Zorbanın Bitişini Seyrederken

Hendek de hendek denilerek insanların katledildiği bir zamanı yaşarken ne söyleyebiliriz? Yazdıklarımızın günden güne anlamsızlaştığı, tek gerçeğin kan ve göz yaşı olduğu bir dönemde nasıl seslenebiliriz? Zalimliklerini “Türk’ün gücünü göstermek “  pervasızlığıyla sergileyenlere cevabımız ne olabilir? Bu sorulara net bir cevabım yok ancak enseyi karartmamak gerektiğine hala inanıyorum. Bu yazıyı hala devam eden ümidimle yazıyorum.

1450432825

14 Nisan 2009’da KCK tutuklamaları başladığında AKP’nin artık bir sistem partisi olmaya doğru gittiğini, zalimce bir iş yaptığını ve günden güne daha da zalimleşeceğini düşünmüştüm. Girdikleri yol geri dönüşü olmayan bir yoldu, yeltenenini tarihte gerçekten kaybedenlerden eden bir yoldu üstünde yürüdükleri. Şimdilerde “Paralel Yapı” dedikleri ve ağız dolusu küfür savurdukları kişilerle yapmışlardı bu işi. Bazıları ise Oslo görüşmelerinden dolayı rahatsız olan “Paralel Yapı”‘nın işleri bunlar diyordu. Destekledikleri partinin aklanması için argüman olmaktan öteye geçmezdi tabi bazılarının ağzında. Meselenin dedikodu tarafı bizim için anlamlı bir veri olmaz. Bilebileceğimiz ve gördüğümüz; hükumet bu operasyonları desteklemiş ve doğru bulmuştu. Basitçe anlaşılması gereken; bir “yapı”ya rağmen zorunlu olarak istemediği bir şeye destek vermiş olan bir siyasetçi zorda kaldığında dürüstçe davranmamış bir siyasetçidir ve hangi zamanda nerde ne zaman dürüst olduğundan emin olunamayacak biridir. En iyimser yorumla, hükumet o dönemde bu operasyonları desteklemiyorsa, açık şekilde ekranlara ve halka yalan söylemiştir.  Sonrasında baskılamayı derinleştirerek “aldatıldık” yalanının gerçek olmadığını gösteren birçok zulme imza attılar; Roboski, Suruç, içsavaş…

Suruç patlamasından beri artan yoğunlukla mevcut yönetime düşük oy veren Kürt illerinde devletin baskılaması, hayatı durdurması, şehirlere bombalar yağdırması sürecini yaşıyoruz. Gerekçe olarak hendeklerden bahsediyorlar, gençlerin örgüte ve devlete rağmen açtığı hendeklerden… Bölgeden gelen bilgilere göre sokağa çıkma yasakları başlatılarak, yer yer havan topu ile bombaladığı sivil yerleşimler zaten bu süreçten çok önceleri devletin sadece adının olduğu yerler olarak bahsediliyor. Her sokağına girilemeyen, okullarını bile gençlerin yönettiği mahallelerin zaten seçimlerden de önce kontrol edilemeyen yerler olduğunu söylüyor bazı raporlar.

İnsan mücadelesinde gücünü haklılığından alır. Siyaseten farklı anlamlara gelecek, gayrı dürüst ifadeler kullansalar bile toplumsal hareketler haklılıkları kadar anlamlıdırlar. Kürt hareketi de, AKP de haklı olduğu kadar anlamlıdır. Güçten kastımı siyasi otorite değil elbette, dönemsel olarak zor kullanabilme iradesinden bahsetmiyorum, daha uzun vadeli süregiden ve genelde neticesi ile hemen yüzleşemeyeceğimiz  bir anlam dünyasından bahsediyorum. Cumhuriyet tarihi boyunca 27 kere devlete başkaldırmış ve 26’sında ağır bedeller ödeyerek yenilmiş, 27. isyanı devam eden, bir halkın haklılığının ve gücünün bu devletten daha fazla olduğundan bahsediyorum. Sürekli eksen değiştiren ve evrilen ama haklılığı koruyan bir isyanlar silsilesi bu.. Şimdilerde ise faz atlayarak otonomi talebine evrilen bu isyan üzerine, beylerimizden Kürt gençlerine açtıkları hendeklerde yok olacakları tehditlerini işitiyoruz. Şehirlere bombalar yağdırılıyor, hamile kadınlar polis kurşunu ile sokak ortasında öldürülüyorlar. Öncekilerde benzeri beylerin kurdurdukları cümlelerden pek farkı olmayan temizlik operasyonlarından bahsediyorlar. Sokağa çıkmayı yasakladıkları halka mehter marşı dinleterek “Türk’ün gücünü” gösteriyorlar. Tamam, peki yok olsunlar, “Türk’ün Gücü”nü de görsünler! Haklı olanın yok olmayacağını bilmelerine rağmen şehvetle ve azgınca halka saldırmaya devam ediyorlar.

Anadolu’da ilim bilmeyene değil hal bilmeyene cahil derler. Zalim olmak da adil olmak da hal oldukları kadar hayata değer. Anadolu’yu ve İran’ı yönetme imkanını gören son devlet olan Büyük Selçukluların nizam verici(!) yüce veziri Nizamülmülk, Siyasetnamesinde şu ifadelere yer verir: “Saltanat küfür ile devam bulur; amma zulüm ve gaddarlıkla paydar kalmaz.” Bugün sistemi elinde bulunduranlar defalarca kere tecrübe ettikleri, okudukları bu nasihate kulak kesilmekten aciz bir görüntü arz ediyorlar.  İçine düştükleri halin farkında olmayacak kadar cehalet içindeler.

hendek.20141113132346

“Sulhu sağlamayan amel salih değildir.” Cahil yöneticilerin Muaviye’nin sarıldığı saltanatı için sarıldığı kılıçtan ilhamla, korkuları ve tahakkümü besleyen savaş dili ve ayrıştırıcı siyasetleri Müslümanca değildir. Peygamberin vefatından-hatta belki Gadir Hum’dan hemen sonra- başlayan tahakküm güdüsüyle devam eden iç siyasi tartışmalar ve çatışmalar, bizi “Gerçek İslam bu değil.” ifadesinin klişeleştiği günümüze kadar getirdi. Yaşadıklarımız aslında Muaviye ile açık şekilde görünür hale gelen kavganın bayraktarlığını taşıyan bir takım dindar görünümlü, “alnı secde gören” ama siyaseti onun gibi yapan adamlar nedeniyle oluşan kafa karışıklığıdır. Şu zeminde oynanan bu “kafa karıştırıcı” oyunu açıklığa kavuşturmak zorundayız.

Tahakkümcüler olarak bizden çaldıkları/çalmaya yeltendikleri kavramları saymakla bitiremeyiz. Müslümanlık, halkçılık, milliyetçilik, Türklük, Kürtlük, demokrasi, İslamcılık hatta sosyalizm, Ahmet Kaya, Neşet Ertaş, Yunus Emre, Ahi Evren, alperenlik, dervişlik, ehli sünnet, ve daha bir çok şey… Bu halkın bir şekilde sahiplendiği birçok iyi/kötü çağrışımı olan şeyi oya dönüştürmek için kendilerine mal etmeyi başardılar. Oya da dönüştürdüler. Halbuki Türkiye’nin umuda, toplumun haysiyetini gözeten bir siyasete ve yönetime ihtiyacı var. Egosu şişmiş, aklını şaşırmış, yalanı kanıksamış, oy kazanmak için her türlü taklayı atmaya teşne sözümona liderlere değil, velev ki demokrasinin meşru aracı sayılan sandıktan yeteri kadar oyu almış olsunlar. Değerleri hayatının merkezine koyan bireyler olarak bulunan her güzel şeyi argümante edenlere papuç bırakamayız.

Halkların tasfiye gücü kolay öngörülebilir bir şey değildir. Tarih öyle diyor, yıkılabilir görünmeyen ve şimdi hiç de hayırla anılmayan azgınlarla dolu bir tarih var. Kuran’ın azgınlaştığı için helak olmuş olan kavimlere işaret etmesi hiç boşuna değildir. Zor kullanarak fitne saçanların tasfiye oluşlarını bir şekilde göreceğiz ancak zor zamanlarda nerede saf tuttuğumuzdan hesaba çekileceğimizi unutmamak durumundayız. Bu arada bir şekilde bu kifayetsiz muhterislere rağmen düzen kurucu bir nefesi, söylemi ve siyasi hattı ortaya koymak ve mücadelesini vermek zorundayız.

20151009222552_attachment-1-1

Hendek gibi komik bir gerekçeyle yüzbinlerce insanın yaşadığı şehirleri ablukaya almanın, canlara kastetmenin bir zulüm olduğunu aklımızdan asla çıkarmayacağız. Zorbalar genellikle son düzlükte en azgın hallerini ortaya koyarlar. Unutmayalım ki zalim olan Allah değildir, din mazlumun yanındadır, mazlumla beraber saf tutmayan keybetmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir