CHP koalisyonundan yana oldukları açıktı. AKP-CHP koalisyonuna en azından başlangıçta toplumun çoğunluğunun da destek göreceği belliydi. AKP-CHP koalisyonu iyimser bir bakışla kutuplaşmaya azaltabilir, bir olasılık olarak da yeni bir anayasayla Kürt sorunu gibi kadım sorunlarımızın çözümünün yolunu açabilirdi. T.Erdoğan muhtemelen AK Parti başkanı A.Davutoğlu’nun da görüşünün aksine koalisyonu engelledi ve seçim karar aldı.

Genelde bilinen bir gerçek her geçen gün daha da net şekilde kendini ortaya koymaktadır. Türkiye’deki kimlikler temelindeki bölünme ve kutuplaşma artık politik seçimleri kimlik topluluklarının “sayımına” dönüştürmüş durumda ve bu süreç ülke ve bölgedeki gelişmelerle her geçen gün daha da derinleşiyor. Seçimler politik bir yarışmadan çıkmış her farklı toplum kesiminin beka kaygısı ile ele aldığı bir süreç olarak algılanır olmuştur.

AK Parti, başlangıçta laik toplumsal kesimlerinin kaygılarına karşılık, “Muhafazakar Demokrat” olarak adlandırılan yaklaşımı ile bürokratik vesayetin aşılması, Kürt sorunun cesaretle ele alınması, Alevi sorunun tartışılmaya başlanmasıyla bu durumun aşılması yönünde toplumun önemli bir kesiminde ümit ışıklarına yol açmıştı. Ama süreç tersini güçlendirdi. Zaman içinde yıpranan AK Parti iktidarı kendi geleceğini toplumsal kutuplaşma- da aradı. Önce Sünni Müslüman kimlik, Kürt sorunundaki son gelişmelerden sonra da Sünni Müslüman Türk kimliği temelinde tabanını konsolide etmeye hız verdi. Çözüm arayışının bir kanalı olmaktan sorunun en önemli parçası olma durumuna yer değiştirdi.

Şimdi 1 Kasım seçimlerine gidiyoruz. Seçim sonuçlarının 7 Haziran seçimlerine benzer bir durum ortaya koyacağı görünmekte. Ama ister bu olsun, ister çok az farkla AK Parti tek başına hükümet kursun bu politik tutumlar devam ettikçe Türkiye’nin yönetilemez bir durumda olacağı ortada. Bu durumda gelişebilecek şeyler çok da tahmin edilemez değil. Erdoğan yönetiminin gelişecek toplumsal muhalefete karşı giderek daha da setleşmesi ve Güney komşularımıza benzer tabloların ortaya çıkması.

Aynı sonuca yol açabilecek diğer bir yol ise şimdilik daha az bir olasılık olarak görünse de Mısır’ da kine benzer bir askeri müdahalenin gündeme gelmesidir. Siyasal kriz ortamında giderek artabileceği tahmin edilebilecek ekonomik kötüleşme ve anayasanın ihlali tartışmalarının ciddileşmesi askeri müdahalenin toplumsal koşullarını oluşturabilir. Bu durumun uluslararası bir destek bulabileceği yönündeki ipuçları da batılı kaynaklarda ortaya çıkmaktadır.

Çözüm için gözlerin CHP’ ye yönelmesi kaçınılmazdır. CHP 21. Yüzyıl Türkiye’sinin siyasal rejimini barış, demokrasi, eşitlik, özgürlük ilkeleri temelinde inşa etmek için öncü rol alacak mı?  Yoksa buna girişmeyip “suya sabuna dokunmayan” politikalarla yetinmeye devam mı edecek?

Geçen seçimlerde Erdoğan ve AK Parti karşıtlığına sıkışmayıp ekonomik sosyal taleplerle kampanya yapan ve “beğeni toplayan CHP” bunu oya tahvil edemedi, tersine HDP’ ye kaptırdığı oylarla biraz geriledi bile. Evet, iki emekli ikramiyesi iyi ama her toplumsal kimliğin beka kaygısı algıladığı süreçte bu vaat ne ölçüde oyların ciddi şekilde yeniden dağılımına yol açabilir?

CHP kendinden beklenmeyeni (yoksa dört parti içinden sadece ondan beklenebilecek olanı mı?) yapmalı.

CHP bunu, gerek tarihsel nedenlerle gerekse de özelikle AK parti iktidarlarında sıkıştığı/ sıkıştırıldığı kültürel kimlik konumunu aşarak yapabilir. Yeni anayasa temelinde Kürt sorununu, değer demokratik taleplerle birlikte eşitlik temelinde çözen net vurgulu bir demokrasi planı bunun birinci ayağıdır.Bunu yapar ve Kürt sorununun, en azından Türkiye sınırları içindeki yakıcı bölümünün, TBMM çatısı altında çözümü için irade ortaya koyarsa güncel kaos beklentileri büyük ölçüde aşılmış olur.

İkinci ayak ise Müslüman coğrafya’da yaşanan çatışmalara sanki uzayda gerçekleşiyormuş gibi bakmayıp, durumu acil barış ve adalet temelinde ele alan ve her kesime el uzatan bölgesel girişimlere öncülük etmekle olur. Müslüman Kardeşler de, laik ve sol güçler de, diğer dini ve etnik gruplarda bu ülkenin ve coğrafyanın gerçeklikleridir. Birlikte yaşamının yollarını Sosyal Demokrat siyaset aramayacak da kim arayacak?

Kürt sorunu, Alevi/Şii-Sünni çatışması, Laik- İslamcı gerilimi ister dışarıdan kışkırtılsın ister başka yerden, ülkenin ve bölgenin siyasal yakıcı gerçekleridir. Topluluklar can, mal ve kimliksel beka kaygısı ile yaşamaktalar.

Bu sorunlardan kaçarak politik öncülük ve dönüşüm gerçekleştirilemez. Bu sorunlardan kaçarak Cumhuriyet ve demokrasi korunamaz bile!

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir