Deniz Feneri, Erbakan ve Tayyib…

Bismillaahirrahmanirrahim…

Elhamdulillahi rabbilalemin…

Essalatu vesselamu ala muhaammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain…

Emma ba’d…

 

Bir: Almanya ve Gurbetçiler…

II Dünya Savaşı’ndan per perişan çıkan bir Almanya…

Hiçbir dikili ağacı kalmamış… Genç neslinden milyonları savaşta toprağa vermiş… Müthiş kötü bir barış anlaşması yapmış…

Tazminat olarak, bütün yeni buluşlarını galiplere kaptırmış…

Savaşın Galipleri, ABD, İngiltere, Fransa ve SSCB… SSCB ile diğerleri arasında 1946’dan itibaren bir soğuk savaş başlamış…

ABD, yerle yeksan olmuş başta Almanya olmak üzere, Avrupa’ya finansman (Marshall yardımı) elini uzatmış… Almanya birikmiş bilgi/know how ve kalifiye eleman ile bu finansmanı büyük bir sanayileşme hamlesine çevirmiş…

Bu seferberlikte ulaştığı noktada, büyük bir işçi açlığı içersinde…

Bu arada Türkiye ile de istihdam anlaşmaları yapmış…

Amele pazarları kurulmuş güzl yurdumda… Türkler, oralarına buralarına parmak atılarak kontrolden geçmişler ve gavurun tezgahlarında çalışmaya koşulmuşlar…

İki: Milli Görüş Örgütlenmesi…

Bu hummalı çalışma ve işçi transferi, tutumlu ve muvakkat işçilerin, dişinden tırnağından arttırarak biriktirdikleri, önce (80 lere kadar) işçi dövizi olarak memleketin döviz açığına çare olmuş…

Sonra laz muteahhitler, alamancılara derme çatma/depreme dayanıksız evleri, yüksek fiyatlar ile kakalamışlar…

70 lerden itibaren, buradaki işçiler Milli Görüşe tımar edilmiş… Hem Devlet memnun hem Almanya…

İşçiler arasında hızla örgütlenen Milli Görüş Teşkilatı, onları haraca bağlamış… Belki bu gönüllü bir haraç… Hem paralarını vermişler, hem seçim zamanları oy kullanmaya ve seçim çalışmalarına katılmaya gelmişler…

Pek çok teşkilat elemanı ve hatip de, bu alanı bir deneyim kazanma, bir mektep olarak görmüş…

Üç: Erbakan ve Almanya

Erbakan gerek eğitimi ve gerek stajı ve ilk iş alanı olarak Almanya’da uzun yıllar kalmış… Dolayısıyla hem bir alman yetiştirmesi, hem bir alman muhibbi… Almanya ile gizli, açık yakın ilişkiler kurmuş… Amerikan ve İsrail düşmanı, ama Almanya ile bir husumeti yok. Hatta çıkar kesişmeleri var…

Alamancıları bir eleman deposu ve bir sağımlık inek olarak uzun yıllar kullanmış… Bavullar dolusu para akmış, Erbakan’ın kasasına… Cihad yolunda (?) harcanmak üzere…

Almanya bu para transferine göz yummuş… Bu örgütlenmeyi koruyup, kollamış… Bunun diyetini de ödetmiş, Milli Görüş liderine…

Dört: Kanal 7yi Kim Kurdu…

Bu ballı tezgah, gün gelmiş selamet köy olmuş, gün gelmiş milli gazete, yeni devir…

Özel tvler furyası başlamış Türkiye’de… Bizim de bir TV miz niye olmasınmış… Bu kadar holdingimiz kurulmuş iken Alamancı paralarıyla, Kombassan’ı, Yimpaş’ı vs…

Büyük üstat, toplamış holdingleri, onlara bir vergi koymuş, benim gölette balık tutuyorsunuz diye…  Her holdingi temsilen, birer adam, Erbakan’dan da bir mutemet, kurmuşlar bir şirket, yeni dünya diye, kolombun ayak bastığı yeni dünyadaki ruh hali ile, açmışlar Kanal Yedi’yi…

İşte şimdi içerdekiler bu mümessillerden bazıları…

Beş: Deniz Feneri:

Kanal Yedi değişik program önerileri, projeleri alıyordu kurulduktan sonra… Farklı bir TV yayıncılığı yapmak amacıyla, bunlar da orijinal fikirler içeriyordu…

İşte bu proje teklifleri dosyaları arasında bir dosya buldu, bu çete… Hem de üstelik adı da Deniz Feneri idi… Ne yapacaktı bu program… Bir yardım programı olacaktı… İnsanları teşhir etmeden, bir ahlaki dikkat ile, insanları muhtaç olanlara yardıma seferber edecekti…

Bu çete, projeye balıklama daldı, isme de öyle… Yeni bir isim koyma ihtiyacı bile hissetmeden –o dönem birçok projenin başına geldiği gibi- bunu da iç ettiler… Bir iki artiz tipli adama bu program sunuculuğu verildi…

Garibanın gözüne gözüne sokarak, bir tiyatro oluşturuldu… Duygular galeyana getirildi, paralar akmaya başladı…

İnsanların tüm perişanlıkları teşhir edilerek, yardım seferberliği oluşturuldu ve ama paralar yardım edilecek yerlere –hiç olmazsa büyük kısmıyla- gitmedi…

Ya nereye gitti…

Bunu mahkeme ortaya koydu Almanya’daki… Dosyasına bakıla…

Altı: Almanya Niye Göz Yumdu…

Almanya, 70’lerden beri, bavullarla MSP ve devamı partilere gelen bu paralara niye göz yumdu da, şimdi kulak kabarttı ve kimilerinin ipini çekti…

Bunu Erbakan liderliğindeki milli görüş partilerinin dış politika tercihleri ile Tayyib Erdoğan liderliğindeki “gömlek çıkaranlar” ekibinin dış politika tercihlerinde aramak gerekir kanaatindeyim…

Nasıl ki bir dönem, parlak ve dokunulmaz kişilerin tezgahları bozuldu ve hep birlikte teşhir edilerek içerde aldılar soluğu Türkiye’de, aynen onun gibi, Almanya da buradaki dönüşüm sürecine bir tepki olarak, orada kurulmuş tezgaha çomak soktu…

Yedi: Şimdiki Durum…

Gel zaman git zaman gömlek çıkaranlar olmuş milli görüş hareketinden… Hem ne çıkarış… Hem ideoloji değişmiş, hem de ittifaklar sistemi… Artık baş düşman ABD ve İsrail olmaktan çıkmış, Almanya da eski sıcak ve yakın müttefik değil artık bu parti üst kademesince…

Deniz Feneri e.v. bu değişimin farkında değil, ya da bunu idrak edemeyecek kadar hödükler, gözü perdeliler tarafından yönetilmekte… Yine tezgahı sürdürüyorlar… Geliyor övrolar, çuval çuval… Gitmiyor, garib gurebaya…

Ya nereye gidiyor… Bir TV kuruluşunun finansmanına, birkaç gemi alımına, birkaç AVM ortaklık hissesine… Katlara, villalara, arabalara…

İşte iğrenç hikaye, böyle geçti gözümüzün önünden, bir film şeridi gibi…

Biz bildik bunu… Kokusu burnumuza kadar geldi… Ve biz, hepimiz, bu pis kokular içinde yaşadık… Üstelik, bir kuruş menfaatimiz olmadan…

Kim bilir kimler örnek aldı bu tezgahı…

Kim bilir kimler döndürüyor yeni çarkı…

Kim bilir kimler el daldırdı bu çuvala…

Kim bilir kimler, nutuk çekti bu tezgahın hayrına…

Estağfirullah… Dilsizliğime…

Vesselam…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir