Sol-İslam Popülizmi(2) – İhsan Eliaçık ve Eren Erdem Örnekleri

Kaldığımız yerden devam edelim….

Emek-adalet-eşitlik gibi büyük bir siyasi tezle çıkış yapan İhsan Eliaçık’ın bir süreden sonra bu büyük tezin, medyada kurgusal ilahiyat vaazlarında eylemsel ifadesini bulması bence meselenin üzücü sonuçlarından birisidir. Aşağıda örneklendireceğim kurgusal ilahiyat iddiaları, aslında bir araştırmacının kişisel fikirleri olsaydı çok sorun olmayabilirdi. Ama bu düşünceler; antikapitalist, eşitlik-adalet tezlerine eklemlenen fikirler olunca insan, Sol-İslam çıkışının doğal ve zorunlu sonucu böylesi fikirler midir diye sorgulamadan edemiyor.

İhsan Eliaçık’ın kurgusal ilahiyat vaazlarından bazılarına bakalım:

* Namaz dinin direği değildir. Şekli cezası ve vakti yoktur. Namaz kılmayanlar cezalandırılmayacaktır.  Namaz bir nusuktur. (geleneksel bir ritüeldir) Asıl olan iyilik yapmadır. Salat’ın asıl anlamı sizin kıldığınız namaz değil bir dayanışmadır.  [1]

* Kader sizin sandığınız gibi önceden Levhi mahfuzda yazılanların başımıza gelmesi değildir. (Aslında Allah geleceği takdir etmemiştir.) Sizin yaptıklarınızın yazılmasıdır. [2] (Kuranın en önemli tezlerinden biri olan gelecekte olacakların gayb bilgisi Allah’ın katında olduğu da reddedilmiş oluyor.)

* Cennet-Cehennem sizin sandığınız gibi öldükten sonra gerçekleşecek bir âlem değil bu dünyadadır. [3]

* Sizin bilip de iman ettiğiniz şeytan melek diye bir şey yoktur. Melekler tabiat kuvvetleri, şeytan ise içimizdeki hırs, kin nefrettir. Allah’ın dışında bilinmeyen âlem, bir metafizik yoktur. [4]

* Sizin doğaüstü bilinmeyen, ateşten yaratıldı diye bildiğiniz Cin diye bir şey yoktur. Kuran da geçen Cin yabancı kabilelerden bir topluluktur. [5]

* İsa babasız çocuk değildi. Normal bir babadan meydana geldi. İsrailoğulları beşikteki çocukla konuşmadılar. 25 yıl sonra peygamberlik iddiasında bulunan bir gençle konuştular. [6]

* Yunus peygamberi balık yutmadı aslında Ninova’da atıldığı balık simgeli hapishaneyi anlatıyor. [7]

* Milletin zannettiği Musa peygamberin mucizesiyle Kızıldeniz’i yarma vakıası bir mucize değil normal bir Med cezir olayıdır. [8]

* Sizin kestiğiniz kurban ibadet değildir bir şaman geleneğidir. [9]

* Evrim Allah’ın en büyük ayetlerindendir. [10]

Listeyi artırmak mümkün. Şimdilik bunlarla kifayet edelim. Bir de Eren Erdem’in Kuran’ın bağrından kopardığı “devrimci hikmetler”den bazı örnekler verelim. Burada bir parantez açalım,  yanlış anlaşılmasın Eren Erdem’le Eliaçık’ı bir eşdüzeylik içinde değerlendirmiyorum. Zaten kendisi de kabul eder ki; fikirlerini hocası Eliaçık üzerinden ve Hakkı Yılmaz’ın mealinden inşa etmiştir. Bundan dolayı doğruları kendine ait olmadığı gibi yanlışları da kendine ait değildir. Buna rağmen Sol-İslam’ın bir karikatürü olduğunu somutlamak açısından birkaç misal vermekte fayda var.  Özellikle Eliaçık’tan doğrudan kopyaladığı fikirleri dışında şunları söylemiş:

* Kuran Hz. Muhammed’e gökten inen Allah’ın buyrukları değildir. Tıpkı arıya vahyettiği gibi bir içgüdüdür. Bir “normalleştirici bilgidir” (ne demekse?) Zor zamanlarda ortaya çıkan bir ilhamdır. [11]

* Kevser Suresi’nin şöyle çevirir: “Rabbini destekle/devrimcilik yap ve güçlükleri göğüsle.” [12] (Görüldüğü gibi burada Erdem, Arapça bilmeden de Kuran’dan çeviriler yapabilmekte ve bütün Kuran dil otoritelerinin haddini bildirmektedir. Bence Erdem’in Arapça bilmeden akıllara zarar Kuran çevirileri yapabilmesi durumunu bir vahiy/normalleştirici bilgi/ilham/mucize(!) olarak kabul etmek gerekir.)

* Bakara suresinin 223. ayetini şöyle çevirir: “Kadınlar toplumun kültürü ve yeşerdiği yerdir!”  [13]  (Cinsel ilişki ve onun ürünü olan nesille kadın arasında bir analoji kurmak isteyen Kuran’ın bu ayeti genelde “Kadınlar sizin tarlanızdır” ya da “Ürün alabileceğiniz bir yerdir” şeklinde çevrilmiştir. “Sizin tarlanızdır (Harsun lekum)” şeklindeki çevirinin temel sorunu Arapça ’da çift sürme, ürün alma, ekin gibi anlamlara gelen [14] “hars” ile Türkçe ’deki “tarla”nın aynı yerde durmamasından mütevellit bir kaba sabalıktır. Çeviri yanlış değildir fakat ayetteki “ürün/ekin” anlamlarına gelebilecek “hars” kelimesinin kavramsal çağrışımlarından kaynaklı çok anlamlılık incelikleri hesaba katılmadan üstün körü bir anlam verilmiştir. Kuran mütercimi Eren Erdem, böyle bir çeviriyi “kadın düşmanlığı” olarak görmüş ve Fransızcadan dilimize geçen “kültür”le Ziya Gökalp’in “hars” olarak çevirdiği sosyolojik kavramı adapte ederek Kadınlar sizin kültürünüzdür… diye çevirivermiştir. Değerli mütercime şu soruları sormak gerekir: Sayın müellif! Kadınlarımız bizim kültürümüzse lütfen hangi kültür kategorisine girdiklerinin de bir açıklamasını yapınız ve böylece bizi zalim bir şüpheden kurtarınız. Kültür bitkileri mi? Bilimsel, sosyolojik, feminist, demokratik kültür mü? Bar kültürü mü? Yoksa bizim maddi ve manevi değerlerimizin tümü olarak mı anlamak gerekiyor? Nasıl bir kültür?)

* Araf suresinin 46-47-48-49 anlatılan Araf ehli aslında ahirette cennet ve cehennem arasında kalan bir topluluk değil bu dünyada bilgi tepelerine çıkarak (Araf’ın asıl anlamı “bilgi tepeciği” anlamına geliyormuş) cenneti ve cehennemi gözlemleyerek insanları cennet gibi sınıfsız topluma çağıran devrimcilerdir. [15]

* Cennet sınıfsız bir toplum, cehennem ise sınıflı toplumdur. [16]

* Kıyamet gününün yorumu için; “Çocukluğumuzdan beri öyküsüyle büyüdüğümüz kıyamet günü, yıldızların döküleceği, dağların yürütüleceği, göklerin yarılacağı… Kısacası bizim bildiğimiz mahşer günü değil ezilenlerin kıyama kalktığı için kodamanların yıkım sahnesini anlatan tasvirlerdir.” gibi bir yorum yapar.  Devrimci İslamı savunan Eren Erdem, kıyamet gününün doğru(!) bir tefsirini yaptıktan sonra ne hikmetse pozisyon değiştirip Arap dili edebiyatçısı kimliğini ön plana çıkarıp Zuhruf suresi 85. Ayetteki ifadeleri “Kıyamet saatine ait bilgi Rabbin katındadır.anlamında çevirdikten sonra, “Bu kinayeli bir anlatımdır. Arap edebiyatında çok sık kullanılan bir yazım biçimidir. Bu tip kinayelerle kıyametin amacı ortaya çıkarılır…”[17] diyerek konuyu bağlamaktadır. (Görülen odur ki yine devrimci bir vahiyle karşı karşıyayız. Arapça bilmeden Zuhruf Suresi’ni çevirip tefsirini yaptıktan sonra bu yetmemiş gibi Arap dili ve edebiyatının kinayeli anlatımları için uzmanlara ilham olacak bir tespitte bulunması devrimci bir mucize değildir de nedir?)

Bu fikirler, Feuerbach’ın  bin sekizyüzlü yıllarda Hegel felsefesi için ileri sürdüğü “Hegel’in felsefesi, teolojiyi teolojinin dilinden reddetmektir.” iddiasını anımsatıyor nedense? Nerelerden çağrıştı acaba? Meseleyi antikapitalist düşünce sahipleri bakımından o kadar da nitelikli bir çıkış olarak da görmesem de  Feuerbach’ın Allah-insan kutsal varoluş ilişkisinin buharlaşıp sona erdiğine dair göndermelerine çok benziyor. 19. yüzyıl Almanya’sının materyalist fatihi Feuerbach,  bakın materyalizmi fethederken Hristiyanlık dini için ne diyor:

“Felsefede var olan farklar; insanlığın temel farklarıdır. İnancın yerini inançsızlık, İncil’in yerini akıl, din ve kilisenin yerini politika,  gökyüzünün (cennetin) yerini yeryüzü (bu dünya), duanın yerini iş, cehennemin yerini zorunluluk, İsa’nın yerini insan almıştır.” [18]

Feuerbach: “gökyüzünün (cennetin) yerini yeryüzü (bu dünya), duanın yerini iş, cehennemin yerini zorunluluk almıştır” şeklindeki beyanı Eliaçık’ın ve Erdem’in “Cennet yeryüzündeki sınıfsız,  cehennem ise sınıflı toplumdur.” şeklindeki tezleriyle çok benzemektedir.

Zaten Tanrı’nın özünü insanın özünde, Tanrı’nın gizlerini antropolojinin gizlerinde saklı olarak gören Feuerbach maddeciliği, sadece 19. yüzyıl Almanya’sındaki Hristiyanlığın değil antikapitalist Eliaçık ve Eren Erdem’in tezleri özelinde günümüz Türkiye’sinin İslam ilahiyatındaki Allah-insan kutsal ilişkisinin sona erdiğinin müjdesini de vermektedir.

O halde yukarıdaki fikirlere bakarak sol-ateizmin İslam’ı çok doğru yerden kavradığını hiç çekinmeden söyleyebiliriz. Eliaçık ve Eren Erdem’in tezleri açıkça  “Siz ateist,  olmakla yerden göğe kadar haklıydınız ama aramızdaki fark şudur ki; siz ateist temellendirmenizi İslam ilahiyatının dışında yaptınız biz ise sizin haklılığınızı İslam ilahiyatı diliyle yeniden kanıtlıyoruz.” beyanıdır.

Devam edeceğiz….

[1] https://www.youtube.com/watch?v=4MAyWo2j-J4

[2] https://www.youtube.com/watch?v=EjFmOGd6Brk

[3] https://www.youtube.com/watch?v=dlp5zouDl9c

[4] https://www.youtube.com/watch?v=S8gyz7IuaQQ

[5] https://www.youtube.com/watch?v=aTsMQOuccyg

[6] https://www.youtube.com/watch?v=VLBpT7ePilI

[7] https://www.youtube.com/watch?v=Ia3dufSEFJU

[8] https://www.youtube.com/watch?v=_qPxNizbNs8

[9] https://www.youtube.com/watch?v=H98tc3qMpgI

[10] https://www.youtube.com/watch?v=H_2_ZqikhqM

[11] E. Erdem, Devrim Ayetleri, Kırmızıkedi Yay., İstanbul 2.Basım, sf. 65

[12] Erdem, a.g.e sf. 84

[13] Erdem, a.g.e sf. 114

[14] Ragıb el İsfahani, El Müfredat Fi Gariybil Kuran, Darul Marife 3. Baskı.   Lübnan-Beyrut, H-R-S maddesi, sf. 119

[15] Erdem, a.g.e sf. 217-218- 219-220

[16] Erdem, a.g.e sf. 218

[17] Erdem, a.g.e sf. 223-224-225-226

[18] Ludwing Feuerbach, Geleceğin Felsefesinin İlkeleri, (Çev. Hasan İlhan), Sayfa Yay. İstanbul, Sf. 62