Soli Özel: Bir dönem biterken

ABD önseçimleri hemen hiç kimsenin öngöremediği kadar heyecanlı geçiyor. “Tez elden adaylıktan düşer” denilen Donald Trump, üstelik Amerikan kampanya ölçülerinde az para harcamasına rağmen, Cumhuriyetçi Parti’de liderliği kimseye kaptırmıyor.Şimdiye kadar çoktan yarışı terk etmiş olması gerektiği düşünülen, geçen haftaki “Süper Salı” seçimlerinden sonra neredeyse folklorik bir figür diye bakılan Bernie Sanders da Hillary Clinton’un peşini bırakmıyor.

Kampanya uzadıkça ve seçkinlerin hafife aldığı, yahut Trump örneğindeki gibi nefret ettiği adaylar öne çıktıkça, önseçimde oy kullanan parti üyesi seçmen de coştukça coşuyor. Coşan seçmen, pek çok eyalette öngörüde bulunulmasını bile zorlaştırıyor. Trump ve Sanders’in dalgalandırdığı partililer, isyan bayraklarını açmış partilerinin seçkinlerine meydan okuyor. Aslında Amerikan parti sistemi, özellikle de Cumhuriyetçi Parti sarsılıyor, hatta içe doğru infilak ediyor. Sıradan partili, ekonomik krize ve siyasal sistemin kendisine yönelik kayıtsızlığına karşı düzeni temsil edenleri cezalandırıyor.

Bu nedenle geçen seçimlerde neredeyse kesirine kadar sonuçları bilen Nate Silver, “Michigan Eyaleti’ni yüzde 99 Hillary Clinton kazanacak” derken çuvalladı. Kamuoyu yoklamaları Michigan’da Clinton’u 20 puandan fazla önde gösterirken, Bernie Sanders kıl payı ile de olsa seçimi aldı.

Michigan, bir zamanlar Amerikan oto sanayiinin merkezi olan Detroit kentinin de bulunduğu eyalet. 2008 krizinin etkilerini iliklerine kadar yaşamış olmanın yanı sıra küreselleşmenin ve serbest ticaretin darbesini yemiş. Aslında Michigan’daki sonuçların da Trump’a destek verenlerin demografik yapısının analizinin de gösterdiği şu: Sınıf bilinci ve sınıf mücadelesi Amerikan siyasetine geri gelmiş.

Trump’ın rezil ve ırkçı söyleme sahip, kendine âşık bir megaloman olduğuna kuşku yok. Bir ülkeyi yönetebilecek birikime de kadroya da sahip olmayabilir. Ancak Trump’un başarısını Amerika’nın bitmek bilmeyen ırkçılığıyla açıklamaya çalışmak kesinlikle çok eksik. Trump, kendisi zengin olmasına rağmen Cumhuriyetçi Parti’deki, nalıncı keseri gibi yalnızca kendini yontan, sürekli ABD’nin en zengin sınıflarına çalışan mekanizmayı karşısına aldı.

Cumhuriyetçi Parti’nin ikiyüzlülüğünü sergiledi. Partinin kutsallarına küstahça ve umursamadan dil uzattı. Bunları yaparken de partinin oy aldığı kesimlerin ekonomik çıkarlarına, ekonomik krizin yarattığı acılarına ses vermiş oldu. Ekonomik krizde milyonlarca aile evini, barkını kaybederken krizin sorumlusu olan finans ve sigorta şirketlerinin kurtarılmasının, bunları yönetenlerin on milyonlarca dolarlık primleri yüzsüzce almalarının alt sınıflarda kabarttığı öfkeyi siyasete taşıdı. Bunu görmeden Trump olgusunu anlamak mümkün değil.

Amerikan işçi sınıfı 1970’de milli gelirden yüzde 68.8 pay alırken, 2013’te bu pay yüzde 60.7’ye düşmüş. İmalat sanayiindeki istihdam 1979’da 19.3 milyon iken 2015’te yüzde 36 azalarak 12.3 milyona inmiş. Kazandığı ücretle orta sınıf statüsünde olan işçiler ve genelde orta sınıflar, son 30 yılda gelirlerinin artmadığını ve göreli olarak geriye düştüklerini görmüş. Çin’le ticaretin artması vasıfsız işçilerin canına okurken, kaybedilen istihdam yerine başka imkânlar çıkmamış. Bu gelişmelerden en olumsuz etkilenen 45 yaş üzeri çalışan sınıflardan beyaz erkekler, Trump’un en heyecanlı destekçileri.

Benzer mekanizmalar, Sanders’in neden böylesine popüler olabildiğini de açıklıyor. Sanders, Trump gibi ırkçı, yabancı düşmanı, şoven bir söyleme sahip değil. Tersine bambaşka değerler üzerinden konuşuyor. Sosyalizmi Amerikan siyasetinde korkulacak bir kelime olmaktan çıkardı. Ön plana çıkardığı unsur, “eşitsizlik” ve oligarşinin sömürüsü. Geleceğinden emin olmayan orta sınıf gençler, bu mesajı benimseyerek Sanders’i taşıyor.

Uzun lafın kısası, Amerikan seçimleri küreselleşme dönemi siyasetinin bittiğini, küreselleşme karşıtlığı döneminin siyasetinin başladığını gösteriyor.

Kaynak: Habertürk