Muharrem Balcı “Hukuku”

1988 yılında Erdoğan henüz belediye başkanı bile değilken bir konuşmasında şu ifadeleri kullanır(video linki aşağıdadır): “Peki iktidara geldiğinden bu yana, bu hükumet, Güneydoğu Anadolu’da, Türkiyemizin genelinde, acaba kaç bin kişinin katline hükmetti? Ben size söyleyeyim mi? Bak bu hükumet yargılayarak öldürmez, yargılamadan öldürür. Güneydoğu’daki insanlar yargılanmadan katledilmişlerdir. Günahsız katledilmişlerdir. Evet bunların içerisinde suçlu olanlar yok mu? Amenna olabilir vardır. Onları bulup yargılarsın ondan sonra hükmedersin.”  [1]

Devletin pervasızca Kürt katlettiği ve Kürtler dışında kimsenin haberdar olmadığı zulüm dönemleriydi bu dönemler. 90’larda artarak devam etti bu gelenek. Bizim mahalleden de sesi gür çıkan ve hitabeti düzgün birisi yaşanan hukuksuzluğa işaret ediyordu. İyi bir şeydi. Bu beyan sadece bir eleştiri barındırmıyordu aynı zamanda “Biz gelirsek başka bir ülke olacak burası. En azıdan yargılanma hakkını gözeteceğiz.” iddiasının üstü kapalı ifadesiydi. Gel zaman git zaman devir değişti, aradan neredeyse 30 yıl geçti. Erdoğan, Refah Partisi il başkanlığından Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu.

Erdoğan gücünün zirvesindeyken yaşadıklarımız maalesef 30 yıl öncesinden pek farklı değil. Üstelik gözümüze sokulurcasına cinayetler işleniyor. Pornografisi yapılıyor neredeyse. Çoluk çocuk demeden yargılamadan insanlar yakılıyorlar. Son olaylarda bile 100’lerce cesedi yakıldığından dolayı tanınmayan ve 5 kiloluk kemik yığını halinde yakınlarına teslim edilen Kürtlerin cesetlerini teslim alışarını kameraların arkasından seyrediyoruz. Terörist denilerek yakılmışlar. Yargılanmadan. Bu cinayetleri işleyenler yaptıklarını gizleme ihtiyacı dahi hissetmiyorlar. Ve üstüne Erdoğan’a selamlar gönderiyorlar. 30 yıl önce hukuk istiyoruz diye gür sesle konuşan adam yine aynı gür sesiyle kendisini yargıç yerine koyan infazcı özel birimlerin selamlarını memnuniyetle alıyor. Bu sadece bir örnek, yakın zamanda yine aynı hukuk tanımazlığı gösteren onlarca örnek ve beyanata şahit olduk. Sadece hakimlerin karar verebileceği, gazetecilerin ajanlığı davasında ajan olduklarını hiç yüzü kızarmadan beyan etti. Söylediklerinin nerelere varacağını bile bile üstelik.. Aynı şekilde İMC TV’nin savcılığın bir dilekçesiyle yayından kaldırılmasını da sahiplendi. Bu yazdıklarıma PKK dili denileceğini şimdiden hissediyorum. Onları Erdoğan’ın videosuna ve vicdanlarıyla baş başa bırakmaktan başka şansım yok.

Sadece Cumhurbaşkanı için bu durum geçerli değil maalesef. Hoca lakaplı “bilge” profesör Ahmet Davutoğlu da aynı ağızdan beyanatlar vermekten çekinmedi geldiğinden beri. Göreve yeni başladığı dönemde yaşanan 6-8 Ekim olayları sırasında Bingöl’de emniyet müdürü için yapılan saldırıda iki polis hayatını kaybetmişti. Olaydan kısa süre sonra Genç ilçesinde bir araçta bulunan dört kişi ile çatışma yaşandığı söylenmiş ve çatışma neticesinde emniyet müdürüne yapılan saldırının faillerinin öldürüldüğü açıklanmıştı. Davutoğlu bu olayın üzerine şu ifadeleri kullandı: “Saldırının failleri konumundaki teröristler bir iki saat içinde cezalandırıldı.” demişti. [2] Bir başbakan yargının yetkilerine sahipmiş gibi konuşarak alenen hukukun katledilmesine neden oldu. Sonrasında Kasım ayında saldırganların üzerinde bulunan silahlar ile emniyet müdürlüğüne yapılan saldırılarda kullanılan silahların aynı olmadığı balistik raporuyla ortaya çıkmıştı. Davutoğlu yaptığı hukuk ve insaf dışı, adaletsiz ve müfteri beyanından vazgeçmedi. Bir tekzip beyanını hatırlamıyoruz.  Sonuçta dört adet Kürt katledilmiş oldu. Başbakan hem infazcı hem de yargıç olarak hızlı bir başlangıç yapmıştı.

Eğer ortada bir suç var ise herhangi bir hukuk devletinde süreç basitçe şöyle işler: Hakimler suça karar verir ve yürütme suçluyu kurumları ile infaz eder. Suçlu, suçu için tescillenmiş kararla Adalet bakanlığının kurumlarında cezasını çeker. Bu basit bilgi ortalama bir hukuk devletinde herhangi bir yazıda hukuk sitemini eleştirmek için bile kullanılmayacak kadar sıradandır. Ancak geldiğimiz vasatta hukukçu geçineninden yürütmenin imtiyazlarını elinde bulunduran herkese kadar hatırlatıldığı anda siyasi anlamda başınıza iş gelmesine neden olacak bir iş yapmış olursunuz. Hukuk duayenleriyle dolu bir memlekette “sana mı kaldı bu iş?” diye sormayın maalesef bana kadar geldi bunu dert etmek.

Memleketteki hukuk alanında eleştirel bir yerde durarak ciddi işler yapan bir kurum olan Mazlumder’in hukuk duayeni olarak sürekli sesini yükselten ve neye/nereye kızdığını anlamak için dernek toplantılarında gürültüsüne dakikalarca ve defalarca kere maruz kaldığım bir “duayen” üzerine konuşmak için bu girişi yazdım. Bu yazıda Muharrem Balcı’dan ve tutarsız hukukçu kimliğinden bahsedeceğim.

Yeniden Milli Mücadele Dergisi gibi devlet geleneği içerisinde, farklı fraksiyonlar içinde olsa bile etkin ve aktif mensupları olan, devletin üyelerine pek dokunmadığı, ırkçı söylemini milliyetçi ve mukaddesatçı bir söylemle doktriner bir zeminde tartışmasıyla bilinen, tasarlayıcı ağır abilerin bol olduğu bir dergi camiasından yetişmiştir, Muharrem Bey. Bu gelenekten gelmiş olma halini de gururla taşıdığını tahmin edebiliyorum. Bununla birlikte kendisine bir hukuk insanı der. Avukattır zira.  Tanıdığım ve bildiğim kadarıyla, Mazlumder’in her toplantısında mikrofonu bir şekilde eline alır ve uzun dakikalar boyunca sadece kızar. Kime kızdığını şu güne kadar anladığım da hatırlamıyorum ve ayrıca çok konuşmasına rağmen söylediği ve aklımda yer etmiş tek satır cümlesi yoktur. Ürkütücü ve gür bir sesi vardır.

Son zamanlarda Mazlumder’in yönetimine tartışmaların odağındadır Balcı. Takip ettiğim kadarıyla derneğin mevcut yönetimini de ağır şekilde eleştiriyor. Mazlumder’in hukuk dilinden uzaklaştığını, PKK çizgisine yaklaştığını ve mevcut yönetimin Mazlumder’i siyasi amaçları için atlama taşı olarak gördüğünü, kurumu yönetme noktasında oldukça yetersiz kalındığını kulislerde ve kamuya açık yerlerde beyan ediyor. Özellikle derneğin mevcut yönetimine muhalif olanların da büyük oranda Balcı tarafından himaye edildiğini seziyoruz. (En basitinden İstanbul Şube’nin 28 Şubat Platformu’nun MHP çizgisine yakın duran metnine İstanbul yönetiminin onayını dahi sormadan imza atmasını nasıl eleştireceğini merakla bekliyoruz. Metnin hukuk dilini yakalayıp yakalamadığını da kendisine bizzat sormak istiyorum ayrıca. Bu şimdilik burada kalsın.)

Bir hukuk “duayeni” ve Mazlumder’in baş denetçisi gibi bağırmaktan hiç imtina etmemiş olan Muharrem Bey’in yazının başında bahsettiğim hukuk katliamlarına dair maalesef tek kelime ettiğini duymadık. Sigara içenlere kızdığı kadar bile kızdığını hissetmedik. Ancak dernek yönetiminin dün söylediklerini bugün de söylüyor olmasına rağmen gerekli/gereksiz çıkışlarla hukuk “duayeni” olmanın ayrıcalığı ile yönetimi yıpratmak için çok cümle kurduğuna şahidiz.

Hak-hukuk davasının birinci kriteri zayıf olana vurmamaktır. Bütün peygamberlerin sünneti zayıf olanın yanında saf tutmaktır. Hataları bile olsa zayıf olana müsamaha gösterirler. Bütün peygamberlerde bu böyledir. Ancak Muharrem Bey’in şimdinin güçlülerine dair bir cümlesi maalesef yok. Güçlü zalimlere çıkardığı sesin sterilliği de siyaset bilimi kitaplarına konu olacak kadar incelikli. Hukuku katledenlere karşı cümle kuramayan bir hukuk “duayeni” ile karşı karşıyayız maalesef.

Aklıma tabi bu şahit olduklarımdan sonra bazı sorular geliyor; Mesela Muharrem Bey, kendisi gibi YMM kökenli olan ve devlet tarafından 28 Şubat dahil her dönemde gözetilmiş olan başbakana kıyamıyor mu yada reisi cumhurun beyanlarını destekliyor da mı susuyor? Ancak basit hataları için Mazlumder yönetimini hırpalamak noktasında sesi çok fazla çıkıyor. Bu neden olabilir?

Açıkçası “Mazlumder’in başına geçmek mi istiyor?” sorusunu sormadan edemiyorum. Acaba Mazlumder’de sürekli artan olağanüstü genel kurul söylentilerine hazırlık mı yapıyor? Sanırım YMM’ci geleneğin tasarlayıcı ve operasyoncu mirasının hukuk “duayeni” kılığındaki bir yansımasına maruz kalıyoruz. İstanbul Şube’nin aktif bir üyesi olarak fevkalade rahatsız hissediyorum. Devasa bir tutarsızlıkla birlikte bir şeylerin yanlış gittiğini hissediyorum. Kamburun kaynağını bulup, bundan kurtulmak vazifemiz olsun.

Vesselam.

Bedri Soylu

Ayrıca bu konuda devam yazısı için: http://habervesoz.com/muharrem-balci-hukuku-yazisi-sonrasi-gelen-tepkiler-nedeniyle-zorunlu-bir-yazi/

[1] https://www.youtube.com/watch?v=1soX8__pPy0

[2] http://www.radikal.com.tr/turkiye/bingolde-polisleri-sehit-eden-mermiler-oldurulen-faillerden-cikmamis-1223963/