Kürtler, Kapitalizm ve Türk’ün Ateşle İmtihanı

Hepimiz büyük bir sınavdan geçiyoruz. Türkiye geri dönülmez bir kırılmanın eşiğinde. Çözüm sürecinin yavaş-yavaş onarmaya başladığı ve belli oranda umutların yeşerdiği bir yerden, sistemin kendisini restore etmek için yeniden başvurduğu bir araç olan savaş, bu sefer Türkler ve Kürtler arasında derin yaralar açabilir. Bu savaş düzenin bir parçası ve aygıtıdır. Sistem kendini restore edeceği dönemlerde bu aygıta başvurmaktadır. Sadece Türkiye düzeninin değil, ortadoğudaki denkleminde bir parçası olmakla uluslar arası bir aygıttır. Son süreçte savaşın başlamasıyla,bitişiyle bütün unsurlarıyla düzenin bir parçası,aygıtı olduğu,daha önce hiç olmadığı kadar ortaya çıkmıştır.

İşin bizi ilgilendiren tarafı, bu iktidar mücadelesi şemasının dışında olduğumuza göre, bütün bu olup bitenin komplolarla da bezenmiş bir iktidar kavgası olduğunu bilmek, fakat en çok bu kavganın Türk’ün ve Kürt’ün ruhunda onulmaz yaralar açtığını görerek, doğru bir şahitlikle gönülleri onarmak için çabalamaktır. Kürt’te hainlik Türk’te kötülük bularak değil. Topraklarımıza derince nüfuz etmiş olan bir arada yaşama kültürünü, kardeşleşme bilincini anlayarak.
Türk’ün düşmanının Kürt olması ve Türk’e ancak Kürt’e düşmanlık ederek bir yaşama alanı açılması, hem Türk’ün esaret altında olduğunun göstergesidir hem de bu toprakların tarihine, anlayışına ihanettir. Bu toprakların ruhuna, iklimine, yüzlerce yıldır oluşturulmuş bütün insanca birikimine ve aynı zamanda Türklerin tarihsel rolüne kökten zıt olan bu anlayış kendi geçmişimizle ve karakterimizle de karşı karşıya geldiğimizin göstergesidir.
Türkler tarihleri boyunca dönemin en dominant ve en zalim unsuruyla savaşmışlardır. Bizans, haçlı vs. Mazlum bir halka savaş açmak Türklüğe hakarettir. Kürt ilerine giden otobüsleri taşlayanlar, iş yerlerine saldıranlar, şiddetten zevk alanlar, evlerin duvarına şiddetini kusanlar Türklüğe hakaretten yargılanmalıdır. Oysa Türkler bir yere yerleşirken oraya nizam ve hukuk getirerek bunu başarmışlardır. Nizam-ı Alem denilen budur. Geldikleri bölgede oranın bütün siyasi sorumluluğunu üstlenmişler ve herkesin adilce yaşayabileceği bir zemin kurmuşlardır.
Türkiye modernleşmek, kapitalistleşmek uğruna uygarlığının bazı unsurlarını ortadan kaldırdı. Ermeni meselesine ve Rum mübadelesine buradan bakılabilir. Şimdi de avm-gök-delen düzeni uğruna köylülük başta olmak üzere topraklarımızın bütün değerleri tasfiye olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Tasfiye olacaklar içinde Kürtler de var mı? Etienne Balibar, “Spinoza ve Siyaset” adlı kitabının Türkçe çevirisine yazdığı önsözde, “ben Türkiye’yi tarihsel anlamda Avrupa sahasının bir parçası olarak görmekle kalmıyor, onun Avrupa kimliğine getireceği katkının geçmişte olduğu kadar gelecekte de gerekli olacağını düşünüyorum” diyor ve ekliyor ”bu düşüncemin nedeni, komşuluk ve tamamlayıcılık deneyimlerinin üretken şekilde kullanılacağı yeni bir tarihsel dönemin hazırlanabilmesi için dönüştürülmesi ve kolektif bir şekilde geliştirilmesi gerektiğidir. Bu düşüncemin nedeni Türkiye gibi geniş ve çeşitliliğe sahip bir ülkenin “safkan” Avrupalı olacağına ya da Avrupa Birliği tarafından kabul görebilmek uğruna uygarlığının başka öğelerini ortadan kaldırmak zorunda kalacağına inanmam da değildir. ”Türkiye Avrupa Birliği ve küresel sermaye tarafından kabul görmek için uygarlığının başka öğelerini ortadan kaldırmak zorunda kalacak. Peki, ortadan kaldırılacak öğeler nelerdir?Modernite gereği burjuva Avrupa tarihinin bir parçası olarak Osmanlı uygarlığının öğelerinden Ermeniler kırıldı, Rumlar mübadele edildi. “Coğrafya ve tarihiyle iki uygarlık, iki kültürel ve dinsel geleneğin sınırında bulunduğundan dolayı(…) çılgınca tehlikeli bir çatışma rizikosuna özel olarak açık bir ülkede”(Bourdieu) Türkiye Cumhuriyeti’yle yoluna devam eden bu siyasal gücün önüne bugün dinlerini değiştirmeyecek Kürtler sürülüyor. İstanbul’un “kültür başkenti” seçildiği bugünden Türklerin uzun on yıllarda din değiştirmesi güdülüyor, bir. İki, uzun yıllara yayılarak Osmanlı İmparatorluğu bünyesine sindirilen göçebe Türkler inatlaşa çatışa yerleşikliğe zorlanarak çiftçi/köylü kılındı. Bugünse 1960’larda yoğunlaşarak büyük şehirlerde ve Almanyalarda işçi, ücretli çalışan olarak pazarlandı. Kapitalizm uyarınca kırlarını on yıllardır şehirlere akıtan Türkiye şimdi bu uçurumun eşiğindedir: Avrupa Birliği’nden kabul görmek uğruna “uygarlığının” Kürt, Müslüman ve köylü öğelerini demokratikleşmenin gereği olarak kaldırmak zorunda kalacaktır.(İlyaz Bingül)
Kapitalist projenin yol açacağı Kürt katliamını kabul edemeyiz. Bize giydirilmeye çalışılan Evangelist giyiti kuşanamayız. Kürtlerden ve İslamiyetten “kurtulma” projesi düpedüz Türkiye’nin imhası demektir. Burayı bir avm Cumhuriyeti, gökdelen cennetine çevirmeye çalışanlara karşı, bizim için bir ölüm-kalım alanı, çadır/yurt, son sığınak olan Anadolu’nun dingonun ahırı olmadığını söyleyeceğiz. Buranın Ali Ağaoğlu, Cengiz Holding vd. Cumhuriyeti olmasına izin vermeyeceğiz.
 Yavuz Soysal

https://youtu.be/FL4K0Be3bIM