Milli Görüşün Mirası

Milli görüş, Türkiye’de bir islamcı (müslümanların “askeri ve siyasi liderliği”ni tesis hedefini kendilerine amaç edinen müslümanlar) neslin hep eleştirerek, ama her zaman dikkat ettiği biricik müslüman siyasi figürdü…

Bu iş onunla başladı ve onunla ve aynı zamanda onun sayesinde bitti…

Şüphesiz yetersiz bir dünya görüşüne, savruk bir siyasi kariyere, müthiş bir özgüvene sahipti.

Gerek dönemin koşulları, gerekse ulaştığı idrak seviyesinin problemleri, siyasi macerasında ve tedrisinden geçen politik figürlerde ve iş tutmayı tercih ettiği siyasi elitlerde kendisinden daha dûn/düşük bir idraki zorunlu kıldı…

Kendisinin biraz ötesinde ve her şeye rağmen onun gölgesinde neşv-ü nema bulan radikal islamcıların tüm kusurları da, bu hareketin kusurlarını aşamamaktan kaynaklandı…

Bütün övücü lafları derleyip toparlayıp kendisine ikram eden, dönemin taraftarları (milli görüşçüleri), hareketini de belirleyen kendisindeki bu kusurlar nedeniyle ve o kusurları gerekçe göstererek, daha pejmurde ve daha rezil siyasal hedefler ve organizasyonlar tesis ettiler…

Tüm eleştirilerde onun kusurlarını ve eksikliklerini gerekçe kılanlar, sadece bu kusurları daha derinleştirdikleri ve içselleştirdikleri ve daha hoyratça kullandıkları yeni siyasal yapılanmalarında onu aşmayı başarmak bir yana, onun da gerisine düştüler…

Elimizden geldiği, dilimizin döndüğü oranda bu kusurları tadat etmek boynumuza borçtur. Adil bir şahitlikte bulunma kastıyla sayıp dökmeye başlayalım:

1. Gizli Halife: Aleniyetin İptali

İslam Siyasi doktrini, “Allah ve Rasulünün hakimiyeti, Kişinin ferdi sorumluluğu/mükellefiyeti, Fikir/hakkı beyan etme hürriyeti ve vucubiyeti, Şaz kalma hakkı” şeklinde sıralanabilecek temel prensipler yanında sünni İslam’ın buna katkısı, “Allah Rasulü’nün veliaht bırakmadığı, Rasulullah’ın (seçilen) halifesinin masum olmadığı, ümmetin yekpare bir bütün olduğu, cihadın kıyamete kadar baki olduğu” şeklindeki prensiplerdir…

Bakınız: Yazı 1

images (2)

Milli Görüş ise, gizli halifeye gizli biat toplayan bir hareket olarak, özellikle 1980 sonrasında, hızla örgütlenip, çelik çekirdeğini oluşturdu…

Şahit olduğum bir anımı sizinle paylaşayım: Beyoğlu belediye başkan adayı Tayyib Erdoğan ile Fatih belediye başkan adayı, Necdet Külünk, hangi sebebe mebni ise bir ihtilaf yaşadı… Seçim sonrası ayyuka çıkan, hatta İl Başkanı olmaklığından istifadeyle Külünk’ü İstanbul teşkilatlarına sokmayan Tayyib ile ihtilafını bir vesile ile Arnavutköy’deki bir tavukçuda bana anlatan Necdet Külünk, aralarındaki asıl ihtilafın Erdoğan’ın Erbakan’ın hilafetini onaylamaması olarak göstermişti…

2. Çift Dillilik: Takiyye ve Dil ile İkrarın İptali

İslam, Hz. Peygamberin Allah’tan Cebrail vasıtasıyla aldığı ilk vahiyden bu yana, aleni bir dindin… Gizli, örtük, gılli gışli hiçbir yanı yoktur… Aleniyet en önemli prensibidir de… Çünkü emr-i bi’l-maruf, nehy-i anil münkere istinat eder…

Kimi genel kitleden, ümmetten ayrık düşünceler geliştiren grublar, takiyyeyi bir yaşama imkanı olarak kendilerine belirlemişler ve foyalarını faşetmekten kaçınmışlardı… Şia, Sabataycılık, kimi derin tarikatler, Pakrodinilik, masonluk ve diğer fesat merkezleri münafıklığın kendilerine verdiği imkanları, Hicretten bu yana sonuna kadar kullanmışlardır…

İşte Milli Görüş de, Türkiye’de mevcut kanunları abartarak ve bunların arkasına sığınarak, içeride şeriatçı, dışarıda ise her türlü işe yarar sözü söyleyen tipler olarak tebarüz ettiler…

Bu, yüksek bir cevvaliyet, sonsuz bir hareket alanı, helal ve haramın belirsizleşmesi imkanını bu hareket elitlerine sunduğu için, kendi aralarındaki toplantılarında İslamın bütün imkanlarını kullanmışlar, aleni iş ve sözlerinde ise munafıklığa sığınmışlardır…

Halbuki islam inancı dört umdenin tezahürüdür:

– Marifet,

– Kalb ile tasdik,

– Dil ile ikrar ve

– Salih amel…

Maturidilik ise bunun ikinci ve üçüncüsünü vazgeçilmez olarak ilan eder…

Dillerinde gavurun sözünü taşıyanların, kalblerinde, eğer varsa, hak sözü muhafazaları mümkün değildir… Özü sözü bir olmak için tercih edilecek bir yol da değildir… Hayat pratiği de bunun böyleliğini bize göstermiştir…

Her ne kadar bu imkanı hala kullanmak isteyenler olsa da, takke düşmüş kel görünmüştür… İmanları dillerindedir, kalplerindekini ise (niyetlerini) Allah bilir… Müminin ferasetinden de niyetlerini gizlemeleri mümkün değildir…

3. Cihad ile Parti Mücadelesinin Eşitlenmesi: Cihadın İptali

Cihad, kafirlerle ve bağilerle ve nihayet tağutla girişilen, aleni, gerçek ve ne olduğu malum bir mücadele biçimidir. İslamın yeryüzünde fitne kalmayıncaya, din yalnız Allah’a has kılınıncaya kadar (kıyamete değin) farz kıldığı bu vecibesinin içini boşaltarak, kendi fitn ve fesatlarına vesile/isim kılanlar, buna delil olarak gerek tasavvuftan, gerekse batı karşısında malubiyeti mutlaklaştıran kadiyanilik, babailik, bahailik ve modenistlik gibi diğer melun düşüncelerden kendilerine argümanlar düzdüler…

Böylelikle, her türlü kusur örtüldü, her şahsi kariyer mücadelesi ümmete fatura edildi… Cihad alanında müzakere ve müşavere imkanlarının kısıtlılığından dem vurularak, bunun bir numara olduğunu anlayan insanların menfaatlerini öne çıkarmaları, genel kitlenin rağmına hareketleri kolaylaştırılmış oldu… Safiyane niyetlerle işin bir ucundan tutanlar, gerek gizli örgütler, gerek gizli etnik dayanışmalar ve gerek örtük sapkınlıklarla imkan ve kariyer elde edenler karşısında zayıf bırakıldı…

images (5)

4. Gizli Bütçe:

Bu hareketin, ilk iki partisinin kapatılması nedeniyle, partilerin üzerine gayr-i menkul ve demirbaş kaydı yapılmaz oldu… Bu kapıdan giren fesat, deri toplayıcılığına, bu paraların -madem cihad kabul edilmektedir- parti mücadelesinin finansmanına aktarıldı… İş daha ileri götürülerek, fitre ve zekat paraları da bu bütçeye aktarıldı… Belediyelerin ele geçirilmesi ile, bu kez belediye müteahhitlerine verilen işler karşılığı kesintiler ve imar işlerinden tahsil edilen rüşvetler bu örtülü bütçeye aktarıldı…

Avrupa Milli Görüş üzerinden, İsmet Paşa’nın gavura köle olarak sattığı vatandaşların, dişlerinden arttırdıklarını yağmalama ve buradan şirketler (Yimpaş, Kombassan, Jet-Pa, YeniDünya-Kanal7 vs) kurma ve bunun karşılığı Partiye komisyonlar alma furyası ve offshoreda batan paralar, Mercümek ve Darçın’lar, yığın yığın sahipsiz tapular, günah senetleri ve miras kavgaları tüm bu melanetin neticesidir…

İşte bu gidişin zirvesi, artık murakabe imkanı da kalmayan ve gavurla işbirliğini derinleştiren yeni liderliğin, yeni Türkiye yolunda paraların sıfırlanması ve 17-25 aralık rezaletlerine değin ulaştı.

Artk dönüşün de mümkünatsız olduğu görünmektedir…

Bakınız: Yazı 2 Yazı 3

5. Yanlış Tarih Telakkisi:

İsmet abi, Osman Gazi’den Vahdettini bütün osmanlı padişahları haindir, der… Cahil cesur olurmuş, ben bu sözü Muaviye’den Tayyib Erdoğan’a gelinceye kadar diye genişletiyorum…

Bu tamamen, ümmeti dışlayan, milleti devre dışı bırakan ve tarihi lider müsvettelerinin yapıp etmeleri diye okuyan tarih telakkisinden kaynaklanmaktadır…

Bize Abdulhamid’i hoş gösterenler, RTEyi de kakaladı… Şanlı tarihi bir kaç şehvet ve safaya dalmış dünya tapıcısı, fahşa düşkünü sultan ve liderler merkezli okuyan reziller, bütün ümmetin gösterdiği performansı, onlara ciro etmektedir…

Bu telakki de lider tapıncını destekleyen, ümmeti Fravunlara, Nemrudlara tapar kılan İbrahim ve Musa ve de Muhammed yöntemini iptal eden reziller haline gelmelerine büyük katkı yaptı…

Bu da ebter bir nesil ve peygambere teklif edileni kabul eden bir ümmet kıldı bizi…

images (3)

Bakınız: Yazı 4 Yazı 5

Felaket kapıda…

Deniz dalgalanmakta…

Tevbe ve islah zamanı…

vesselam…

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir