Ötekine Duyulan Nefretle Kirlenmiş Hayat

“Ona düşmanlarını sordum. Saydı. Saydı. Saydı.”

Yahya Kemal ile Sohbetler, Sermet Sami Uysal

Kategorik ve sabitlenmiş bir öteki üreten her söz batıldır, müslümanca değildir. Şeytandan tevarüs edilmiştir. Dünyada iyi kötü bir düzen ihdas etme yeteneğine sahip tek canlı türü insandır ve insanlıkla malul olmayan her düzen iddiası bir şeytanlaşmayı içinde barındırır.

Toplum olarak anlamamak ve unutmak için kırk takla attığımız, metaforik bir anlatımı olan yaratılış kıssasından bahsedicem. Meşhur anlatıda, Şeytan Adem’e secde etmeyi reddeder. Onun topraktan yaratıldığını ve kendisinin ise yaratılış olarak topraktan üstün olduğunu söyler. Adem ise topraktan yaratılmış olmasına rağmen ateşten “üstün” kılınmıştır. Şeytan bunu hazmedemez sadece Allah’a secde edeceğini beyan edip emre uymayacağını belirtir. Muvahhidliğine halel getiremeyeceğini öne sürer ve kovulur. Kovulduktan sonra Adem’in soyundan gelenleri yoldan saptıracağına ve çoğunun yoldan çıkmışlar olarak haşrolacağını beyan eder. Şeytan’a göre suçlu kendisiyle Allah arasına giren Ademdir.

Peki Adem neden “üstün” kılınmıştır?

Adem’in üstünlüğü haya edebilmesinden gelmektedir. İnsan olmanın en mücessem halidir haya etmek. Melekler tarafından secde edilen adem ilk sınavında bunu ortaya koyar. Yasak meyvayı yedikten sonra cennetten kovulur. Düştükten sonra tövbesinde nefsine zulmettiğini beyan edip af diler. Dünyadaki yolculuğu böyle başlamıştır. Haya etmekle… Adem hata ettiğinde öncelikle kabahati nefsinde arayandır. Yüzü kızarmayanların insanlık sattığı günümüzde üzerine detaylı düşünülmesi gereken bir hadisedir.

İnsanların olaylar karşısında iki farklı tavır ortaya koyduklarını görürüz.

Bazı insanlar kabahati bir öteki üzerinden anlatmaya çalışır. Kendisini ve ait hissettiği mecrayı temize çıkaracak ve ötekini kötüleyecek ya da “şeytanlaştıracak”  şeyleri öne çıkarır. Yaptığı şeytanlığa rağmen hakkı üstün tuttuğu iddiasındadır.Her zaman haklıdır ya da haklı tarafta yer almaktadır! Eğer bir aksilik çıkarsa mutlaka başka suçlular vardır ve eksik kalan tek şey o suçluların ifşasıdır. Bir dış güç, bir ekopolitik sebep, bir acizlik bu tip bir tavırda argüman olarak rahatlıkla tedavüle sokulabilmektedir. Bu Şeytan’ın Adem’e secde etmemesinden çok farklı değildir. Kategorileştirmekle Şeytanlaşma arasındaki paralel ilişkinin hikayesi kadimdir. Diğer kesim ise kabahati önce kendinde arar. Bu insanlar, Adem’in sahip olduğu hayaya taliptir ve noksanlığını keşfe daldığı dünya hayatındaki arayışta tamamlamaya çalışmakta ısrar edenlerdir. Ve azdır bunlar, Allah nesillerini tüketmesin.

Maalesef hayat alanı bulmak için bir ötekine ihtiyaç duymamız dayatılmış ve ister istemez yaşarken kategorilere ihtiyaç duyarız. Geçmişe bakarak kolaylıkla benimsediğimiz kategoriler bizi yüzlerce “kötü”yü sırtımızda taşımaya mecbur bırakmış. Kötü sözler söylemek, birilerini kötülemek, insanlara kötü hisler beslemek, hep kötü olanı görmek… Bizler bir şekilde gelmiş bulunduğumuz bu hayatta ailelerimizden ve mahallelerimizden dolayı haysiyetimizi koruyacağına kani olduğumuz en yakın bloğa yazılanlarız ve diğer blokları şeytanlaştırmamız hayaya mugayyir sayılmamış. Kirli bir tarihin kirli formasyonuna alıştırılmışız.

Peki bu Şeytan refleksiyle kirlenmiş hayata nasıl konuşmak icap eder?

Basitten başlayalım. Haya etmek bazı normları dayatır ve bunları siyasetten tutun da bire bir ilişkilerimize kadar uyarlayalım. Bir kötülük kategorisi üretmeden ve klişelere bulaşmadan konuşmaya çalışalım. Başımıza gelen musibetlere dış güçler, büyük resim, solcular, kemalistler, dinciler, ötekiler gibi ön kabullerden teberri edelim. Ayıptır, hiç kimse sadece bir tek şey değildir. Böyle konuşanlara tavır koyalım. Fikri üretiminin sakilliğini dikkatte tutarak okuyalım.

Hayata dair hep bir hazır cevabı olan ve meseleyi insandan kopararak öfke üreten, ayrıştıran ve bunu başarılı bir siyaset ve ilişki yönetimi olarak zannedenlerin tavırlarını karşımıza alalım. Yaptıklarını desteklemeyelim. Düşmanlaştırmaya çalıştıklarıyla dost olmaya çalışalım. Diğergamlık kotamızı”ötekileştirenler” için daha çok ayıralım.  İnsanların içinde taşıdıkları olumlu vasıfları da tartışmaya katalım. Sadece kötü taraflarından bahsetmenin yaratacağı tahribattan ve yanlış anlaşılmalardan haya edelim.

Kurduğu ilişkide bir konumlandırma, hesap, örgütleme, çıkar, kazanım vb. şeyler gözetenlere insan olmanın nasıl bir şey olması gerektiğini anlatmaya çalışalım. Bireye insan olarak değer vermeyenlerden uzak duralım. İnsanları istatistiki veri, kafa sayısı, meşruiyet dayanağı gibi görenlerin ahlaklanmaları için dua edelim. Tatbikine güç yetiremeyceğimiz şeyleri asla üstesinden geliyormuş gibi anlatmayalım. Haya edelim.

Bir garantimiz/sigortamız var mı? Yok elbette… Sürekli dönüp duran günler arasında hep tetikte olmanın takvaya değdiği yerde buluşalım.

Bedri Soylu

* Kullanılan görsel, Amerikalı ressam Thomas Cole’a ait1828 tarihli Expulsion from the Garden of Eden adlı tablodur.