İsmet Özel: Türkler Niçin Türk, Başkaları Niçin Başka?

Meselâ Araplar… Bugünün Arapları eğer Arap iseler biz onlara Herodot tarihinin ve/veya Arabia Felix’in derinliklerinde rast gelinmiş bir kavme mensup oldukları için değil; 1917 itibariyle teşekkül etmiş âlemşümul Türk düşmanı zeminde kendilerine muteber bir yer aradıkları için Arap diyoruz. Kürtlere Kürt diyor, diyebiliyoruz çünkü onlar aynı tarihte kâfir iktidarın altın tepside ikram ettiği söz konusu âlemşümul zemini şerefsizlik mekânı ilân ederek Türklerle birlikte var olma tercihi seviyesinde hayat kazandılar. “Türkiye” Büyük Millet Meclisi’nde Müslüman olmaları hasebiyle Kürdistan mebusu bilinenler İstiklâl Marşı’nı alkışlarla millî marş kabul edenlerin önde gelenleri arasındaydı. Biliniyordu ki, onlar TBMM haricinde hiçbir yerde Kürdistan mebusu olarak adlandırılmayacaklardı.

Faaliyetine 23 Nisan 1920’de başlayan Meclis’te Lâzistan mebusları da vardı. Onları bu adla aramızda görmeği biz Türkler bu mebusların geldikleri toprakları olduğu kadar idaremiz altında bulundurduğumuz bütün toprakları XIII. Hıristiyan asrında İslâm dairesine dâhil etmek suretiyle vatanlaştırma iddiamızda Misak-ı Milli’ye atfen ısrarlı olduğumuzun ve Pontus davası güdenleri isimsiz bırakacağımızın nişanesi sayıyorduk. O tarihte TBMM demek ordusu, milleti, ülkesiyle birbirinden ayrılamaz, tenakuz kabul etmez Türk istiklâli demekti.    

Diğer taraftan Antonio Gramsci ’nin, Şemsettin Sami’nin, Hakan Şükür’ün içinde yer aldığı Arnavut etnik toplumu (İster Ortodoks, ister Katolik, ister Müslüman olsunlar) dinlerini marginal bilip esasa “ulusal” karakterlerini almak suretiyle Türk düşmanı zeminde kendilerine mahsus bir başkalığın taliplisi oldu. Dikkate muhtaç olan şudur ki, İstiklâl Marşı’nı kaleme alan zat bu İslâm’a dirsek çevirerek başkalaşma marifetine ermiş ekalliyetin bir ferdi değildi. Çerkez ismi Kafkasya’nın hükümran İslâm dairesine girmesine itiraz edenlerin ismi olduğu kadar yurt bildikleri topraklardan çıkarılmalarının akabinde neler yaptı iseler Türk düşmanı zemine dünya çapında destek vermenin ulusal güçlerini artıracağı bilinci ile hareket edenlerin ismi oldu. Listeyi daha uzatalım mı? Başkalarının niçin Türk’ten başka olduklarının listesi çok uzundur. Başkalar başkalıklarını Türk’e rağmen kazandı. Bu sebeple Türklerin niçin Türk olduğu fikri civarında eğleşmek zaruridir.
1914 Hıristiyan yılı Batı’nın medeniyet olarak nihayeti olduğu kadar katıksız ve katışıksız mâli hükümranlığının bidayetidir. Bu tarihten itibaren dediğini yaptıran müttefiklere mahsus Batı hep olacak ve fakat her dediğini her seferinde medeniyet karakterinden kendini tecrit ederek yaptıracaktır. Meselenin özü âlemşümul Türk düşmanlığındadır. İstiklâl Marşı’nda “tek dişi kalmış canavar” ibaresiyle anılan Medeniyet nihai şeklini Türklüğün zaafa uğraması sayesinde kazanmıştır.   
Mâli yanıyla hükümran Batı çabucak I. Cihan Harbi daha sona ermeden kendi alternatifini içinden türetti. Buna muvaffak olanlar Türk varlığının tek dişi kalmış canavarı gıdasız bırakma tehlikesi doğurduğunu derinden bilenler idi. Aynı çevre Türk topraklarının akıbetini Türklerin mevcudiyetini inkâr suretiyle kararlaştırma şampiyonluğunu da yapıyordu. Böylesi bir ortam sebebiyle 1917’den globalizm çağına kadar dünya “Doğu” olarak sadece SSCB’ni ve Çin’i bilir oldu. Bolşevik iktidarın hükmetme fırsatını “Ekmek, Barış, Hürriyet” şiarından devşirmesi Türklere bir kapı araladı. Biz Türkleri anılan şiardaki “Barış” lâfzı bilhassa alâkadar ediyordu. Çünkü Rus askerleri 1878’den beri kontrolleri altında bulunan Türk topraklarından ellerini barış adına çekiyorlardı. Brest-Litovsk anlaşması çerçevesinde Misak-ı Millî’nin şimâl-i şarkîsinde hudut bildiğimiz Batum bize, biz Türklere bırakıldı.
Türklerin niçin Türk olduğu fikri neyin muhafızı olduğumuz hususundaki sarahat ve katiyetin millî meselemize muayyeniyet kazandırmasından kuvvet kazandı. İstiklâl Harbi dost, düşman herkesin gözünde dinimize siyaseten sahip çıktığımız şartlarda bize Türk lâfzından başka bir lâfız yakıştırılamayacağını ispat etti. Türk milletinden etnik bir toplum olarak bahis açmanın bir türlü imkân dâhiline sokulamayışı bizi öncelikle “Osmanlı Türkü”, “Selçuklu Türkü” ibarelerindeki garabete göz atmağa zorluyor. Türklerin niçin Türk oldukları suali doğar doğmaz Türklüğüne atıfta bulunduğumuz şeyin devlette mi, millette mi yuvalandığını anlayamadığımız bir garabet ortaya çıkarmaktadır. Eğer bu suali vaz etmezseniz İskit Türkü, Hun Türkü, Peçenek Türkü, Hazar Türkü gibi ibareleri olağan saymanız tabiî ve kolaydır. Zihinlerden kıskançlıkla saklanan şey Türklüğün hem lâfzen, hem ruhen teşhisinin Kur’an nâzil olduktan sonra imkân sahasına girdiği vakıasıdır. Kur’an nâzil olduktan sonra yerkürede yaşayan insanlara tarihin düzmece bir avuntu, imtiyazlı azınlığın marifeti bir uyduruk kavram olmadığını Türkler gösterdi. Yerkürede yaşayan insanlar modernlik marifetiyle zihnen yasaklıdır. Dünya Sistemi kendi itibarını zedelememek hesabına hayatta olmanın anlamına Türklerin vâkıf olduğu bilgisini Dante ve Shakespeare marifetiyle yasaklamıştır. Yasağı delebilirsek gele gele Türklük ve tarihin değeri arasındaki münasebete geleceğiz.

İsmet Özel, 1 Nisan 2016

Kaynak İstikll Marşı Derneği