Katma Acı Vergisi

Jeologlar derler ki; Yeryüzü var olalıdan beri canlılık beş sefer neredeyse yok olmuş ve sonra yeniden hayat filiz vermiştir. Her seferinde bir sebebi var. Mesela 250 milyon yıl önce, Sibirya taraflarında volkanik hareketlenme başlamış ve öyle bir hale gelmiş ki çıkan volkanik atıklardan bütün gezegen neredeyse zehirlenmiş ve canlılık yok olma eşiğine gelmiştir. Bir diğer seferinde ise 50 milyon yıl önce bir meteor yeryüzüne çarpmış binlerce atom bombası etkisi yaparak canlılığı tükenme derecesine getirmiştir.

Altıncı yok olmanın sebebi ise insanın doymak bilmez ihtirası nedeniyle oluşacak çevresel bir felaketle olacaktır diyor bilim insanları;

Ben böyle bir şey yaşanır mı bilemiyorum ama bildiğim bir şey var ki,  bizler bu topraklarda yok olabilmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Ahir zaman dervişi, rahmetli Galeano bakın ne güzel tarif ediyor,  kaderin kaçınılmazlığı ile acının katmerlenmesini;

“Biten aşk, sıkan hayat, ezip geçen ölüm, kaçınılmaz acılar vardır, bu böyledir, elden bir şey gelmez. Ancak gezegendeki otoriteler acıya acı eklerler ve bize yaptıkları bu iyiliğin parasını alırlar. Katma değer vergisini her gün, nakit parayla tıkır tıkır öderiz. Katma acı vergisini her gün, mutsuzlukla tıkır tıkır öderiz.

Katma acı, hayatın geçiciliğinden doğan kederle işin geçiciliğinden doğan keder aynı şeymiş gibi, kaderin kaçınılmazlığının kılığına giriyor.”

Evet bizler vergimizi peşin verip, acımızı taksitle yaşıyoruz.

Bu acılarımız bazen Cizre’de bir bodrum oluyor, bazen Ankara’da bir park ya da bazen İstanbul’da bir semt oluyor.

Çocuklarımızın bir kısmını makbul ölü, diğerlerini telef edilebilir olarak ayırıyoruz. Hiç o çocukların ana babalarının gözlerine baktınız mı, içlerindeki yangını görebilesiniz?

Bazen bir ozanımızı yurdundan kaçırıp, gurbette kahrından öldürüyor sonra da mezarı başında gözyaşlarına boğuluyoruz.

Bazen de bir otel katında 30’dan fazla insanı boğularak ölmek mecburiyetinde bırakıyoruz. Suçları sadece farklı bir şeyler söylemek!

Biz evlatlarımızın birini garda, öbürünü parkta kurban edip sonra arkalarından güzelliklerine yanıyoruz ya da dayakla öldürdüğümüz çocuğumuzun seneyi devriyesinde türküler yakıyoruz!

Biz acımızı gerçekten çok uzun süredir vergi verir gibi çekiyoruz ve bunun yüzdesi giderek artıyor.

Benim memleketimde türküler dertli oldukları ölçüde çok sevilirler, ağıtlarımız hep çok yanık olmuştur.

Bizler, dertleri zevk edinen nesillerin evlatlarıyız.

Bizim gerçek hayatımızda kendi özü gibi yoğun bir kan kokusu vardır. Bizlerin ancak masallarında umutlar vardır. Bizler sadece masallarda gülümseyebiliriz tam da o yüzden bu ülkede insanların yüzü çok gülmez.

Bizler aşık olmayı bilmeyiz çünkü biz aşkı kavuşamayanlardan öğreniriz. Bizim aşıklarımız ‘Leyla ile Mecnun’dur, ‘Aslı ile Kerem’dir, ‘Ferhat ile Şirin’dir. O aşklarda kavuşamama vardır, o yüzden biz hep kadınlarımızı öldürürüz.

Bizim kadınlarımız bizim için ya annedir ya da kara topraktır. Onların kadın olduğunu çoktan unuttuk.

Bizim erkeklerimiz, sadece erkektir. Bu bize doğuştan kazandırılmış bir haktır. İşte bu yüzden bizim yaptıklarımız elimizin kiridir.

Bizleri annelerimiz sadece efendi olmak için yetiştirir, kendi efendilerinden nefret etmelerine rağmen!

Kadınlarımıza karşı bu kadar ceberrut olan bizler dışarıda efendilerimize karşı çok munis oluruz. Onların hikmetinden asla şüphe etmeyiz.

İlkokulda öğretmen dayağı ile tanışırız, kimseye bir şey diyemeyiz. Çünkü bizim babalarımız bizleri eti kemiğinden ayrılacak sürüler gibi onların ellerine teslim ederler. Taciz, tecavüz her yerde başımıza gelebilir ama kimsenin sesi çıkmaz, çıkanlara da vebalı gibi davranıp dışlarız.

Bütün bir öğretim hayatımız boyunca biz sadece öğreniriz hiç anlamaya çalışmayız. Bizim okullarımızda fen, matematik, sosyal bilgisi, fizik, kimya hepsi sadece öğretilir. Gençlerin çok soru sorması hoş karşılanmaz, şüphe etmek hiç hoşlanmadığımız şeylerdir. Hele eleştiri zinhar yasaktır. Çünkü biz felsefe ile ilgilenmeyiz, bizim mantık dersiyle hiç işimiz olmaz.

Bizler sporu sadece futbol olarak biliriz onu da kavga etmek için kullanırız. Sanat desen İbrahim Tatlıses, Bedri Baykam arası bir dozda ortalamamız vardır. Peki ya sanatçılar, onları önce öldürür, sonra mezarları başında ağlarız!

Bizim akademilerimiz kesinlikle millidir. Tak diye verilen emirleri şak diye yerine getirirler. Arada bir çatlak sesler çıkar ama o da standart sapmadır, istatistik bilimine göre önemsiz kabul edilir.

Doktorlarımız bütün raporları sağlam verir, saha müşahitlerimiz her şeye iyi not verirler. Amirlerimiz talimatlara uyarlar ama uydukları talimatları okuyup anlama zahmetine katlanmazlar. Zaten anlamasını bileni de amir yapmazlar.

Memleket tam bir orta zekalılar cennetidir. Diğerleri sadece cinnet mahallinde ömür tüketirler.

Bizim inancımız kutsaldır, devletimiz kutsaldır, bayrağımız kutsaldır.

Bizim din büyüklerimizin, devlet büyüklerimizin, başkanlarımızın, reislerimizin, sultanlarımızın, başbuğlarımızın hikmetinden sual olunmaz.

Ordumuz kutsaldır, güvenlik görevlilerimiz kutsaldır, adli görevlilerimiz kutsaldır.

Velhasıl hemen her şey kutsaldır, bir tek insanımız hariç.

Onları tepe tepe kullanın, son kullanma tarihi yoktur, her işe gelir, ne söylersen yapar.

Acı yüklenme katsayısı yüksektir, hiç düşünmez, hemen uygular. Düşünmek onun fabrika ayarlarını bozar.

Ne güzel söyledi Sayın Rektör Yardımcımız, “okuyan insanın ayarları bozuluyor”.

Zaten bu memleketin başına da ne geliyorsa o ayarı bozuk insanlar yüzünden geliyor.

Yoksa biz bugün savaş deriz halkımız onaylar, yarın barış deriz onu da onaylarlar.

Ertesi gün bir barışıp, bir küsersek ona da uyum sağlarlar.

Bizlerin elverişli kötülük katsayımız giderek yükseliyor.

Bizim memlekette barış isteyen akademisyeni işinden atarız yetmez, bir de içeri atarız. O bile hırsımızı geçiremez, tecrit uygularız.

Tecavüzcülere iyi hal ve tahrik indirimi uygular, canlı bombaları kendini patlatmadan yakalayamayız. Ha bir de adamcağızlara yeşil kart veriyoruz.

Bizim hafızamız, hamsi ile orkinos arasıdır. Fil olmaya çalışanları ise mankurtlaştırırız.

Tarihi sadece yükseliş devrine kadar okuruz, ondan sonrası zaten bizim kabahatimiz değildir, bütün bu işlerin sorumlusu dış güçlerdir.

Görünen o ki bizi ancak bir Hızır kurtaracak, yoksa taksitle ödediğimiz bu katma acı vergileri ruhumuzu yok etti, sırada sadece bedenimiz kaldı.