Sol-İslam Popülizmi(3) – Halk Neye Teveccüh Eder?

Sizce bu ülkede, işsizlikten depresyona giren, asgari ücretle geçinmeye çalışırken açlığın ve yoksulluğun sınırında can çekişen, düşük ücretli bir memur ya da öğretmenlik maaşı uğruna KPSS sınavlarında varını, yoğunu yıllarını harcayan, kelle koltukta maden/kömür ocaklarında, inşaatlarda, fabrikalarda çalışan halkın bu Sol-İslam popülizmine ihtiyacı var mıdır? Ya da bu fikirler, umurlarında mıdır? Bu yaklaşımlar Türkiye’de yaşamanın bedelini ateş ve kanla daha olmadı canıyla ödeyen ezilen sınıfların kurtuluş teolojisi olabilir ve onların ellerinden tutabilir mi?

 

Aslına bakılacak olursa ben bu halkın herhangi bir fikre ihtiyacı var mı ondan bile şüpheliyim. Ben de emeğiyle yaşama tutunmaya çalışan halkın içinden sıradan birisi olarak bu nutukları dinlerken “Kardeşim bana vaaz verme! Hayatımı ruhsal ve bedensel olarak ablukaya almış sınıfsal yaşam pratiğinden beni somut olarak kurtaracak önerilerin ya da doğrudan bir müdahalen var mı? Onu söyle.” diyorum. Böyle bir tepkinin de halkın sosyal bilinçaltı olduğunu düşünmekteyim. Ve maalesef böyle bir çıkış yaparlarsa da haklı olurlar.

 

Vaktiyle müminler, Habeşistan’a hicret ettiğinde Cafer b. Ebu Talib’in Habeş Kıralı Necaşi’ye karşı o meşhur müdafaasında şöyle deri:

 

Ey hükümdar!  Biz cahiliye zihniyetine sahip bir kavimdik. Ağaçtan ve taştan yapılmış putlara tapar, kendiliğinden ölmüş hayvanların etlerini yer, kız çocuklarını diri diri toprağa gömer, insanlık dışı bütün kötülükleri yapardık. Akrabalarımızla ilgilenmez, komşu hakkı tanımazdık. Kuvvetli olanlarımız zayıflarımızı ezer, zenginlerimiz fakirlerin sırtından geçinirdi. Hak hukuk nedir bilinmezdi. Biz bu halde iken Allah, bizim içimizden asil soylu, doğru, güvenilir, iffetli olarak bildiğimiz birini peygamber olarak gönderdi.” [1]

 

Altı çizili sözleri tekrar okumak ve nereye işaret ettiğini düşünmek lazım. Cafer b. Ebu Talib bu ifadelerle, kuvvetlinin zayıfı ezdiği, zenginin fakirin emekleri üzerinden geçindiği hukuksuz bir toplumdan peygambere kurtarıcılık misyonu biçmektedir. Dönemin bir halk çocuğu olan Cafer b. Ebu Talib: “bizi fakir-fukara ve köle, onları ise efendi yapan bu adamların düzeninden kurtarmak için Allah böyle bir adamı bize Resul olarak gönderdi” demek istemiyor mu sizce? İşte bu ezilen halkın bir siyasi davaya karşı geliştirdiği sosyal bilinçaltıdır. Bugün herhangi bir taşeron işçi, antikapitalist olduğu iddiasında olan Eliaçık’ın hareketi için Cafer b. Ebu Talib’in söylediğini söyleyebilir mi? Ve bunun ispatı için yukarıda zikrettiğim söz konusu fikirleri ortaya koyabilir mi? Daha da genel konuşalım: Türkiye İslamcılığı için söyleyebilir mi? Türkiye Sol-İslam’ı için? Türkiye solu için?

 

Şu tarihsel olguyu net olarak söyleyebiliriz ki: Muhammedi çağrı erken dönemlerinde ezilen halk çocuklarını ikna eden, kölelerin gönlünü çelebilen bir hareketti. Bunu hemen aklıma gelen bir tarihsel vaka ile somutlayayım:

 

Ebu Süfyan İbn-u Harb’ın Şam’da bulunduğu bir zaman, Dıhyetu’l Kelbi, Resulullah’ın İslam’a davet mektubunu Rum Kralı Herakliyus’a ulaştırınca Ebu Süfyan’ı yanına çağırıp önüne oturtur ve ona bir dizi sorular sorarken şöyle bir soruyu da sormadan geçemez:

Ona, insanların eşraf (asil, soylu, elit, varlıklı) takımı mı tabi oluyor yoksa zayıflar (ezilen, fakir fukara köle) takımı mı?”

Ebu Süfyan da

Zayıflar takımı” diye cevap veriyor.

Herakliyos:

Artıyorlar mı azalıyorlar mı?”

Ebu Süfyan:

Eksilmiyorlar, bilakis artıyorlar”  [2]

 

Banka kredi kartı borçları yüzünden ruhu, beyni iğfal edilmiş halk çocuklarının kendisini bankalardan kurtaracağı gerekçesiyle fevç fevç katılım gösterdiği bir siyasi hareket tanıyor musunuz?

 

Bu ülkede Sol-İslam’ın zikrettiğimiz simalarının, ezilen halkın kurtuluşunu gerçekleştirecek özgürlükçü ilahiyat gibi bir dertleri olsaydı bu memleket için doğru yerden örgütlenebilmenin, sosyalleşmenin ve siyasallaşabilmenin denklemlerini arıyor olurlardı.

 

Açıkçası doğru bir kurtuluş ilahiyatı tezinin ne demek olduğunu bilmiyorum. Ama bu memlekette sol, sağ ve İslamcılığın geçmişteki siyasi tecrübelerinin, doğru yerden kurulacak siyasi denklemlerin ne demek olduğunu ve toplumsal kaynaklarının neler olabileceğinin ipuçlarını bizlere verdiği kanısındayım. Örneğin cemaatlerin iradesini, koskoca cumhuriyet rejiminin kıramamasını nasıl izah edebiliriz? Bu durumun Cumhuriyet dönemi İslami cemaatlerinin, çok bilimsel ve akademik olmalarından kaynaklandığını sanmıyorum ama doğru yerden sosyalleşebilmenin ve siyasallaşabilmenin denklemlerini kurabilmelerinden kaynaklandığını sanıyorum. Bir başka açıdan; Erbakan Hoca’nın parti hareketi dediğimiz de Türkiye İslam halklarının, İslam kodlarını doğru yerden okumakla bir zamanlar siyasal başarıyı yakalayabilmiş bir siyaset pratiğinden bahsetmiş oluruz. Aynı şeyleri AKP islamcılığı için de söyleyebiliriz. Burada herhangi bir cemaatin ya da partinin fikirleri değil ortaya koymaya çalıştığım, söz konusu cemaatler ya da partilerin siyasi başarılarıdır. 

 

O halde yukarıda eleştirdiğimiz fikirler siyasallaşamaz sosyalleşemezse neye yarar? Bunu şöyle özetleyebiliri; 16. Yüzyılın Lutherciliği, dini sosyal ve siyasal olandan bireysel olana indirgeyerek cemaatinden kopmuş yapayalnız dindar bireyleri, dönemin Avrupa burjuvazisinin kucağına itmekle ne türden bir görev üstlenmişse bu sözüm ona kurtuluş teolojisi iddiasını taşıyan antikapitalist fikirler de sanılanın ve kastedilenin aksine benzer bir misyonu üstlenecektir.

 

Özetle, antikapitalist İslam duruşunda olduğu iddiasını taşıyan Eliaçık Hareketi, üçüncü elden Kuran, pejmürde bir Marksizm, bozuk bir 19.yy. pozitivizmi, materyalizmi ve evrimciliğiyle icat ettiği derme çatma kurtuluş ilahiyatı düşüncesiyle, Müslüman çoğunluğun sınıfsal kurtuluşu için değil, hitap ettiği azınlığın memnuniyetini kazanma amacından dolayı marjinalizmin tuzağına düşmüştür. Cami cemaatini, Müslüman çoğunluğu ikna edemediği için sosyal ilgiyi yakalayamamış ve böylece siyasallaşabilme dinamiklerini de yitirmiştir. Üstüne üstlük toplumsal mutabakatlarını kaybeden antikapitalist söylemi, Eliaçık’ın vaaz ettiği keyfi ve kurgusal ilahiyat tezleriyle kişisel efsanesinin peşine düşmüş öznelci bir sol İslam popülizmine dönüşerek sosyalleşebilmenin üzerine tüy dikmiştir. Zaten öteden beri metodsuz ve el yordamıyla yürüyen söylem, tosladığı cehalet duvarlarını halka bir buluş gibi göstermekten de çekinmemiştir.

 

[1] Es Siyreti Nubuvveti’l İbn Hişam, Darul İhya El Turas’ul Arabi Yay., Beyrut-Lübnan, 1. Cilt, sf. 358-359 1971

[2] Kütüb-i Sitte. (Çev. Prof. Dr. İbrahim Canan), Akçağ Yay., 1992, Ankara, 15. Cilt, sf. 382-383