Ebter Nesil

Bir. Osmanlı tarih sahnesinden çekilirken, uzatmaları oynadığı dönemde, üç tarz-ı siyasetten biri İslamcılık olarak tebarüz etti. Diğer ikisinin batıcılık ve milliyetçilik olduğunu hatırlatmaya sanırım gerek yoktur… Neydi İslamcılık: “Ümmetin siyasi ve askeri önderliğinin devamını temin etmek…”

Başarılabildi mi bu amaç?  İstiklal Harbi’nin sona ermesi ile birlikte kazanılan zaferin sarhoşluğu, bu ümidin gerçekleştiği zehabını Alem-i İslam’a yaydı. Değil miydi ki uğruna harb edilen şey buydu ve harb kazanılmıştı, o halde amaç tahakkuk etmeliydi…

Cumhuriyetin ilanı ve saltanatın ilgası, bu amacın gerçekleştiği ümidini hiç de sarsmışa benzemiyordu… Hilafetin, meclisin şahsı manevisinde mündemiç olduğu beyan edildi, bu dahi ümidin kırılmasına yol açmadı… Yahya Kemal’in deyimiyle “Kur’an Devleti” hala ayaktaydı…

İki. Sonra ne olduysa oldu, “dinimizi verip, canımızı kurtardığımız” gerçeği kimilerince idrak edilip, dillendirilmeye başlandı… Bundan böyle, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Osmanlı çizgisi boyunca devam eden “Batı karşısında, Doğu’yu (Alem-i İslam’ı) savunma” görevimiz, belimizi incittiği için, sırtımızdan atılmış… Biz “Biz” olmaktan çıkmış, başka bir “biz” olmuşuz… Elde tek bir hassasiyet kala kalmıştı: Müslüman (Arap ve Fars) ile mukatele etmeme…

Üç. Bu gerçeğin idrak edilmesiyle birlikte, müslümanlar kendi arasında üç tarz-ı siyaset geliştirdi:

Birinci tarz, “şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” diyen nurculardan oluşuyordu…

İkinci tarz, 60’ların sonunda cisimleşen “Siyaset/parti, dindir” iddiasını öne süren milli görüş taraftarlarıydı…

Üçüncü tarz ise, “bu iki yol, yol değildir; biz daha esaslı/fundamental bir şekilde meseleyi ele alalım” diyenlerin kümeleştiği İslamcılardan müteşekkildi…

Dört. Nihayetinde, üçüncü tarzı iddia edenlerin, belediyelerdeki başarıyla ve hükümet ortağı oluşuyla bir cazibe merkezi olan ikinci tarza iltihak ettiğini gördük.

Bu kütlenin de 28 Şubat sürecinde geçirdiği şok ile eski liderini ve milli görüş paradigmasını terk ederek, “yeni bir önder” ile evrilmiş ve gürbüzleşmiş ve dahi küreselleşmiş birinci tarza katıldığını, onun himayesine girdiğini müşahade ettik… Artık gömlekler çıkarılmış ve yemyeşil şeraitten bembeyaz demokrasiye yazılınmıştır…

Beş. Bu kütlesel ve küresel ittifak, artık Kemalizm’i el birliği ile tasfiye etmiş, bürokrasinin her bir mevkiine, “aydınlanmış İslamcılar” yerleştirilmiştir…

Artık Alem-i İslam’a nizam vermek, bu şebekenin elinde ve kudretindeymiş… Arap sokağı kazanılmış, vizeler kaldırılmış, sokaklar ayaklandırılmış, diktatörler devrilmiş, direnenler linç edilmiştir…

Elde kalan tek bir hassasiyet de, Kemalizm ile birlikte, yer ile yeksan edilmiştir… Artık Arap olmak, İslam olmak, kılıcımız karşısında bir kayırmaya mazhar olmayacaktır…  Çünkü artık “gün bu gün” dür… Artık hasat zamanıdır… Heybeler dolacak, 2023’de ilk ona girilecektir…

Altı. Vaktaki “sır kutusuna” bulaşılmış, “dindar gençlik” gerekmiştir… Evli evine, köylü köyüne çekip gitmek gerektir… Akıllar devşirilmiş, kaynaklar seferber edilmiş, 4+4+4 alel acele yürürlüğe konmuştur… Dershaneler kalkacak, imam hatipler yardıma çağrılacaktır…

Maatteessüf ortada ne köy kalmış, ne hane… Elde kalmış, yalnız ve yalnız KARhane…

Mehmet Yılmaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir