CHP’nin Stratejisi Yüzde 25 Olan Oyunu 27’ye Çıkarmak mı Olacak?

Türkiye Cumhuriyet’i tarihinin en ciddi siyasal riskleriyle karşı karşıyadır. Burada ön planda ve acil görünen T.Erdoğan’ın kişisel iktidar hırslarının yol açtığı sorunlar olsa da durumun bunu aşan boyutları herkesin bildiği bir gerçek.

Acil olan barışın sağlanması ve birlikte yaşamayı başaracağımız demokratik bir siyasal rejimin yeniden yapılanmasıdır.

Sorun, farklı etnik ve dini kimlikleri ile Türkiye halklarının, 21.yüzyılda barış içinde birlikte yaşama düzenini inşa edip edemeyeceğidir. Kalıcı olarak Birlikte barış içinde yaşamak şüphesiz demokratik özgürlükler, eşitlik ve ekonomik/sosyal adalet koşullarının sağlanması ile mümkündür. Ama şimdi yaşadığımız acil olan durum ise barışın sağlanması ve farklılıklarımız ile birlikte yaşamayı becereceğimiz demokratik bir siyasal rejimin yeniden yapılanmasıdır.

İslamcı Hareket ve Kürt Hareketi Demokratik Kanallara Akmakta İken

Milli mücadeleden sonra kurulan ve soğuk savaş sonrasında batı ittifakı içinde yarı demokratik olarak sürdürülen milliyetçi, otoriter, modernist siyasal rejiminin sorunları soğuk savaş sonrası dünyanın yeni dönemi ile birlikte rejim için meydan okuyucu bir karakter kazandı.

Türkiye İslamcılığı olarak tanımlayabileceğimiz Milli Görüş Hareketi bilinen klasik İslamcı hareketlerden ideolojik, siyasal tarz ve dayandığı sosyal taban olarak farklıdır. Cumhuriyet ve demokrasi tecrübesi içinde şekillenen bu hareket Türkiye siyasal sisteminin diğer Müslüman ülkelerden farklı olarak tanıdığı demokratik katılım kanallarından evrilerek geçti ve şimdi yaşadığımız AKP iktidarı ile hakim siyasal güç bloğunun önderliğini sürdürmekte. AKP’nin temsil ettiği siyasal koalisyon içinde bu “İslamcı” gelenek etkili ama hala azınlık konumdadır.

Rejim tarafından çok daha sert olarak engellenen Kürt hareketi ise 12 Eylül koşullarının da etkisi ile silahlı mücadelenin esas olduğu bir nitelik kazandı. Ve halen bunun sorunları ile yüz yüzeyiz. Fakat bu hareket özelikle çözüm sürecinin etkisi ve A. Öcalan’ın “demokratik özerklik statüsü” olarak tanımladığı temel talebi ile Türkiye içi demokratik bir sol muhalefet karakteri kazanmaya başladı. Bu süreç özelikle seçim öncesi HDP politikaları ile bu yönde ileri adımlarla geliştirildi.

İktidar Hırsları ve Bölgesel Çatışmaların Yarattığı “Fırsatlar”

Fakat demokratik süreçler olarak görebileceğimiz bu iki alanda da güncel olarak çatışmalı veya yüksek çatışma potansiyeli taşıyan gelişmeler oldu. Erdoğan elde ettiği büyük güçle, Ortadoğu’da yaşanan mezhep savaşlarının da etkisiyle, otoriter Sünni İslamcı bir rejim ihdas etmek ve bölgesel liderlik projesine yöneldikçe mezhep ve yaşam tarzı temelli kutuplaşma ve çatışma potansiyeli ülkemizde de giderek artmaya başladı. Öte yandan PKK Suriye iç savaşının verdiği fırsatla güçlendi ve hükümetin süreci yavaştan alan politikaların da öne sürerek yeniden silahlı savaşı başlattı. Artık bölgesel niteliği çok daha artan Kürt sorununun tam çözümü daha da zorlaştı.

CHP Yol Ayrımında: Silik ve çekingen politikalar mı, köklü bir politik yönelim mi?

CHP özellikle SHP dönemindeki kısa süren bir dönem dışında Kürt sorununda esasta var olan statükoyu savundu. Başörtüsü meselesinde aldığı tavır örneğinde gördüğümüz şekilde ise Laik rejimin özgürlükçü bir yorumunu ulaşamadı. Her iki sorunda yaşanan çatışmalı süreçler, CHP’ yi son dönemlere kadar yer yer karşı uçlara kadar taşısa da, son dönem politikaları ile gerek Kürt sorunu gerekse dindarların talepleri konusunda yavaş adımlarla da olsa daha demokrat bir çizgiye yaklaştırdı.

Ama şimdi ülkenin karşılaştığı bu büyük sorunlara, CHP’nin bu yavaş adımlar ile cevap verme lüksü kalmamıştır. AKP ve CHP koalisyonu bu yüzden sadece bir koalisyon değil, gelinen siyasal rejim tıkanıklığının iki boyutta da aşılması için önemli bir seçenek olabilirdi. Ama bu da olmadı.

Burada tek sorun Erdoğan olarak görmek ve ona karşı “herkesle” birlikte olmak yaklaşımı yanlıştır ve bu karşı tarafa yarayacaktır. Tek sorun Erdoğan değildir siyasal kutuplaşmaları, şiddeti doğuran siyasal, sosyal koşullardır

CHP, 21. Yüz yılın Türkiye’sinin, ama öncelikle de siyasal rejimini barış, demokrasi, eşitlik, özgürlük ilkeleri temelinde, yeniden inşası için öncü rol’ mü alacak yoksa yukarıda belirtilen silik çekingen politikalarla mı yetinecek? İkilem budur.

CHP, HDP İle çözüm paketinde anlaşmalı ve birlikte PKK’ya ateşkes ve Türkiye dışına çekilme çağrısı yapmalıdır.

Şimdi yeni bir seçime doğru giderken CHP koalisyon tartışmalarında iyi yürüttüğü süreci devam ettirebilir, ılımlı görüntüsü ile oy oranını artırabilir. Ama görünen o ki bu strateji yüzde 25’ i 27-28 yapmak dışında bir hedefi aşamaz. Acil olana cevap oluşturamaz

Barış acildir. CHP şiddete karşı tavrını net olarak koruyarak derhal HDP ile birlikte temel demokratik çözüm paketi çerçevesinde anlaşma sağlamalıdır. Bu paket Anadil’de eğitim, AB yerel yönetimler özerklik şartındaki çekincenin kaldırılması, anayasal yurttaşlık, seçim, partiler kanunu gibi konulardaki demokratikleşmeleri içermelidir.

Bu temelde bütün partilere ve topluma çağrı yapılmalı, TBBM içinde Kürt sorunun çözümünün sahibi olduğunu sözünü vererek HDP ve diğer katılanlarla birlikte PKK’ yı ateşkese ve yurt dışına çekilmeye çağırmalıdır. Milletin %40’a yakınını temsil eden bu çağrı umarız ki cevapsız kalmayacaktır. Bu sağlanamasa da bu tavır ile CHP seçimlerde barışçı ve demokratik olan tarafı inşa etmiş diğerlerini çatışmacı ve otoriter tarafa koymuş olacaktır. Bölgesel niteliği öne geçen Kürt sorunu böyle tam çözülmeyebilir ama barış ve kalıcı çözüm için büyük mesafe alınmış olur.

******************************

CHP son yıllardaki yaklaşımlarıyla, bir yaşam tarzı ve dini kimlik tabanı ile sınırlı gibi algılanan söylem ve tutumlarını değiştirme yönünde ilerlemektedir. Bunu geliştirmek sadece  merkezi söylemle veya birkaç muhafazakar kişiyi parti yönetimlerine alarak olmaz. Sosyal Demokrat bir partide zaten olması gereken her kimlik ve yaşam tarzına saygı ve birlikte demokrasi ve eşitlik için mücadele yaklaşımı il, ilçe, mahalle bazındaki örgüt ve çalışmalara taşınmalı ve bu yönde değişim öncelikle teşvik edilmelidir. Gidilmeyen yerlere/topluluklara samimiyetle el uzatılmalı buralardan örgütlere katılım için özel gayret sarf edilmelidir.

CHP seçmene,  ülkenin gerçek birliğinin ancak gönüllü birlikle olabileceğini, bölünme riskinin ancak demokrasinin gelişmesi ile azaltılacağını, ekonomik hakların daha gelişmesi yolunun da  ancak bir demokratik ve hukuk devleti rejimi ile açılabileceğini anlatabilir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir