Değişim ve Kurultay Sürecinde CHP

Yedi Haziran ve 1 Kasım arasında bir şeyler oldu. Hükümet/Devlet’in bazı odakları bir şeyler yaptı. PKK da boş durmadı(!). AKP büyüdü,  MHP ve HDP küçüldü. Birilerinin istediği “istikrar” tekrar sağlandı.

Şimdi merak edilen, seçimlerde “yerinde sayan” CHP’nin, kurultayla birlikte AKP’nin yeni tek başına iktidar dönemine gerçekçi bir alternatif inşa etme yoluna girip giremeyeceğidir.

Ecevit’in 1970 başlarında başlattığı “Yeni CHP” yürüyüşü, 12 Eylül darbesi ve ardından 1990’larda tıkanan düzene muhalefetle yükselen İslamcı ve Kürt hareketlerinin oluşturduğu “korku” girdabında boğuldu. İnsanlar daha çok bilmediklerinden, tanımadıklarından korkarmış. İnsanlar nasıl bilsin ki? Üniversitelerimiz, sosyologlarımız bile çok ciddi ve derin toplumsal gerçeklikler, sorunlar sanki yokmuş gibi duruyorlardı

Baykal dönemi CHP’ si, bu “korku”  ikliminde, dünya ve ülke bağlamında ortada olan devasa toplumsal/ siyasal sorunları “eski devlet bürokrasisine” havale etmiş, Laik Türklerin sığınma odası halini almıştı.

Vahşi kapitalizm, küreselleşme süreci, devasa boyutlara varmış, Sovyetler çökmüş, soğuk savaş dengeleri değişmiş, belirsizliklerle dolu yeni bir dünyanın kapısı çoktan açılmıştı. Yeni küresel sosyal düzen eski siyasal rejimleri çoktan boşa çıkarmıştı. Eski uluslararası denge ve ulus devlet bürokrasilerinin baskıları ile ötelenmiş dini, mezhebi, etnik kimlikler ve yaşam tarzı farklılıkları çoktan sosyal ve siyasal yaşamın merkezine taşınmıştı.

Türkiye’nin modernleşme ve “batılılaşma/batılılaştırılma” sürecinin ve buna karşı olan toplumsal tepkinin önemli belirleyicisi olduğu siyasal kimlik farklılıklarımız bu süreçte daha da belirginleşmişti. Kürt kimliğinin kitlesel düzeyde siyasallaşması süreci de hızla ilerliyordu. Ama CHP, Ecevit ve kısa SHP döneminin bile çok gerisinde,  “geçmişin kazanımlarının” korunması ve statükonun savunulması dışında bir projeye sahip değildi.

K.Kılıçdaroğlu CHP genel başkanlığına AKP’nin ezici iktidar gücünden bunalmış partililerin değişim talebi dalgası ile geldi. Ama ne CHP yönetim kadroları, ne yerel örgütler, ne de partiye oy veren kitleler, yüz yüze gelinen sorunları açıkça tartışabilmiş, alternatif politikalar hakkında belirli bir yol haritasında ortaklaşmış değildi.

K.Kılıçdaroğlu, toplumsal siyasal gerçekliklerin baskısı ile aşırı ihtiyatlı bir şekilde de olsa, bir değişimi başlattı ve sürdürüyor. Ana değişim laiklik politikalarında özgürlükçü bir tutum, dindar kitlelerle eski tartışma ve uygulamaları aşan yeni bir ilişki arayışı, Kürt sorununda henüz çok belirli olmasa da demokratik çözüm politikalarına yönelme ve partinin iç demokrasisinin geliştirilmesi adımlarıdır.

Bu adımların tümü de doğru yöndedir ama henüz dünya, bölge ve ülke çapında yaşanan devasa sosyal, siyasal tehditlere cevap verebilecek cesur , güçlü bir söylem ve politika demeti oluşturulabilmiş değildir.

AKP, eski Türkiye’nin “Modern/Laik/Türk”  temelinde oluşturulmaya çalışılan “Ulusal Kimliğini” , elindeki devlet bürokrasisinin otoriter yöntemleriyle “Muhafazakar/Sünni İslamcı/”  yönde yeniden şekillendirme gayretindedir. CHP’nin, AKP’nin bu politikasına karşı, 21. Yüzyılın Türkiye’sinin siyasal rejimini barış, demokrasi, eşitlik, özgürlük ilkeleri temelinde yeniden inşa etmek için, başlattığı değişimini cesaretle güçlendirip sürdürmekten başka bir cevabı olamaz.

K.Kılıçdaroğlu başkanlığında yaşanan değişim sürecinin ve buna taraf olan partililerin güncel sıkıntısı seçimlerde oyların yerinde saymasıdır. CHP’nin imajının ona geleneksel olarak oy vermeyen kitleler içinde olumlu yönde değiştiği yönünde araştırma bulguları var olmasına rağmen bu durum henüz seçmen davranışlarını değiştirmemiştir. Ama bahsedilen sorunun tarihsel boyutları göz önüne alınırsa bunun kolay olmayacağı da açıktır.

CHP’ ye oy veren kitleleri ajite etmeye yönelik söylemlerle partinin büyütülmesi söz konusu değildir. Kurultayda ortaya çıkacak her aday CHP’ye oy vermeyen kitlelerden hangi politikalarla daha fazla oy alacağını açıklamak durumundadır.

CHP, hayal kırıklığı ve “çaresizlik” psikolojisinde geçmişi savunma ve sen, ben tartışmaları ile hep olageldiği gibi %20-25’in “paylaşım” kavgası ile mi meşgul olacak yoksa artık oturmakta olan “yeni otoriter siyasal düzene”  ve vahşi kapitalist politikalara karşı özgürlükçü ve halkçı bir alternatif mi oluşturacak? Partinin önündeki ikilem budur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir