Demirel’in Yumuşacık Elleri

Baba falan da derlermiş ama öldüğünde yetim kaldım diye hisseden olmamıştır herhalde.

Şahsen ben “yas”a da pek katılamadım. Ulusal benlik duygularım biraz zayıf sanırım, Suud Kralı öldüğünde de oralı olamamıştım.

Ulusal duygularımıza tercüman olmak üzere bu iki ölümde ulusal yas ilan eden iktidarın, evet bu iktidarın bağlıları, Menderes’i, Özal’ı kullanışlı bulurlar ama Demirel’e burun kıvırırlar, bilirsiniz. İktidarın ateşli muhiplerinden bahsetmiyorum sadece, pekâlâ bağlı olup da alakasızmış gibi mahcup duranları da söylüyorum, hani istemem yan cebime koy diyenleri de.

Oysa, Süleyman’ın Adnan ve Turgut’tan farkı neyse Tayyip’ten de o kadardır. Aynı siyasetçinin dönemine göre değişen halleri. Hem adalet hem kalkınma konusunda Tayyip’in öğretmeni sayılabilir pekâlâ.

Süleyman, bu adaletsiz düzenin sürmesine hizmet etmiş bir siyasetçiydi. Kendi siyasal kariyerini en önemli değerlerden biri bellemiş, düzene kendince hizmet ederken pragmatizmi ve ilkesizliği ile akıllarda yer etmiş biri.

Peki, 28 Şubat ve sonrasında Erbakan’ın defteri dürülürken, ABD’lere gidip biz oyuna girmeye hazırız diye tekmil verenler bu Tayyipler değil miydi? İlke? Değer? Pragmatizm?

Ortadoğu siyaset dünyasındaki Filistincilik rant sofrasına “one minute” ile kepçeyle dalıp arkasından tepkim moderatöre demek tipik bir Demirelcilik değil mi? Filistin’e tek bir tüfek değil ama bolca hamaset göndermek… Gazze’ye geliyorum diye efelenip, sonra bunun moderatöre efelenmek gibi olmadığını görünce bunu artık otoritenin izin vereceği zamana ertelemek…

28 Şubat döneminde Harp Akademilerinde hocalık yapabilmek belki de Süleyman’ın bile becerebileceği bir şey değildi ama yapana  hoca deniyor adı Ahmet olunca.

Tayyip bedelli askerlik konusunda o kadar net ve bağlayıcı konuştuğunda merak etmiştim. Onu oraya getiren kitleleri işaret ederek bu haksızlığa karşı tavrını koymuş, okkalı bir tükürük fırlatmıştı. Nihayet bu eşitsiz düzene bağlı, ona hizmet eden bir insandı ve er geç bedelli konusu kapısını çalacaktı. Sonuna kadar direnecek miydi bu Kasımpaşalı? Onun gerçek bir Demirel olduğunu tükürdüğünden geriye bir şey bırakmamasıyla anlamıştım.

************************

Müthiş bir şiirde geçiyordu, bir bebeğe seslenen bir şiirde, müthiş bir söz: “ve sen bebek” diyordu şair “elleri yumuşak olanlara asla sonuna kadar güvenme”

Başbakanlığının ilk yıllarında annemin köyüne gider Süleyman, elektrik getirmiştir. Ankara’nın bu köyünde onu karşılayanların elini sıkmıştır ve bir kadın şöyle anlatmıştır eşine dostuna: “Demirel’in elleri yumuşacıktı, pamuk gibi!”

Tahminen 1966 civarıdır, bahsettiğim şiir ise 1929 ABD’sine söylenmiş. Yani her iki durumda da ellerin yumuşak olması, başkalarının nasırlı ellerinin ürettiği değerleri yemek anlamına gelir. Yani ayrıcalıklı olmayı, birileri hakkını alamazken hakkından fazlasına konuyor olmayı anlatır.

Ne güzel demiş şair, iyi ya da kötü olana demiyor, şu fikirde, inançta, siyasette olana güvenme demiyor, çok somut bir ölçü sunuyor.

Güvensizliğin tembihi yumuşak ellerle yapılamayabilir bugün.  Yine de boş laf yerine somut kritere başvurabiliriz. Yine haksızlığın zulmün safında olanları onların fikri, inancı, siyasetinde değil kendilerinin adaletle ilişkisinde tartarak.  Birileri hakkını alamıyor, gadre uğruyorken işlerini yumuşak yumuşak yürüten ve halkın erişemediği hakları hamuduyla götürüyorsa kişi, gayri kim olursa olsun, ne söylerse söylesin…

Peki  Süleyman’a burun kıvırıyorsunuz, ama şu son 12 senede yoksulluktan, işsizlikten milyonlar kahrolmuş, onlarca kişi intihar etmişken gemicikler yumuşak yumuşak ticaret yapıyorsa…

Bir kez daha yazayım, “…asla sonuna kadar güvenme!”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir