Muharrem Balcı “Hukuku” Yazısı Sonrası Gelen Tepkiler Nedeniyle Zorunlu Bir Yazı

Bu konuda yazdığım ilkyazı çok tepki topladı. Çok güzel yazı olmuş eline sağlık diyenler de oldu, “tetikçi, taşeron” gibi ifadeleri kullananlar da… Yazının bu kadar farklı tepkilere neden olmasının sebebi nedir? Bunun birkaç tane sebebi var. Ve esas anlatılmak istenenden çıkılarak istisna kabul edilebilecek argümanlar üzerinden geldi eleştiriler. Öncelikle bu istisna sayılabilecek maddeleri açıklamaya çalışayım.  Neden Muharrem Balcı sorusu ise önemli bir soru, değineceğim.

Dernekte aktif olmaya çalışan ve 13 yıldır resmen üyesi olarak mevcut durumdan rahatsızlık duymama rağmen yazdığım metnin durum tespitinden ziyade maksadı masaya yatırıldı.  Avukatlık diploması almış koca koca adamlar falcılığa soyundular. Yazdığım metne dair tepki duyanlar büyük orada birinin bu yazıyı bana yazdırdığı imasında bulundu. Açıkçası demokratik ilkelerden ziyade kulisçiliğin etkili olduğu bir yapı olması hasebiyle pek haberdar olamadığım bu tartışmalar benim bu yazıyı birilerini zayıflatmak için birilerinin talebiyle yazdığım vehmine neden olmuş. Bu anlaşılır bir şeydir. Ancak beni az çok tanıyan herkes bilir ki kimse bana tetikçisi olmama neden olabilecek bir yazı yazdıramaz. Rahatsız olduğum bir şey varsa bunu kendi hesabıma ortaya koymaktan çekinecek biri asla olmadım. Varsa bir tetikçilik, inandığım değerler ve gözettiğim kurumlarda bir sapma olursa bunu engellemek için ortaya konulmuş kendi tetikçiliğimdir. Tetiği de ben çekerim, işin azmettiricisi de benimdir. Eleştiriyi bu minvalde yapanların avukat kimliği taşıyor olmaları da ayrı bir faciadır. Avukatlık mesleğini de tetikçilik üzerinden okuyabiliyorlarsa ve dernekte görev almaktan utanmıyorlarsa vay ki halimize…

İkinci olarak yazıda geçen bazı ifadeler maksadını aşan olarak yorumlandı. Bunları da açmam lazım. Öncelikle belirteyim yazıda teknik olarak iftira ve hakaret kapsamına girebilecek tek bir ifade yoktur. Yazdığım metinlerde en çok dikkat ettiğim husustur bu. Ancak yazıları kelimelerin ikincil bir anlamları varmış gibi okuyoruz maalesef. Bu durumda bizdeki yazı okuma geleneğinin sakilliğinden kaynaklanıyor. Kendi adıma edebi metinler dışında söylemek istediğini ima yoluyla söyleyen biri değilimdir.  Politik metinlerde anlatmak istediğimi doğrudan söylerim genelde ancak yazıyı yazarken mevcut okuma ve anlama biçimlerini de gözetmeliydim. Mesela ilk yazıdaki-şuan kaldırdım- YMM hakkında yazdığım CIA bağlantılı olma hikayesi, Muharrem Bey’e ajan demek istemişim ya da ima etmişim şeklinde yorumlanmış. O pasajın amacı YMM geleneğinin problemli bir gelenek olduğunu ve tasarımcılığıyla meşhur bireyler yetiştirdiğini belirtmekti sadece. Başka maksadı yoktu. Bununla birlikte insanların birbirlerine ajan dedikleri her tartışma da bana komik gelmiştir. Meşrebimde kategorik olarak mutlak bir iyi ya da kategorik olarak mutlak kötü yoktur.  Herkes iyi şeyler de yapabilir kötü şeyler de. Allah kulları arasında günlerini sürekli döndürüp durur. Şaibeli bir örgütün içinden çıkan bireylere de şaibeli kişiler demeyecek kadar ahlakım ve izanım var hamdolsun.

Bu bahiste ayrıca yazının bitişinde kullandığım “genel başkan mı olmak istiyor?” sorusu da dikkatlere takılmış. Bu kısmı iç tartışmalardan haberdar olmadığım için başına acaba koyarak yazmıştım. Bir soru nihayetinde bir işkillenmenin tabi neticesi olarak ortaya çıkmıştır… Sonradan yazıyı okuyan bazı arkadaşlarımdan öğrendim ki kendisi defalarca teklif edilen başkanlık önerilerini reddetmiş. Tabi bu durum dernek üzerindeki sorun teşkil etmeye devam eden mevcut vesayetini boşa çıkaracak bir şey değil.

Neden Muharrem Balcı?

Neden Muharrem Bey üzerinden böyle bir yazı yazdığım soruluyor. Haklı bir eleştiri olabilir. Bunun sebebi bilenler için malumdur ancak daha dışarıda duranlar için açılmalı.

Mazlumder’in hemen her kararında Muharrem Bey’in sınırlarını çizdiği çeper mutlaka gözetilir. (bu son cümleyi iki kere okuyun) Bununla birlikte dernek yönetiminde Muharrem Bey’in ve avukat öğrenci çevresinin kendisini Mazlumder’in diğer unsurlarından daha eşit görmesi gibi bir mesele vardır… Mazlumder üzerinde ciddi bir Muharrem Balcı vesayeti vardır. Kolayca dile getirilemez, getirildiğinde de tartışma çıkar, İstanbul’da aktif olan herkes de bunu bilir ve hissetmiştir. Özellikle Kürt illerindeki Mazlumder üyeleri bu eşitsizliği daha güçlü şekilde yaşarlar. Sürekli olarak İstanbul normlarının gözetimi altındadırlar. İç tartışmalarını ve müdahalelerini bilmiyorum ama derneğin toplu katılıma açık gittiğim her toplantısında Muharrem Bey’in bütün üyelere fırça attığına defalarca kere bizzat şahit oldum. Sesi de ürkütücüdür.. Son İstanbul iftarında yarım saate yakın bağırmıştı haziruna, neden bağırdığını hala anlayabilmiş değilim, koca bir adamın o bağırtısını hak edecek ne yaptığımı da hala bilmiyorum.  Bir adamın nasıl bu cüretkarlığa sahip olabildiğini de hala çözebilmiş değilim. Sesinin kulağımda nasıl çınladığını ise anımsayabiliyorum.

Bu baskınlığıyla birlikte Muharrem Bey’in hukuk konusunda en basit hukuk normuna uymama halini kimse gündeme getirmemiştir. İlkyazı esasında bu anlamda Muharrem Bey’in en basit bir hukuk normu olan kuvvetler ayrılığı ilkesini mesele kendi mahallesinden olan kişilerin hukuk katliamı olarak karşımıza çıkması halinde gözetmediğini anlatmaktadır. Bu tutarsız haline rağmen Mazlumder’de hukuku en iyi bilen abi her zaman Muharrem Bey’dir! Mazlumder’in Anayasa Mahkemesi gibi hareket eder desek hiç abartmış olmayız. Hani demokrasinin ve adaletin tesisi açısında herkes gibi eşit bir üye olarak katkısını sunuyor olsa ve dernek içinde bir vesayet halkası olmasa, güzel de bir insandır muhtemelen. Ciddi katkıları olmuştur geçmişte, ilerde de olabilir ve muhtemelen tavrına çeki düzen verdikten sonra yine olacaktır…  Ancak bu baskınlık hali derneğin şu an yoğun yaşadığı mevcut sıkıntılarının da sebebidir. Asgari hukuk ilkelerini yok sayıp güçlüye yumuşak bir muhalefet geliştirirken ve güçlünün siyasi rakibi olan bir partiye pervasızca konuşabilen ve milli irade platformu gibi insan hakları dilinin çok uzağında metinlerle karşımıza çıkan yapılarla saf tutmaktan utanmayan ve hatta son 28 Şubat bildirisinde AKP’yi geçelim MHP dilinde yazılmış bir metne imza atabilen, İstanbul yönetimine ne şiddetle bağırdığını göremediğimiz bir duayendir. Ancak Silopi raporu için-ki düzeltildi sanırım hata sonra- ciddi şekilde kızdığını ve müdahil olunduğunu biliyoruz. Kürtler hata yapınca sesi gür çıkan, milliyetçi mukaddesatçılar güçlüden yana saf tutarken bunu en fazla iç tartışmalarda gündeme getiren bir abimizdir.

Bu eleştirdiğimiz duruma rağmen Gezi’de hukukçu kimliğiyle derneğin tavır almasında etkili olmuştur ancak sonrasında derneğin garip bir şekilde iktidarın dümenine doğru kıvrılan bir politik hatta girişini izliyoruz tabi Muharrem Balcı ile paralel olarak… İsim üzerinden giden eleştirim, eyleme biçiminin/politik tavrının bizi getirdiği yer ile doğrudan alakalıdır.

Peki dernek içindeki sorun nasıl çözülür ve bu yazıların maksadı nedir?

Dernek şuan özellikle ikiye bölünme arefesinde ve derneği uluslararası camia dahil her mecliste muteber bir konuma getiren raporların mimarları ve emektarları, milliyetçi, ırkçı, mukaddesatçı çizgiden giden bir söylemin baskısı ile karşı karşıya. Bununla birlikte iktidara tek kelime laf etmeyen, AKP ile her türlü işe imza atabilen, bunu gizleme ihtiyacı dahi hissetmeyen insanların rahat rahat konuştuğu ve Kürt illerindeki dernek üyelerinin de HDP’yi eleştirmediği için eleştirildiği bir vasattayız. AKP’yi eleştirmemek konusunda Gezi’den sonra istikrarlı bir çizgi izleyen Muharrem Balcı’nın mevcut pozisyonunu ve tavrını masaya yatırmak ve konuşmak durumundayız.

Ayrıca derneğin tüm bileşenlerine eşit insanlar arasında işleyecek bir hukukun tesis edileceğinin güvencesi verilerek, uzlaşılamayan konuları medeni bir dille konuşmanın zeminlerine bakmak gerekiyor. Mümkünse herkesi içeren ve herkesin olur verdiği hakkaniyetli politikalara ve ilkelerin tespitine odaklanmak gerekiyor. Aksi durumda derneği vesayet altına alan, Kürtlerin katline neredeyse sevinen, zalime doğru düzgün laf etmemesine rağmen hata yapan zayıfa kükreyen, bir Mazlumder’in olmaması için gayret sarf edeceğiz. Ya herkes yerini bilecek ve Mazlumder’i mazlumdan yana saf tutan bir kurum haline getireceğiz ya da Mazlumder’i zalimle saf tutabilenlerden temizleyeceğiz.

Bu beyanım açık bir deklarasyondur. Nerde ve niçin saf tuttuğumun da bilinmesi için yazılmıştır. Elimizi altındaki ve yakınımızdaki kurumlardan başlayarak, bir türlü toparlayamadığımız muhalif tavrımızı güçlendirmek için gayret sarf edeceğiz.  Bakalım kimin sözü, samimiyeti, dirayeti daha güçlü gelecek. Ya da kimler kendisine çeki düzen verecek. Zaman gösterecek.

Vesselam

Bedri Soylu