Dökülen Kanın Esas Sorumlusu Kim?

Acılı  Yarbay Mehmet Alkan ,kardeşinin  cenazesinde  tam da  bu soruyu  soruyordu: ‘’Buradaki vatan evladı daha 32 yaşında.Vatanına,sevdiklerine doyamadı.Bunun katili kim? Bunun sebebi  kim? ‘’

7 hazirandan sonra ,ülkemizin içine itildiği kanlı kaos ortamının gerçek sorumlusunu ortaya çıkarmadan ,çözüm bulmak mümkün değildir. Tıpta  bir hastalığın  tedavisi  ,önce  ona doğru teşhis koymakla  başlar.

Bu yüzden ‘’ Gerçek sorumluyu’’ ortaya  çıkarmak , hayati ve stratejik anlamda çok önemlidir.

Eğer bu soruyu ‘’Gerçek sorumlu  PKK’’ diye yanıtlarsanız, Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü,siyasi ve askeri  yeteneklerini, iktidarın sorumluluğunu  küçümsemiş,inkar etmiş olursunuz.

Yarbay ,bir ipucu vermek istercesine , şöyle devam ediyordu: ‘’Düne kadar çözüm diyenler ne oldu da sonradan savaş diyor?’’ .

Herkes biliyor ki, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, başbakanlık döneminde ‘’ Analar artık ağlamasın’’ sloganıyla açılım sürecini başlatmış, ateşkesi sağlamıştır. Bu süreç halkımızdan da büyük destek görmüş,  milliyetçiliğin kalesi olan illerde bile Başbakan coşkuyla karşılanmış,AKP oylarını arttırmıştır. PKK’ye karşın ülkede kanın durdurulması  nasıl mümkün olduysa ki  ,iktidarın bu başarısı inkar edilemez,şimdi  barışın bozulması,aynı  iktidarın sorumluluğundadır.

Aslında Yarbay’ın sorusunun yanıtı ,Bakan Müezzinoğlu’nun Bursa’da yaptığı konuşmada çok net olarak verilmiştir: ‘’ Başkan seçseydik, bu kaos olmayacaktı.’’

Zülfü Livaneli ,’’Türkiye Uçurumun Kıyısında’’ başlıklı yazısında ,bugün  yaşadığımız kaos ortamını bir film sahnesine benzetiyor: ‘’Pokerde kaybeden patron dehşetli bir hamleyle, masayı deviriyor.Adamları silahları çekip ortalığı karıştırken,patron ‘Oyun tekrarlanacak’ diye bağırıyor. ‘’

Çiğdem Anad ise ‘’Bu neyin dini’’ başlıklı yazısında , ‘’ İktidarı kaybedince dağları bombalayıp,silahlı örgütü şehirlere sürüp,karşısına yoksul canlı gövdeleri dizip,kurşuna dizdirmek yok bizim dinimizde’’ diyor.

Bu çarpıcı ifade şu  soruları akla getiriyor: Devletimiz,gelişmiş dinleme cihazlarıyla ve istihbarat ekipleriyle ,PKK’nın nerede saldıracağını neden  önceden öğrenemiyor? Neden gerekli  üst aramaları yapılmıyor?  Örneğin,binlerce kişinin katıldığı mitinglerde bile, herkese tek tek üst araması yapılırken,Suruç bombacısı aranmadan nasıl o alana girebiliyor? Hedef tahtası yapılan polisimize,askerimize neden çelik yelekler ,korumalı  miğferler  giydirilmiyor?  Arabalarına,karakollarına neden kurşun geçirmez cam taktırılmıyor?

Sakın ‘’Ödenek yetersizliği ‘’ diye yanıt vermeyin. O zaman Çankaya varken Beştepe’deki Saray’a,Dolmabahçe varken Vahdettin Köşklerinin restorasyonuna ,İtalyan mobilyalarına ,lüks kiralık konutlara,bakanlara,müsteşarlara,Diyanet İşleri Başkanına,genel müdürlere verilen son model   arabalara harcanan parayla, ‘’ Kaç askerimize koruyucu malzeme alınabilirdi ? ‘’ diye sormak isterim.

Esas sorumlu , siyasi iktidardır.Ama  Nasreddin Hoca’nın fıkrasında olduğu gibi haklı olarak sorabilirsiniz:  ‘’Hırsızın hiç mi suçu yok?’’

PKK, eli kanlı bir terör örgütüdür.En başta kendi halkına zulmeden,çaresizlikten ‘’Gerilla’’ yaptığı çocuk yaşta gençlere acımasızca baskı uygulayan,iç demokrasisi  ve saydamlığı olmayan bir örgüt…Böyle illegal örgütlerde, çatışmaya sürülen en alttakiler,  üstteki kişileri   tanımadığı için, diğer dış istihbarat örgütlerinin de her türlü manipülasyonuna müsaittir.Yani saldırı emrini veren,pekala kendini PKK’li gibi gösteren bir MİT mensubu olabilir.Bu tür terörist örgütleri  etkisiz hale getirmenin yolu şiddet değildir.  Çünkü şiddet , şiddeti doğurur. Terör ise acımasızlıkta sınır tanımaz.Bunu yıllarca yaşayarak gördük.Bu canilerle başa çıkmanın en etkili  yolu, Kürt halkının mücadelesini demokratik,açık ve saydam bir  zemine çekmektir. Dolayısıyla HDP’nin  barajı aşması ,ülkemizde barışın sağlanması için en önemli fırsattır. Şimdi PKK’nin kan dökmesinden siyasi yarar umanlar, HDP’nin  PKK ye destek verdiğini  söyleyerek,bu partinin oylarını düşürmeye çalışıyorlar. Ancak,tam tersi söz konusudur: HDP’nin zayıflaması terör örgütüne  hizmet eder. PKK’yi  geriletecek ve etkisiz hale getirecek olan,şiddet değil,HDP’nin  daha da güçlenmesidir.

Diğer  bir çözüm yolu ise , AKP ile,daha doğrusu  Sayın Erdoğan’la uzlaşmaktır.Yukarda bahsettiğim yazısında  bugünkü ortamı  analiz eden  Livaneli  şöyle  diyor: ‘’Amaç ne: İktidar, sadece iktidar. Asyalıların asırlardır söylediği gibi “kaplanın sırtına binen oradan inemez”. Çünkü inerse kaplan parçalayacaktır onu. Bu yüzden ömür boyu orada kalmaya mahkûmdur.Türkiye’deki siyaset oyunu bu kurala göre işliyor. AKP’nin iktidar yılları öylesine anayasa ihlalleriyle, öylesine suçlarla dolu ki hesap vermemek için her şeyi göze almış durumdalar. ‘’

Diğer siyasi partiler, AKP’den bugüne kadar yapılanların hesabını sormaktan vazgeçmelidir. Sayın Cumhurbaşkanı, zaten yemin ettiği gibi,  kendi anayasal sorumluluklarının çerçevesinde kalarak,görev süresinin sonuna kadar Saray’ında  oturabilmelidir.Kendisi,yakınları,bakanlarına  geçmiş dönem nedeniyle yargılanmayacakları  sözü verilmelidir.

Türkiye geçmişte yaşananları unutarak,affederek ,her şeye bir nokta koyarak,  yeni bir sayfa açmalı, artık umutla geleceğe bakmalıdır.

Yeter ki bu kanlı dönem bitsin. Kimse kimseyi öldürmesin. Seçimler , terör  veya  savaş  gerekçesi ile iptal edilemesin. Olaysız, hakkaniyetli bir ortamda gerçekleşebilsin. Tekrar ‘’Tekrar seçim’’ yapılmasın. Sonuçları bu kez kabullenilerek,koalisyon kurulabilsin. Ülkemizde insan haklarına saygılı,çoğulcu demokrasi ,kuvvetler ayrılığı,yargı bağımsızlığı,basın özgürlüğü,laik eğitim başlayabilsin.  Bu ilkeler uğruna her türlü taviz verilebilir.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir