Elde Kalan, “Kar”hane

BİR. Cumhuriyet İslamcılığı:

Cumhuriyetin başında Osmanlı’dan devralınan İslamcıların büyük tasfiyesinden sonra, elde kalan ve yeni nesil İslamcılık kendi arasında üç tarz-ı siyaset geliştirdi:

Birinci tarz, “siyasetten ve şeytandan Allah’a sığınırım” diyen “nurcular”dan oluşuyordu…

İkinci tarz, 60’ların sonunda cisimleşen “Siyaset/parti, dindir” iddiasını öne süren “milli görüş” taraftarlarıydı…

Üçüncü tarz ise, “bu iki yol, yol değildir; biz daha esaslı/fundamental bir şekilde meseleyi ele alalım” diyenlerin kümeleştiği İslamcılardan müteşekkildi…

İKİ. Ak Parti’nin Kuruluşu:

Bu siyasi sürecin nihayetinde, “üçüncü tarz”ın taraftarlarının kısm-ı azamı, 1994’te gerçekleşen belediyelerdeki başarıyla ve 1997’de hasıl olan hükümet ortaklığıyla bir cazibe merkezi olan “ikinci tarz”a iltihak ettiler… Daha sonra bu birleşik kütlenin de, 28 şubat sürecinde geçirdiği şok ile “yeni bir önder -Fethullah Gülen- ile evrilmiş ve gürbüzleşmiş ve dahi küreselleşmiş” “birinci tarz”a yazıldığını gördük… Artık gömlekler çıkarılmış ve yemyeşil şeraitten bembeyaz demokrasiye transfer olunmuştu…

Yani özetle, Tayyib Erdoğan liderliğindeki Erbakan Hoca’nın eski “sınıf kaçkını” talebeleri ve kimi mürted radikaller ile, Fethullah Gülen liderliğindeki Said-i Nursi’nin “ders kaçkını” talebeleri “mutlu bir yuva kurmak” ve “katolik nikahıyla birleşmek” arzusuyla evlendiler.

Hasıl olan bu evlilikten, nur topu gibi bir “Ak Parti” dünyaya gelmiştir. Bu partinin %51 hissedarı Fethullah Gülen gözükmektedir. Bunu Erbakan şemsiyesini terkedip, Gülen şemsiyesi altına toplanma iradesi dışında şuradan da çıkarıyoruz: Gerek hukuk, gerek milli güvenlik ve gerekse milli eğitimde atanan kadrolar ile vasıflı eleman gerektiren tüm işlerde bu cemaatin tartışılmaz bir kadrolaşma imkanı sunduğu, parti ve belediyede dahi kritik noktalara bir “parti komseri” gibi adamlar yerleştirdiği görünüyor.

ÜÇ. Yapıp Edilenler:

Bu yapı dış politikada İslam Dünyasında gerçekleşen fiili “GAVUR saldırıları”na engelleyici değil, kolaylaştırıcı rol oynamış, İslam ülkelerini iç savaşa sürükleyen süreçleri, kimi sloganik gerekçeler ile desteklemiş, iç politikada ise global sermayenin kritik sektörlere, başta finans sektörü, girmesine “sermayenin dini olmaz, buyur gel” diyerek imkan sağlamış, gsmh’da finans sektörünün %10lar civarındaki payını %50ler civarına yükselterek, hayali bir şişkinlik -balon- oluşmasına vesile olmuş, buna karşı direnen tüm yapıları ise hukuk sopasıyla tasfiye edilmesine imkan sağlamıştır.

Kit’lerin satılmasından, liman, demiryolu, karayolu, telekominikasyon vs. gibi geçmişte milli güvenlik konusu telakki edilen kimi alanları, gavur sermayesine açarak Osmanlı’nın son dönem kapitülasyon belasını -gümrük birliğini destekleyerek- yeniden diriltip, derinleştirmiştir.

Yetmezmiş gibi yeni bir Tanzimat süreci başlatarak hukuki reformları “kuruluş dönemi” batılaşmasındaki iştaha benzer bir iştahla gerçekleştirerek zinadan tahkime bütün hukuki alt yapısını yeniden batılaştırmış, AB’ye giriş hayaliyle milleti oyalayarak, haçlı seferleri başlatan II Urban’ın heykeli önünde AB protokolünü imzalayarak, bir haç biçimindeki AB merkezine girmeyi, Hıristiyanların cennet rengi kabul ettikleri maviyi plakalarına yapıştırmaya kadar bir düşüklük göstererek “şeriat isteriz” diye başladıkları yolu Mısır İhvan’ına “Laiklik” önererek hitama erdirmişlerdir.

Dahası Kürecik Radar Üssü ve Patriot bataryaları ile gavurun postalını, bir kez daha darul islamın yüreğine, Türkiye’ye çağırarak, sadece sair islam dünyasını işgale uğratmakla yetinmemiş, Türkiye’yi de bir belanın tam ortasına atmıştır.

DÖRT: Mulaane İle Boşanma:

Eşine zina isnadı yapan koca, huysuzlanan ve evde iktidar iddiasında bulunan karısını üç talakla boşadığını, “Hoca Efendinin Bedduası” olarak filmlere, başka görsel sanatlara konu olacak bir final ile bu “katolik nikahı”nın nihayete erdiğini dünya aleme ilan etti. Bunu da Kur’an’da geçen ve mulaane olarak bilinen bir uygulama ile gerçekleştirdi. Bu tür boşanmalarda geri dönüş imkanı asla mümkün değildir. Artık bu nikahın bittiğini hukuken ve siyaseten kabul edebiliriz.

Bu ilanın öncesinde bir çok belirti, şiddetli geçimsizlik olarak bizim gözümüze sokuldu. Gerek dersane tartışması, gerek İdris Bal meselesi, gerek özellikle emniyet istihbarattaki kadrolaşmanın dağıtılması, gerek Hakan Şükür’ün istifası ve son olarak ertesi gün gerçekleşen üç bakan çocuğuna yönelik operasyon, bu şiddetli geçimsizliğin tırmanan ve koca dayağını aleniyete taşıyan uygulamalardı.

En sonunda küfür kafir boşanma gerçekleşti…

BEŞ: Şimdi Ne Olacak:

Şimdi, AK Parti diye nam evladın nasıl pay edileceği yada kimin velayetine verileceği ortada bir mesele olarak durmaktadır.

Katolikleşmiş “sapık itikadi bir mezhep” olarak tebarüz eden, geçmişte haşhaşin olarak tesmiye edilen grupla benzerlikler arzeden ve en çok hasım belirledikleri şianın iki özelliği ile, “imama kesin bağlılık” ve “takiyyeye sığınma” ibtilası ile müptela olan “Hizmet=Misyon”un hissesine “müslümanlık” düşerken; cumartesi yasağını cumadan denize ağ atarak dolanan yahudiler gibi fahşa ve münkere dalan, ihanet şebekesi haline gelen ve dünyaya dalmayı temsil eden “sapık ameli bir mezhep” olarak tebarüz eden kesime “kaset ve dosyalar” düşecekmiş gibi görünüyor.

İktidar ve ana muhalefetin “bu parti”den neşet edeceği yeni dönemde, diğer tüm parti ve grupların, bu “iki yapı”dan biri etrafında kümelenerek yeni Türkiye’yi inşa ve ifsad edeceği varsayımımızı ortaya koyuyoruz.

Büyük hayal kırıklıkları ve şaşkınlıklar yaşanacak yeni dönemde “bu kadar da olmaz” sözleri sürekli tekrar edilecek, Firavun’un karşılaştığı on afeti atlatma pikolojisinin aynısıyla olayları atlatanlar, Tayyib Erdoğan tarafında kalırken, bu olaylar karşısında hayal kırıklığına uğrayanlar “Camia=Kilise”ye tutunacaklar.

Nitekim Erdoğan Bayraktar’ın iğrenç ötesi bir açıklamayla bakanlık ve milletvekilliğinden istifası, üstelik Tayyib Erdoğan’ı da istifaya çağırması, iş tuttuğu çekirdek ekibin bile ne kadar naif ve ne kadar savruk olduğunun ispatı olarak değerlenmelidir.

Korkum odur ki, Tayyib beyin yakın çevresi üç tavır geliştirecek:

  1. Yurt dışına kaçanlar olacak. Nitekim bir kısmı şu an itibariyle kaçmıştır.
  2. Ne şiş yansın ne kebab tavrı geliştirerek iki tarafı da idare edecekler olacak.
  3. Erdoğan Bayraktar gibi biriktirdikleri kirli servetlerini, cemaate bağışlayarak eman dileyecek olanlar.

ALTI: Son Söz:

Biz baştan beri islamcılar arasında “üçüncü tarz”da devam etme israr ve kararımızı bu güne değin değiştirmedik, Allah müsaade eder ve lutfederse son nefesimize kadar değiştirmemeye de kararlıyız.

Biz, tevbe ederler ve hallerini islah etmekten, yani “ameli sapık mezhep” olmaktan, milletin şahsı manevisine sığınarak, bu toprakların “son ocak” ve “islam yurdu” olduğu gerçeğini idrak etmekten kaçınırsa, kendisiyle haşrolunmaktan ictinab edeceğimizi arzederiz.

“İt sürüsü kervan düzmüş”…

Vesselam…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir