O Bir Şaman – 2

mehmet yılmaz

2.Bölüm: Ulusalda Derinleşme

 

 

Muradiye Cemaati.

Boğaziçi’nde okurken, arkadaş grubu olarak Arapça öğrenme hevesine kapıldılar… Ekibin tabipleri bizim de devam ettiğimiz Muradiye Cemaati’nin merhum hocası Ahmet Sarıoğlu’na müracaat ederken, kendisinin de içerisinde olduğu Boğaziçi grubu Aksaray’daki başka bir Hocaya devam ettiler…

Yine tecessüsü galip gelmiş ve “bizim Muradiye’ye giden grup, fazla kaptırdı kendini bu hocaya” demiş olmalı ki, Ahmet Hocanın o aralar düzenlediği ve İstanbul’un en serbest ve canlı tartışma ortamını temin eden aylık toplantılarına katılarak, kendi arkadaşlarını tarassut ederken, yaptığı uzun bir konuşma ile de “parlak bir şahsiyet” olduğunu gösterme imkanı buldu.

Dünya Evi:

1984’te Jinekolog olan Sare hanım ile evlenmiş, iki kızları olmuştu. 1986’da doğan ilk kızlarına Sefure, 1988’de doğan ikinci kızlarına Memnune adını vermişti. Davutoğlu her iki annesine de değer veriyordu.

Tanışmalar-Konuşmalar

Ortak tanışımız diş hekimi bir arkadaşın davetiyle hanelerimizde buluşmalar gerçekleştirdik. Bu buluşmalardan birisi, merkez-çevre teorisine dairdi. Seminerin sonunda, arkadaşlardan birisi, konuya dair bir soru tevcih ettiler kendisine. Ne soruyu, ne soranı, ne de cevabı hatırlamıyorum, yaşlılık… Ama, Ahmet beyin cevap öncesi girizgahı hiç aklımdan çıkmıyor. Aynen şöyle cevap verdi:

“Evet, bu sorunuzu doktorada falanca bayan hocam da (Muhtemelen Binnaz Toprak) sormuştu, iki sorudan biri olarak… Ben ona 4 sayfalık bir cevap vermiştim… Hocamız, evinde cevapları okurken, benim cevabımla karşılaşmış. Cevabımı fevkalade iyi bulmuş… Müteakip seminerde sınıfa girdiğimiz ve derse başladığımız anda hoca hanım “Arkadaşlar, size bir cevap okuyacağım… Fevkalade beğendiğim bu cevabı dikkatle dinlemenizi öneririm… Bir makale vüs’atindeki bu cevabı örnek almanızı ve sizlerin de böyle sınavlar vermenizi temenni ediyorum…” diye söze başladı ve cevabi yazımı okumaya kalkıştı. İlk cümleyi zar zor söktükten sonra ikinci cümlede takıldı ve “Ahmet, ben bu yazıyı evde rahatlıkla ve heyecanla okudum. Fakat şimdi okumakta güçlük çekiyorum. Rica etsem kürsüye teşrif edip, bu kıymetli cevabı arkadaşlara okusanız” diye ünledi. Malum benim yazım biraz kötüdür. J Kürsüye çıktım ve cevabımı okudum… Hanımefendi “işte böyle cevapları sizden de bekliyorum” diyerek beni teşyi etti ve arkadaşlarda alkışladılar. Hoca hanım bu cevaba en yüksek puanı takdim etti… İşte ben o cevabımda demiştim ki:…”

Bu özelliği daha sonra, ben falanca Amerikan Üniversitesinde veya kurumunda verdiğim filanca konferansta da dediğim gibi, falanca dergide veya mevkutede yayınlanan filanca makalemde belirttiğim gibi, şeklini alarak hayat boyu devam edecek bir üslup olarak yerleşti.

BSV: Bilim Sanat Vakfı

“İnsanlığın ortak birikimini” harmanlayarak “bugünü inşa etmeyi” kendisine amaç edinen diye amacını tanımlayan BSV, 1986 yılında Mustafa Özel ile Kırımlı iki arkadaş Murat Ülker ve Fikri Gökbörü Kançal tarafından kurulmuştur. Yine Ahmet’i burada göremediyseniz, tedbirliliğindendir. Yoksa herkes, BSV’nin imamının Ahmet Davudoğlu olduğunu bilir…

Bireyin toplumla, toplumun doğayla uyum içinde yaşadığı bir “küresel sistem”in imkanına inanan BSV, böyle bir sistemin bilgi, inanç ve estetik temellerinin özgürce araştırıldığı bir ortamı hedeflemektedir.

Aslında örtük olarak ifade edilen bu cümleleri deşifre ettiğimizde, kurulduğu dönemde en canlı toplumsal kesim olan İslamcılar arasından, gerek lise ve gerekse üniversite hayatını “yabancı okullar”da okumuş, aydınlanmaya ermiş, elit liboş müslümanların, daha önce kurdukları “İlim Yayma”, “Kominizmle Mucadele” derneklerinin yetersiz kalması ve çağın icabatına ayak uyduramaması üzerine, bir aşama ötesine geçmesi ve sömürge okullarının “okumuş çocukları”nın katkısıyla dünya sistemi ve onunla uyumlu yerel “sisteme adam yetiştirme” ocaklarından en mühimi ile karşı karşıya kalırız.

“Ruhsuz, irfansız bilgiciler buralarda koşturur.” Yarım yamalak öğrendikleriyle, liderleri gibi öz güven patlamasına uğrayan gençlerin, bir “himaye ve kayırma sistemi” içerisinde devletin tüm katlarında istihdam edildiği yeni paralel yapı. Dünya hakkındaki bilgileri yetersiz, sevgileri doyumsuz gençler, tüm kabiliyetleri ve birikimlerini “müesses nizam”ın bekası hizmetine amade etmekte tereddüt göstermemektedirler…

Üniversite:

BSV bü­tün bu ça­ba ve il­gi­sini, 2008 yılında İstanbul Şehir Üniversitesi’ni – cevizli tekel fabrikası ve arazisinde- ku­ra­rak taç­lan­dı­rmıştır. Böylelikle, üniversite hayatında bir türlü kıymeti bilinmeyen, Ahmet Davudoğlu’na, siyaseti bıraktığında Rektör olarak hizmetlerini sürdüreceği bir mecra oluşturulmuş oldu…

Kendisi çok iddialı biridir… Hatta hatıraları arasında şöyle bir vak’a da yer almaktadır… Akademiye girmek amacıyla bir üniversiteye başvurur… Üniversite kurulu, akademik çalışmalarındaki alan dağılımına işaret ederek, bir konuda yoğunlaşılmadığı, bir çok konuda makale yazdığını, bunun akademik kariyeri için negatif bir unsur olduğu kendisine söylenince, tepesi atar ve şöyle der: “Benim her alanda kaleme aldığım makaleler, o alandaki emsalleriyle kıyaslandığında, gerek derinliği, gerekse bilimsel düzeyi bakımından onların her birinin fevkinde değilse, ben bu mesleği bırakırım.”

Tabii girişimi başarısız olmuştur… Böylelikle 28 Şubat mağduriyeti (?) de tahakkuk etmiş olur…

28 Şubat Süreci ve Harp Akademileri

1998–2002 yıllarında, Silahlı Kuvvetler Akademisi ve Harp Akademilerinde misafir öğretim üyesi olarak ders verdi. Bin yıl süreceği iddiasıyla yola çıkan, nerde bir müslüman görseler üstüne çullandıkları 28 şubat döneminin netameli günlerinde ve hemen ertesinde, BSVnin kurucularından Murat Ülker’in kendisine “atılı” yeşil sermaye suçlamasını aşmak ve medyada üstüne gelenleri savmak için tedbirler geliştirdiği, kesenin ağzını açtığı, Asam masam takıldığı dönemlerde, Ahmet Davudoğlu, askerin kalbine nufuz etmiş, seçilmiş, Silahlı Kuvvetler Akademisi ve Harp Akademileri’nde seminerler vermeğe davet edilmiştir… Ahmet’in sandal, hiç su almamakta, kasırga ve boranda yoluna “rotasından milim şaşmadan” devam etmektedir.

Stratejik Derinlik

Harp akademileriyle girdiği beş yıllık stratejik ilişkinin meyvesi olarak, stratejik derinlik karşımıza çıkmaktadır. Bir islamcı yazarın anlatımına göre, Stratejik Derinlik, 1990ların Varşova Paktı’nın dağıldığı ve Türkiye’nin Saddam tarafından bile “koruyucusuz kalmak”la tehdit edildiği, NATO’nun stratejik boşluk yaşadığı dönemde, akademideki subayların yoğun olarak ittifaklar sistematiğini elden geçirdiği bilinmektedir. Milli Güvenli Kurulu Genel Sekreterinin ağzından işbirliği partneri olarak İran ve Rusya’nın telaffuz edildiği bu dönemde, acaba “merkez ülke” olabilir miyiz temrinleri yapılmakta, beyin fırtınaları gerçekleştirilmektedir. Hatta kimi subayların, bazı islamcı aydınlara “hilafet” üzerinde çalışmalar sipariş ettiği böylesi bir dönemde, bunun tarihsel ve ideolojik alt yapısını temin eden ve retorik kısmı hamaset ve boş laf dolu bir kitap telif edilmiştir: Stratejik Derinlik… Malzemesinin çoğu, Harp Akademileri öğrencilerine verilen ödevlerden devşirildiği “müsellem”dir…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir