Sol-İslam Popülizmi(1) – Kişisel Efsanenin Cazibesine Kapılmak

Friedrich Engels 1853’te İslam’ın mücadelesi ve kaynakları hakkında şöyle demiş: “Bizzat Muhammed’in yaşamıyla ilgili tarihi, gelecek birkaç gün içinde okuyacağım. Ama şimdiye değin okuduklarımdan çıkan sonuca göre, olay, bozuk bir Yahudilik ve bozuk bir Hristiyanlık anlayışı ile bozuk bir doğaya tapınma yaklaşımının karması olan dinleri de çözülme çığırına girmiş olan, ahlaken iflas etmiş kentli fellahlara karşı bir Bedevi tepkisi niteliğini taşımaktadır.” [1] Engels dönemsel İslam okumalarında kıt İslam tarihi bilgisiyle ve biraz da oryantalist bir ön yargıyla, İslam’ın erken dönemlerindeki mücadele koşullarıyla ilgili böyle bir saptamada bulunmuş. 

Engels’in ifadesini şu anlamda da okumanın yanlış olmayacağı kanaatindeyim: “İslam, ilk elden orijinal kaynaklardan olmayan sözel, şifahi ve hatta çoğu yerde yanlış anlaşılmış, çarpıtılmış bir Hristiyanlıktan, pejmürde bir Yahudilikten ve kendisi de çözülme çağına girmiş doğa dinlerinden derlemiş, harmanlamış ve şehirli düşman fellahlarına karşı bir bedevi reaksiyonu ve bir kavga geliştirmiştir.” 

Meseleyi hiç sorgulamaksızın bu yönüyle kabul ettiğimiz de Engels’in tezinin alt okumalarından ben şunu da çıkarıyorum ki; İslam mücadelesinin dinsel kaynakları üçüncü elden bozuk ve kulaktan dolma olsa bile ortada korkunç hatta dâhiyane bir kavga seçkisi hazırlanmıştır. Ve bir de bu kavga felsefesinin düşman kabileleri birleştirdiğini, ezilen halkları ikna ederek yirmi yıl gibi kısa bir zamanda tek Allah’ın egemenliğinde köleyle efendinin eşit olduğu bir zaferle sonuçlandığını düşünürsek emsalsiz bir dövüş biliminin hazırlandığını rahatça söyleyebiliriz. 

Elbette Engels’in İslam mücadele kaynakları hakkında -aşırı basitleştirilmiş, kendisinin de itiraf ettiği gibi çabuğa getirilmiş bir önsezi halindeki- görüşünü benimsiyor değilim. Ancak Türkiye İslamcılığının ve özellikle de son beş on yılda İslamcılığın sağ kodlarından sıyrılarak Sol-İslam saflarında kapitalizme karşı duruş sergilediği iddiasında bulunan üç beş zatı muhteremin beslendiği bilgi kaynaklarıyla Engels’in erken dönem İslam’ının bilgi kaynakları için öne sürdüğü tezin korkunç ve hatta “ironik” bir biçimde örtüşmesi açıkçası beni rahatsız ediyor. Bu örtüşmeye rağmen ciddi bir farkın olduğunu da söylemek lazım; Engels’e göre İslam’ın üçüncü elden harmanladığı pejmürde dinsel bilgiler, kentsoylulara karşı bir bedevi hıncına, deyim yerindeyse bir sınıf kavgasına dönüşmüştür fakat Sol-İslam safında kapitalizme karşı kavga veren zatı muhteremler, sağdan ve soldan aşırarak harmanladıkları bozuk düzen bilgisini Türkiye’deki egemen sınıflara karşı kullanacakları bir kavga biçimine çevirmedikleri gibi kendi kişisel efsanelerinin peşine düşmenin zeminlerini hazırlayan popülist materyallere dönüştürmüşlerdir.

Türkiye solunun yıllardır çok aşina olduğu “Kişisel efsanesinin peşinde olma popülizmi” şeklinde tanımlanabilen bu türden bireysel sapmalar genelde şöyle tipler için kullanılır: 

I. Örgütlü sınıf kavgası veren partisel yapıdan koparak hizipçilik yapanlar. (Sekter/Solda bölünmelere neden olarak alt gruplar oluşturan ve liderlik hastalığına düşmüş tipler için söylenirdi.)

II. Kendi bireysel tezlerini önemseyerek öznelciliğin batağına düşmüş olanlar. (Sübjektivist)

III. Sınıf kavgası pratiklerini hiçe sayıp partiyi bireysel anarşizme, maceracılığa sürükleyenler. (Sol oportünist/Deniz Gezmiş örneğinde olduğu gibi)

IV. Kişisel çıkarlarını halkının çıkarlarından daha üstün görerek bireysel kurtuluşunun peşine düşmüş ve bu çıkarlarını solun kızıl sosuna batırarak gerçekleştirmeye çalışanlar. (Küçük burjuva popülizmi/Solun aydın yazar, çizer sanatçı ve entelektüel camiasında sıkça görülen sapma biçimi) 

Elbette Dünya çapında olduğu gibi Türkiye’de de büyük oranda legal/illegal sol örgütlü yapıların çözülmesiyle birlikte bu türden sapma yaşayan bireylere yukarıda değinilen suçlamalar da ortadan kalkmış oldu. Yani yorgan gitti kavga bitti. Ancak, Türkiye İslamcılığında özellikle AKP iktidarından bu yana dördüncü kategorideki bireyler, bağırsak kurdu gibi türediler. (İktidar nimetlerinden yararlanmak maksadıyla AKP İslamcılığı saflarında yer alan -tabiri caizse- Sağ-İslam fırsatçısı bireyler konumuz dışı olduğundan şimdilik parantez altına alarak geçiyorum. Buradaki asıl konumuz Sol-İslam popülisti bireylerdir. Kuran’ı popülizmin mızraklarına takarak kişisel efsanesinin peşine düşenleri kast ediyorum.)

Esefle belirtmek gerekir, adalet ve eşitlik iddiasıyla ortaya çıkan Sol-İslam doğrudan Türkiye’nin egemen sınıflarına, ücretli emek köleliğine, asgari ücrete karşı sınıf kavgası verebilecek ya da bu kavganın koşullarını hazırlayacak bir sürece evirilemedi. Bu gidişle de pek evirileceğe benzemiyor. Ama trajikomik olan o dur ki henüz embriyo aşamasında olan bu oluşum daha henüz doğum evresini, bebeklik ve çocukluk dönemleri gibi gelişim aşamalarından geçmeden bir takım bireylerin tek adamlığı, medya gösterileri, tirajı yüksek kitap satışları ve milletvekillikleriyle sonuçlandı. Sadece bununla da kalmadı Kuran popülizmiyle yaşamın elit sayfalarına sıçrayan bu şahsiyetler, beraberinde bireyci ve keyfi heretik (dinsel sapma) düşlerle azınlığı oynayarak Sol-İslam’ın eşitlik/adalet söylemlerinin sosyalleşebilme imkânlarına ve nihayetinde siyasallaşabilme dinamiklerine de kibrit suyu dökmüş oldular.  

[1] Marks ve Engels, Din Üzerine, (Çev.: Kaya GÜVENÇ) Sol Yay., 2013, Ankara, sf. 116