‘’MADIMAK:Carina’nın Günlüğü’’ Filmi ve Düşündürdükleri

Ulaş Bahadır’ın senaryosunu yazarak yönettiği film, 25 eylülde çok az sayıda sinemada gösterime girdi. Bir belgesel olmadığını belirtmesine rağmen, 2 temmuz 1993 yılında Sivas’ta yaşanan acı olayı, hiçbir abartma ve yanlılık katmadan ,aynen gazetelerden izlediğimiz,tanıklardan duyduğumuz gibi gösteriyor.

Carina Cuanna, Türkiye’deki kadın sorunları üzerine araştırma yapmak üzere ,ülkemize gelen ,Hollandalı bir akademisyen.. Sevgi dolu bir genç kız.. Ankara’da alevi bir aileye misafir oluyor.Orada yaşıtı olan genç kızlarla tanışıyor. Onlarla birlikte Pir Sultan Abdal şenliklerine katılmak üzere Sivas’a gidiyor.

Şenlikler başlamadan günlerce önce, kim ve hangi örgütten oldukları net olarak anlaşılmayan,radikal İslamcı görünümlü bir grup erkek, kendi aralarında, bir dizi toplantı yaparak ,olayı hazırlıyorlar.Bildiriler basılıyor.Bu bildirilerin nerede,hangi saatte dağıtılacağı,hangi sloganların atılacağı ,cemaatin nasıl kışkırtılarak nereye doğru yönlendirileceği,en ince ayrıntısına kadar belirleniyor.Kaldırım taşları önceden otelin önüne yığılıyor. Sadece oteli ateşe vermek için ,gaz bidonları son gün oraya taşınıyor.Filmde ,bu kişilerin belediye başkanıyla,emniyet müdürüyle,jandarma komutanıyla sürekli yakın ilişkide oldukları gösteriliyor.Polisin göstericileri dağıtmak için hiçbir güç kullanmaması, askeri birliğin olay yerine geç gelmesi ve hiç müdahale etmemiş olması,bu kişilerle devlet güçlerinin ilişkisini kanıtlıyor.Olayı önlemek için tek çırpınan kişi Vali..Ama hiçbir şekilde etkili olamıyor. Onun, zamanın Genelkurmay Başkanını (Doğan Güreş), İç İşleri Bakanını ( Mehmet Gazioğlu) ve Başbakanı (Tansu Çiller) telefonla araması da devlet güçlerini harekete geçirmeye yetmiyor.  Daha sonra, davanın zaman aşımına uğratılarak,olayların faillerinin gerekli cezaları görmemiş olmaları da, bu kişilerin bir şekilde korunduğunu hepimize kanıtladı.

Film,otelin içinde son dakikaya kadar ümitle yardım bekleyen şairlerin,yazarların,sanatçıların, Carina’nın da içinde bulunduğu genç insanların nasıl acımasızca, sloganlar eşliğinde yakıldıklarını gözler önüne seriyor.Filmin sonunda tüm seyirciler,gözyaşlarına boğuluyor. Ayağa kalkarak, ölenlerin resimleri geçerken dakikalarca alkışlıyor.

Filmin sanatsal yönünü,eksiğini,yanlışını hiç irdelemeden,sadece bu olayı tekrar ele almakla bile, toplumsal açıdan çok önemli bir işlevi yerine getirdiğini belirtmek istiyorum. Hepimize,tüm ülkeye ciddi bir uyarı yapıyor. Çünkü benzer bir çok  feci  olay yaşandı ve halen de yaşanmakta..Bunları anlamak ve önlemek zorundayız.

Konuyla ilgili olarak  , 13 eylül 2015’de Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanmış olan, ‘’Devlet tahrik etmese, halk tahrik olmaz’’ başlıklı yazının okunmasını öneriyorum. Bu yazıda  Can Dündar,  6-7 eylül 1955 olaylarının ,Menderes iktidarınca nasıl tertiplendiğini ,kendisinin görüştüğü yakın tanıkların ağzından anlatıyor. Kahraman Maraş’ta 1978 olaylarının , ‘’Kontrgerilla’’ tarafından organize edilmiş olduğunu da ,o zaman başbakan olan Bülent Ecevit çok net bir şekilde ifade etmişti.

Yakın zamanda ,Gezi olayları sırasında da ,gençlerimiz öldürüldü,sakat bırakıldı.Halkımız çok ağır tahriklerle karşılaştı.Hatta ‘’Evde zor tutulan ‘’ları kışkırtmak için ‘’Kabataş’ta türbanlı bir kadına saldırıldı.Camide içki içildi.’’ şeklinde yalanlara bile başvuruldu. Geçtiğimiz haftalarda ise,  bir algı operasyonu yapılarak,insanlar yine sokaklara döküldü. PKK’nin terör saldırıları,sanki HDP’ce destekleniyormuş  ve bu iki örgüt özdeşmiş gibi gösterilerek, HDP binaları ateşe verildi.Hiç günahsız kürt vatandaşlarımıza ve otobüslerine saldırıldı.

Ne kadar büyük bir çelişkidir ki,bu saldırganlar, ‘’Allahü Ekber’’ diye slogan atıyorlar. Oysa bu saldırının Allah inancıyla hiçbir şekilde bağdaşamayacağı , bizzat.Recep Tayyip Erdoğan tarafından defalarca,açıkça ifade edilmiştir. Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde , Erdoğan  Aziz Nesin’le  olan tartışmasında,internette bulunan bir videoda, aynen şunları söylüyor:’’Ben Aziz Nesin’in düşüncelerini kabul etmiyorum.Ancak ,Aziz Nesin’e insan olarak saygı duyuyorum.Benim inancıma göre, Sizi yaratan Rabbimdir.Yaradılanı severim,Yaradandan ötürü’’

Bu cümleyi , Erdoğan, en son balkon konuşmasında da tekrarlayarak ‘’Yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevdik.’’ diyor.  Yine aynı konuşmada şöyle devam ediyor: ’’ Bize oy verenin de vermeyenin de yaşam tarzını, inanç ve değerlerini, onurumuz, namusumuz, şerefimiz olarak göreceğimizden hiç kimsenin kuşkusu şüphesi tereddütü olmasın. ‘’

Keşke Sayın Erdoğan,bu sözleri , gerçekten inanarak söylemiş, ve yaptıklarıyla da göstermiş olsaydı. Oysa ,söyleminin tam tersini  uyguladı. Ama mutlaka bu ülkede mutlaka ‘’Yaradılanı ,Yaradandan ötürü seven’’ ,gerçek dindar kişilerin sayısı az değildir. Bu nedenle ,sahte  dindarların, güdümlü canilerin maskesi düşürülmeli, hangi sebeple olursa olsun, başka bir insana,canlıya,hatta doğa varlıklarına   saldıranlar, kendilerini  inançlı biri gibi gösterememeli, en azından  ‘’Allah’ın adını’’ ağızlarına alamamalıdırlar.

Kardeş kavgasını ve şiddeti önlemek,bunun için elimizden gelen herşeyi yapmak,bugün önümüzde duran en  önemli ve en acil  görevdir. ‘’Madımak ‘’ filmi insanı sarsarak ,bunu tekrar hatırlatıyor.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir