Nereye Doğru Gidiyoruz?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan son olarak Başbakan A. Davutoğlu’nu gönderme operasyonu ve özellikle de bunun yöntemiyle bir kez daha dedi ki “Son sözü sadece ben söylerim. Planlamayı sadece ben yaparım. Benim koyduğum sınırların dışında kimse en küçük bir rol almaya bile yeltenmesin. Geldiğiniz gibi gönderirim sizi.”

Planı ise bellidir. Fazla analize gerek yok. Başkanlık sistemini, kendinin başkanlığını, sonra da kendisinin belirleyeceği birisinin başkanlığını istiyor. Asılında Milli irade, demokrasi, özgürlük onun için fasa fiso.

Bunu çok istiyor çünkü kendi, ailesi ve en yakınlarının kişisel kaderleri de buna bağlı.

Bunu çok istiyor çünkü başkanlık koltuğu, iktidarını sürdürmesinin arka söylemi olan “Ümmetin kaderini elinde tutuna adam”, “Mazlum Müslümanların beklediği lider” imajının güçlenerek devam ettirilmesi için çok uygun bir araç.

Aslında gittiği yol konusunda kendisinin de bir öngörüsü yok. “İslami, dindar Türkiye “, “Dindar nesil”, şimdi de “Dindar Anayasa” söylemi ile gerçekte ne istediğini kendisi de bilmiyor. Çünkü kendisinin de içinde bulunduğu “İslamcılık” bu haliyle tüm Müslüman coğrafyada iktidar, yağma savaşlarının basit bir parçası haline gelmiş durumda.

Ama biliyoruz ki sadece kendi ve etrafının çıkarları, yağma ve birikim, sınırsız bir iktidar için yürüttüğü bu tutum Türkiye’nin din, mezhep, yaşam tarzı, kimlik temelli çatışmalar içinde yok olmasına yol açabilecek bir süreci her geçen gün daha kuvvetlendiriyor.

Bunu başarabilecek mi? Göreceğiz. Ama açıkça görünen o ki bunu başarabilmesi kendi gücüyle birlikte bir bütün olarak Türkiye toplumunun asgari insani, demokratik birikimin ne ölçüde olduğuna bağlı.

Ama şimdilik belirtiler çok olumlu değil.

PKK, Haziran sonrası aldığı tavırla HDP’nin seçim başarısı ile yükselen barışçı çözüm seçeneğini bir kenara atarak iktidar için yürütülen pis savaşın devamından yana tavır aldı. Erdoğan’ın başkanlığa yürüyüş stratejine büyük bir destek sunmuş oldu.

Bahçeli’nin liderliğindeki MHP ise ülkenin toplumsal çözülüş sürecini göremeden, Kürt karşıtı histeri ile Erdoğan’ın planlarına “Güçlü Türk Devleti” inşa ediliyor zannı ile tam destek sunmaya devam ediyor

Eski “Derin Devlet” in bürokrasi içindeki “sağ” veya “sol” yapılanmalar da “Kürt Hareketi” ile mücadelede Erdoğan’ın yanındalar. Türkiye bir bütün olarak ayakta kalabilecekse bunun ancak demokrasi, özgürlük temelli bir yeni gelecek inşası ile mümkün olabileceğini göremeyip “tek kimlik ” körlüğü ile Erdoğan’ın planlarına destek sunmuş oluyorlar.

CHP’nin ise, değişim arayışlarına karşılık, tarihsel toplumsal nedenlerle içine sıkışmış olduğu ve bugün onu %25’ler de tutan toplumsal zemini genişletmekte henüz başarılı olamadığı ortada. CHP’nin bunu başarabilmesi AKP iktidarına destek sunan geniş kitlelerle yeniden ve yenilenmiş bir bağ kurabilen, ortak demokratik, özgür bir gelecek projesinin politik söylem ve tutumlarla güçlendirilmesi ile mümkün olabilir.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen Türkiye toplumunun her politik, ideolojik kesiminden insanların içinden özgür, demokratik bir gelecek için bir araya gelip gidişata karşı ayağa kalkacakların olacağı kesindir.

O zaman Kürt hareketi “eyalet” , “özerklik”, “federasyon” her ne ise demokratik taleplerin barış içinde de kazanılabileceğini, Laik ve dindar kesim kendi istediklerinin yaşam tarzı dayatmaları ile değil çoğulcu, demokratik özgür bir ülke ve toplumda anlam bulabileceğini görecek.

Zaten o zaman ancak “Milli İrade” oluşmuş, Cumhuriyet ve Demokrasi de gerçekten kazanılmış olacak.