Mehmet Efe: Êdî Bes E Artık!

Bu yazıda, AkP, PKK ve vicdanı kararmamışlar için söyleyecek bir çift sözüm var. Hepimizin gözleri önünde katliam işlediler.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti çocukları, kadınları, sivilleri öldürdü. Aylarca sokağa çıkma yasağıyla yüzbinlerce insanı açık hava hapishanelerine mahkum etti. Hukuk ve kural tanımadan orantısız bir savaş gücüyle ilçeler, yüz binlerce ev ve sayısız mahalle yerle bir edildi. BUNLAR GERÇEK.

Sık sık tekrarladığım bir gerçek daha var: Hiç kimse görmek istemeyenden daha kör, duymak istemeyenden daha sağır değildir.

Reddedemedikleri, örtbas edemedikleri ve “soruşturma sürüyor” dedikleri cinayetlerin sayısı bile yeter. 450 terörist öldürdük diyen Genel Kurmay Başkanlığı, 1 kaleşnikof ele geçti diye resmi açıklama yapıyor. 450 terörist nöbetleşe kullanmış aynı silahı. Bodrumlarda mahsur kalmış insanların hepsi terörist bile olsa (DEĞİLLERDİ), 178 insanı diri diri yakmanın adı savaş değil, katliam. İsrail ve Sisi katilinden başka kaç ülke var sokaklara barikat kuran isyancılarla böyle savaşan? 17 ilçede 1 buçuk milyon insanın hayatı aylarca felç edildi, yüz binlerce insanımız göç etti. 28 Şubatın caddelerde yürüttüğü ORDU TANKLARI mahallelere ateş etti. Fotoğraflar, görüntüler, hiç bir şey tesir etmiyor; bu nasıl bir taşlaşmadır? “Yahu siz ne yapıyorsunuz?” diyen herkes hain, örgüt propagandacısı, kıblesi değişti, maşa, Kürtçü!

ŞİDDETİN ŞİDDETİ, AKILSIZLIĞIN AKILSIZLIĞI ÇAĞIRDIĞInı söyleyenler oldu ama dinleyen olmadı. Tüm devlet ve iktidar imkanlarıyla AKILDIŞI yöntem ve eylemleri alkışlayanlar, pompalayanlar karşılarında bir de akıl bekleme hakları varmış gibi arsızca haykırmaya devam etti. Aralarında bir hukuk olduğu devleti muhatap alıp hukuk dairesinde kalmaya çağıranların üstüne ‘PKK’yı lanetle’ diye bağıran sosyopatlar, mafya çeteleri salındı. Akademisyenler işlerinden atıldı.

İtiraz eden herkesi linç ederek resmen intikamcı, gözünü kan bürümüş bir iç savaş yürütüldü. 90’larda 3 bin küsür köy ve mezra yakılıp, yıkılıp boşaltılırken Kemalist ve ırkçıların söylediklerinin aynısını şimdi kamunun tüm imkanlarıyla donatılmış AkP megafonları ve gazetetikçileri söylüyor. Kimsenin aklına şehit haberlerinin ve sayılarının ne olduğunu sormak da gelmiyor, annelerin ağıtlarını da.

Hendek barikat kazanların suçu, ‘çözüm masasını devirip’, 90’ların devletini, katillerini, söylemlerini ve araçlarını yeniden bölgeye yığanları sütten çıkmış ak kaşık yaparmış gibi.

kurtcu

Sana Karşı Kürdün Yanında Olmak Vacip

İlk sözüm sana yalaka dümbeleği: Sen Mısır deyince Arap ırkçısı olmuyorsun (olmazsın da); Türkmenler deyince Türk ırkçısı olmuyorsun (olmazsın da); hatta ABD ve NATO yalakalığı yaptığında, üs üstüne üs tahsisine ses etmediğinde hain olmuyorsun (olursun); Doğu Türkistan’daki direnişe bile Çin devletiyle ağız birliği edip bölücü terörist diyen iktidara satılmış demiyorsun; İsrail’le ticari rekor kıranlar, “İsrail devleti ve İsrail halkı dostumuz” diyen ve şimdi Gazze ablukasının taşeronluğuna soyunanlar Siyonist Uşağı olmuyor (olur); ülkeyi “Astoria” “Historia” tabelalarıyla kaplayanlar Emperyalizm uşağı olmuyor (olur); ama vatandaşın, akraban, kardeşin Kürtlere yaşattıklarını sorgulayanlar otomatikman Kürtçü oluyor! Hadi oradan!

AkP ikiyüzlülüğü, ırkçı beslemeleri ve onları destekleyenler, yalanlarına inananlar, yayanlar: Bu çalıntı ve salyalı, terör, hainler, vatan, operasyonlar, dış güçler histerilerini bırakın! Sokağa çıkma yasağı ve hukuka aldırmayan bir güçle kuşattığınız şehirlerde, ilçelerde, mahallelerde hayatı felç ettiniz. Çocukları, kadınları öldürdünüz. Annelerin cenazeleri günlerce sokak ortasında çocukların gözleri önünde yatarken kahraman yerli malı zırhlı araçlardan seyrettiniz. O annenin çocukları ne yapacak dersiniz? Cesetleri soyup teşhir ettiniz. Esedullah Timi
Panzerlerin arkasına ceset bağlayıp mehter marşlarıyla sokaklarda sürüklediniz. Irak’da Ebu Gureyb hapishanesinden resimler paylaşan o kan içici Amerikan askerlerinden farksız, ırkçılık ve cehaletten başka özelliği olmayan serserileri seçip cephe diye mahallelere sürdünüz. Duvarlara “Türkün dişine kan değdi”, “Türksen övün, değilsen itaat et” yazıları yazmakla yetinmedi onlar. Okulları karakola çevirdiniz. Sivillerin evlerine girip çatışmalarda kalkan yaptınız. Son erzak kırıntılarıyla kahvaltıya oturan aileleri top mermileriyle katlettiniz ve gıkınız çıkmadı. Savaşmayan, bodrumlarda mahsur onlarca insanı diri diri yaktınız. Taş üstünde taş bırakmadınız. Barış diyen, adalet diyen herkese saldırıyorsunuz. Tahir Elçi’nin cinayetini örtbas ettiniz. Ölü soyuculuk bile yapmaktan çekinmiyorsunuz. 12 yaşındaki Helin Şen, bebek Miray İnce gibi çocuklar Yasin Börü‘den daha mı az insandı? Yalanla, örtbasla, tehditle, karalamayla, çamurla, gittikçe Siyonistleşen bir dille kirli bir egemenlik savaşı yürütüyorsunuz. Dicle kenarındaki kuzuyu kurt kapsa hesabı sorumluluğu sizin iken, hiç bir sorumluluk almaya yanaşmıyor; bir televizyon programına “çocuklar ölmesin” diyen bir cümleden ötürü ülke çapında linç kampanyaları yürütüyorsunuz. Şartları değiştirme gücündeyken buna devam ediyorsunuz. Şunu bilin, tetikçiliğinizi yapanlar da bilsin: Düpedüz “müstekbir”siniz. Zalimsiniz. Katilsiniz.

Allah’a yemin ederim ki Şeytani yöntemlerle kazanılmış hiç bir egemenliğin, hiç bir zaferin size hayrı olmayacak. Masumların, çocukların, annelerin ahları ve kanları dökülen toprakta çiçek büyümeye utanır; siz nasıl utanmazsınız?

Taybet İnan

PKK / KCK, Bunun Adı Başka Bir Şey!

PKK / YDGH ve Kürt olmayı tek başına değer sanan öfkeli ve hınçlılar, size de bir notum var: Özgürlük, direniş, ‘şehit namırın’, halklar, kurtuluş derken sivilleri, çocukları (Fırat Simpil, ‪Mevlüde İrem Çiftçi halk değiller miydi?), savunmasızları öldürdünüz, savaşı mahallelere çektiniz, savunmasız insanları çapraz ateşlerle, bombardımanlarla baş başa bıraktınız, çocuk yaştakileri silahlandırıp ne olacağını bile bile acımasız ve hukuksuz bir imha gücünün karşısına hendeklerin berisine diktiniz. Herkesin geçeceği sokakları bombalı tuzaklarla donattınız. Sosyal hizmetlerin sunulmasını engellediniz, sizi eleştirenlere baskı uyguladınız, barikatlarınız için tehdit ve zorla sivil araçlarına el koydunuz, davet edilmediğiniz evlere girdiniz, yer yer insanların evlerini taşımalarına bile izin vermeyerek halkın hak ve özgürlüklerini ipotek altına alan bir eylem biçimini benimsediniz.

Halka rağmen halkın kendi kaderi tayin edilmez. Dava için, mücadele için, amaç maslahatlarınız için feda etmeye değer buluyor olabilirsiniz ama şurası kesin: Sorumlusunuz, katilsiniz. Kendine Türk Devleti diyen devlet güçlerinin orada işgalci gibi davranması, Kürtlerin katli ve tehcirinin yüzyıldır devam edişi, devletin işlediği hukuk ihlalleri sizi masumlaştırmaz, hesabını vermediğiniz cinayetleri aklamaz.

AkP’den farkınız iktidar olmamanız mı? Böyle verilen savaşa özgürlük savaşı, adalet savaşı, halkın kurtuluşu, bağımsızlık savaşı filan denmez.

Bir Kürd olarak diyorum ki: Kürtler tarihin sahnesine ellerinde masumların ve sivillerin kanıyla çıkacaksa, bir yüz yıl daha çıkmasa da olur.

Adaletsiz barış olmaz, adaletsiz kazanım olmaz, adaletsiz ortaklık olmaz.

Bir paralel, biri kaza, biri alevi, biri asi...

Ak Parti’li olmaktan da ona karşı olmaktan da daha önemlisin.

Kendini “İslamcı”, “Müslüman”, “Hakperest” v.b. kavramlarla tanımlayan, siyasetin ve takım taraftarlığının ötesinde hakkı üstün tutmak derdi olan, eleştirileri boğma refleksi taşımayan, duvarında “Allah Bize Yeter” yazan kardeşim ve her halükarda hukuk ve herkese adalet isteyen namuslu arkadaşım, son sözüm size.

Ülkenin içinden geçtiği yozlaşma, kamplaşma, sorumsuzluk ve en önemlisi İslam’ı güce tapan siyasetin paspası haline getiren süreçte hepimizin tarihi bir konumumuz var.

İç düşman – dış düşman klişeleri, kirli propaganda dili ve derin paralel devlet yöntemleri ve eylemleriyle gemi iyice azıya alan iktidardan beslenenler, herkesi ya iktidarın uzantısı ya da halk ve ülke düşmanı olarak kodlamak için kolları sıvamışlar. Kendi halkına “taraf olmayan bertaraf olur” demek noktasını geçtiler artık gerçekten kendilerine taraf olmayanları başörtülü, dindar, solcu, sağcı, akademisyen, kadın, çocuk ayırd etmeden linç ediyor, hedef gösteriyor, bertaraf ediyorlar.

Örtülü ödenekler, binalar, devlet imkanları ve belediye salonları tahsis ettikleri vakıflar, dernekler, dergiler, sosyal medya trolleri, karta kaçmış piyon provokatör abiler, maaşlı dezenformasyon memurları ve megafon medyası ile halkın emaneti olan kamu imkanları seferber edilmiş, tüm güçleriyle bastırıyorlar.

Hiç bir hukuk kuralını tanımıyorlar. Kan döken, ölüm/şehit yağmalayan bir siyaset bu; hukuku, freni patlamış kirli bir siyaset.

Eski Türkiye’de sahip oldukları kültürel hegemonya ve ayrıcalıklı hayata özlem duyan, sokaktan ve ülkeden kopuk esrar ve bira kafalı Cihangir muhalefeti ve “dindarlara saygı”, “karanlıkla mücadele” gibi ahmak cümleler dışında bir varlık gösteremeyen siyaset muhalifleri sadece iktidarın bazlamasını yağlıyor.

Arkadaşlar, bu sorumsuzluğu yavaşlatma gücünüz ve etkiniz var.

Çıplak teşhirHatırlayın ki bu ülke bu günleri daha önce gördü. Defalarca hem de. O dönemlerde hakkın ve adaletin üstünlüğü için çabalayan, mücadele veren, işkencelerden geçenler sayesinde canlı kalan umudu ve inandığınız prensiplerinizi unutmayın. Acı çekenler, utanmayı bilenler, işkence edilenler, ağızları kapatılıp başlarından örtüleri çekilenler talip olmadı siyasete, iktidara, ihalelere, makam ve maaşlara. Bunu da hatırlayın.

Hatırlayın ki Ak Parti ile toplumsal sözleşmemizin hiç bir yerinde din üzerinden siyaset yürütüp kontrolsüz bir güce dönüşmesi yoktu. Eşitlik ve adalet istedik sadece. Şimdi bu iktidarı frenlemezsek,  (biz kendimizde olanın kötülüğe doğru değişmesine karşı durmazsak), varacağımız en iyi yer, düşmanlarımıza dönüştüğümüz yer olacaktır. Sonrası bayır aşağı, karanlık.

Günübirlik siyasetin sizi baştan çıkarmasına, sizi de benzetmesine izin vermeyin.

“Şu konuda ne diyorsun, şunu niye lanetlemedin, buna niye ses çıkarmadın” türünden goygoylarına prim vermeyin. Kimseyi okuyup izledikleri de yok. Plazalarda, sitelerde yaşayıp nargile kafelerde cihad dumanları tüttürenlerin ölen askerler, polisler, siviller gerçekten umurlarında değil. Başka hiç bir şekilde elde edemeyecekleri işleri, atamaları, maaşları korumak tek dertleri. Kazara doğruyu söylediklerinde bile bir adaletsizliği kullanarak kendi korkunç cürümlerini aklamaya çalışıyorlar. Çamur atalım izi kalır, yalanı tekrarlayalım inanırlar derdindeler.

İslami kavramları alelade siyasi sloganlarına katık etmelerine, adaletsizliklerini İslam’la ‘ak’lama alışkanlıklarına hayır demek zorundayız. Tutarsızlıklarını işaret etmekten çekinmemek zorundayız.

Yıkım. Cizre. 2016

ÇARPMALIYIZ YÜZLERİNE: Ortadoğu’da İsrail’den başka hiç kimseye yaramayan kan ve ölüm kasırgasını; asgari ücret zulmünü; katliamları; kararttıkları ve örtbas ettikleri cinayetleri; faizleri; haksız vergileri; İslami söylem ve kavramları Ülker, Cengiz İnşaat, Ağaoğlu ve Koç kapitalizminin bekçiliğine çevirişlerini; doğa ve tarih yağmalarını; kifayetsiz muhterislerle bölüştükleri ihaleleri; yetenek ve kültür fukarası aç gözlü yalancı omurgasızlarla doldurdukları medyalarını; kumarhaneye dönmüş eğitim sistemini; en çok kâr eden banka ve çimento şirketlerini; hukuksuzluğu, yalanlarını, İslam’ı çarpıtıp duruşlarını, (ve masumların cansız kanlı bedenlerini) çarpın yüzlerine. Bloklamalı, muhatap almamalı, sorgulamalı.

Ayartmalara direnemiyorsanız uzak durun daha iyi. Üzerinize bulaşmasına izin vermeyin. Gaza gelmeyin, inandığınız değerlerin dairesinde durun. Her yerde, kimden gelirse gelsin sadece adil, haklı, yerinde cümleleri, tutum ve davranışları ödüllendirin.

Zalime karşı hakkı bir kez üstün tutmak bin kez Kabe’yi tavaftan daha hayırlı bir eylemdir. Haktan yana olana tüm dünya saldırsa zarar veremez, zulmü alkışlayana tüm dünya destek verse Allah’ın belasından korunamaz.

Sık sık tekrarladığım bir hakikat da şudur: Adalet sizden olanlara değil, sizden olmayanlara dönük tavrınızla ilgilidir. Böyle bir ortamda risk alan, ellerini taşın altına sokan namuslu insanları bir tivitle bir yorumla harcama şehvetine bulaşmamalıyız. Ellerinizdeki iletişim imkanlarını hakkın ve adaletin hizmetinde kullanmayacaksanız, bari suçlarına ortak olmayın ya da kullanmayın.

Nuh Özdemir

Allah’ın “gözleri perdeli, kalpleri mühürlü” diye tarif ettiği insanların sizin gibi insanlar olduklarını ve günü birlik tercihlerinde hakkı üstün tutma TEYAKKUZUNU kaybettikleri için gitgide Şeytan’ın araçları haline geldiklerini hatırlayın.

PKK şimdi silahı bıraksa ve siyasete dönse ve devlet sorumluluklarını hatırlasa; devlet iç ve dış Kürtleri hak ve hukuk çerçevesinde kucaklasa bile kaybolmayacak bir gerçek şudur: Bir mücrimler ülkesidir bu ülke.

Jean Paul Sartre, Kuzey Afrika’da soykırım işleyen Fransa’nın halkı için şöyle demişti: “Oy verdiğiniz hükumet ve kardeşlerinizin hizmet ettiği ordu, hiç duraksamadan ve vicdan azabı duymadan ‘soykırım’ işlerken siz kurban değilseniz o zaman kesinlikle işkencecisiniz.”

Êdî bes e!

Kaynak: mehmetefe.com