Mehmet Alkış: Savrulmayı yenecek akla hasret!

Mehmet Alkış, Kürt meselesinde yaşananları ve son dönemde bu meselede Müslüman mahallenin ekseriyetinin geldiği noktaya ışık tutacak bir yazı kaleme almış, dikkatinize sunuyoruz.

“Ağır baskı ve dayatmalar, Müslümanların özgün çizgilerini koruyamayıp sağa, kısmen sistemin yanına savrulmalarına yol açtığı bir vakıadır. Son yıllarda güç ve iktidarla kurulan yakın ilişki; süreç içinde gelişen İslami duyarlığı bir kez daha büyük ölçüde zayıflattı ve yeni bir savrulma dalgasını tetikledi. Bu duruma tepki gösterenlerin bir kısmı ise hızını alamayarak sola savruldular.

Türklerin, Kürtlerin ve bölge halklarının büyük kayıplar ve yıkımlar yaşamaya devam etmesine neden olmak yanında samimiyet ve adil duruş testine dönüşen Kürt Meselesinde yegâne çözüm imkânına sahip İslam’ın, bizzat Müslümanlar tarafından devre dışı bırakılarak, başka ölçülerin esas alınması savrulmayı ileri boyutlara taşıdı.

Oysa Allah’ın; Kürtler, Türkler ve Arapları ortak kader ve paydada buluşturması ve bundan kimsenin kaçamayacak olması, tek seçenek olarak birlikte hareket etmeyi zorunlu hale getirmektedir.

İslam tarihi boyunca Kürtler, Türkler ve Arapların asli unsur olarak birlikte hareket etmesiyle ortaya çıkan devasa tecrübe ve birikim, bu üç unsur olmadan ümmetin toparlanmasının mümkün olmadığı gerçeğiyle bizi yüz yüze getiriyor. Hem ayrı sorunların hem ortak sorunların ancak İslam’ın adalet çizgisi etrafında birleşerek ve dayanışarak çözülebileceğini işaret ediyor.

Nitekim bu üç unsurun ihtilafa düştükleri son yüzyıl hariç birlikte hareket ederek çok kritik aşamaları kolayca atlattıkları birçok örnek biliniyor. Son olarak, İstiklal Savaşında Türklerle Kürtler arasındaki birlikteliğin destansı örnekleri hala zihinlerde tazeliğini koruyor. Gel gör ki; savaş bitince verilen sözlerin hilafına devleti ele geçiren kadronun düşmanın isteklerine boyun eğmesiyle ortak devlet yerine Modern Türk Ulus Devletinin kurulması bu anlamlı birlikteliğe büyük darbe vurdu. Asli unsur konumundaki Kürtler yok sayıldı ve düşman konumuna oturtuldu.

Adına Kürt Sorunu denilen malum mesele, bütün değerleri yıkarak Batıya eklemlenmeye karar veren güçlerin dayatmasıyla yapay olarak üretildi. Bundan en büyük zararı Kürtlerle birlikte Türklerin gördüğünü günümüzde yaşanan vahim olayların sebep ve sonuçlarına bakarak görmek mümkündür.

Ancak işin en acı taraflarından biri; Kürtlerle kardeş oldukları ve kendilerinin de sistemin mağduru oldukları söylemini dillendiren, özellikle İslami duyarlık sahibi Türklerin, o günden bugüne hiçbir zaman Kürtlere reva görülen haksız uygulamalara itiraz etmemiş olmalarıdır. Sessiz ve tepkisiz kalarak olanları onaylamalarıdır. Öyle ki; hamiyeti Diniye ile Türk Kürt tüm Müslüman Ahali adına kıyam eden Şeyh Said hareketine dahi bırakın en küçük bir yardımda bulunmayı, sempati göstermeyi bile esirgediler. Hatta Şeyh Said’in çoğu kez suçlanıp hain sayılmasına önemli bir kısmı destek bile verdi. Müslüman Türkler, her dönem inançlarına açıkça düşmanlık yapan devlete ısrarla yakın durdular, kayda değer bir muhalefette bulunmadılar. Doksan yıl boyunca Kürtlere akıl almaz biçimde reva görülen ve halen de büyük ölçüde devam eden red, inkâr, asimilasyon, katliam, işkence, aşağılama, hakaret ve muhtelif zulümlere istisnai cılız sesler dışında karşı çıkmayı neredeyse aklına bile getiren olmadı. İslam ve insanlıkla telif edilmesi mümkün olmayan zulme, haksızlığa, kıyıma karşı Müslüman Türkler sessiz kaldılar veya akıl almaz biçimde Kürtleri suçladılar.

Bugün olmuş söz konusu tutum güçlenerek varlığını sürdürüyor. Kürtlerin masum, doğal ve İslam’ın zorunlu saydığı haklar ile ilgili taleplerine karşı çıkmayı dini bir vecibe gibi gösteriyorlar. PKK’nin, sosyalist ideolojisine karşı çıkıyormuş gibi yaparak aslında devletin Kürtlerle ilgili politikalarına destek veriyorlar. Öyle olmasaydı, bunca zamandır Kürtlerin tabi oldukları haksız muameleye karşı bir kez olsun seslerini yükseltirlerdi. Hiç değilse; bir itirazda bulunur, Müslüman Kürtlerle dayanışma içinde olduklarını açıklarlardı. Bu amaçla bir eylem veya etkinlikte bir araya gelir, ya da pasif bir direnişte bulunurlardı. Müslüman Kürt halkına ait meselenin sol kesime terkedilmesine razı olmazlardı.

Onların hissiyatını temsil eden iktidar, Irak Kürtlerine karşı zamanında takınılan haksız tavrın neredeyse aynısını Suriye Kürtlerine karşı tekrarlamazdı. Suriye Rejimi, Rusya, Avrupa ve Amerika’dan önce ve daha çok yanlarında yer alır; bir arada yaşamaya mahkûm olduğu bir topluluğu zorla kendine düşman etmezdi.

Ama ne yazık ki iktidar çeşitli bahanelere sığınarak; ulus devletin Kürtleri düşman konumuna koyan tutumunu Suriye Kürtlerine karşı da sürdürerek vahim yanlışlara yenilerini ekledi. İki Müslüman halkın dayanışmasını güçlendirebilecek fırsatı heba etti. Zor olmakla birlikte heba edilen fırsatı bir ucundan yakalama imkânı hala var.

Keşke ferasetle hareket eden böyle bir akıl ortaya çıksa da derin bir nefes alabilsek!

24.02.16
Kaynak: Milat Gazetesi